27 Nisan 2012 Cuma

Aylar sonra

Aylar sonra O'ndan haber almak ve Facebook-inbox'ımda yer alan bir message. Beni özlemiş. Ne kadar uzun zaman oldu haber almayalı. Yazdım cevap ama hala şoktayım. Dondum ve gözyaşımı zor tuttum. Ne kadar değiştiğimi görmesini isterdim. Sadece yapabildiğim küçük bir hayalle bir tren istasyonunda sarılışımız. Geçen sene 25 nisanda onu görmüştüm ve olaylı bir şekilde ayrılmıştım evinden. Son görüşüm olduğunu biliyordum ve sonrası içine girmiş olduğum depresyon ve Elise'nin dostluğuyla bazı şeyleri atlatabilmem; sonrasıysa Kai-dostluğumuz-uçışan hayaller ve geri dönüş.

Tanrım n'olur gideyim buradan artık!

Yine yarım biten bir yazı...

23 Nisan 2012 Pazartesi

Son gelişmeler

Bazı şeyler değişiyor; gelecek sene son yılımı Hacettepe Universitesi-felsefe bölümünde okuyacağım ve bu yaz Amerika için vizemi almış bulunmaktayım ve sırada gelecek yaz uğraşları var... Herşey yorucu ama güzel olacak...

14 Nisan 2012 Cumartesi

Kurtarılmış Şehir

Uzun süredir bu konudaki düşüncelerimi yazmak istiyordum ve dün de başlık aklıma gelince ilk fırsatta yazayım dedim. Bir şeyler söylemek istiyorum İzmir hakkında. Ne garip bir şehir; tamam kabul ediyorum kibar insanlar, güneşli havalar ama ben "Türkiye'nin en modern şehri" olarak gözüme sokulmasından rahatsız oluyorum. Modernlikten anlaşılan Sevinç pastanesinde oturan cool yaşlılar mı yoksa Alsancak'ta lüks mağazalarda alışveriş yapan ve burnumu parfüm kokularıyla rahatsız eden mi? Kulenin resmini her yana koyup bakın çok tarihsel-kültürel ortamımız var denilmesi nedeniyle mi? Peki bu insanlar Bornova merkezde mini etekle dahi yürünülemeyeceğini bilmiyor mu? Gidilen bir kültür-sanat etkinliğine kaç kişinin gelindiğine göz atılmıyor mu? Kabul ediyorum klasik bir Avrupa şehriyle yarışabilir ama lütfen kimse bana "en" kelimesini kullanarak gelmesin.

Sonuç; ben seviyorum bu şehri ve rakı eşliğinde Kordon'da oturup sohbet etmek uzun süredir istediğim bi şey ve neden gitmek istediğimi de bilmiyorum buradan. Ama modern ve modernlik kelimelerini kalıplaştırıp şehre yüklemeyin. Zaten gitgide Evropalılaşacaz deyip ne yaptıgını bilemez ülke olduk. Örneğin okula Avrupa Egitim Sistemi'ni getiriyorsun; süper-ötesi reklamlar yapıyor, cıkıp gençlere nutuk çekiyorsunuz ama öğrenciler hala mı ezber sisteminde saçmasapan şeylerle ugrasıyor onu geçtim biz Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden birinde oturacak yer bulamıyoruz. Demek istediğim; etegini mini giymek ve yolda rahat yürümek de modernlik degildir ve ben bunun beyinde olabilecegine inanıyorum. Bu kadar devasa degisimler bir yerde gercekten güzel; belki bu modern şehirlerinizde bilinçili insanlar tarafından onaylanabilir; peki ya içselleştirme? Bu bizim ülke için çok zor işte.
İzmir'e bakınca metrosu Avrupa'nınkiyle yarışabilecek düzeyde; peki ona tükürüp, tekme atanlar, sıraya girmeden binenler. Modernliğin içselleştirilmesi insanda olabileceğinden benim gözümde metronun güzelliğinin pek bir önemi kalmıyor. Ha deniyor ki neden bu kadar seviyorsun Almanları ve neden takdir ediyorsun Avrupalıları? Sizce bu nedeni olamaz mı? Tabii orda da kokuşmuşluk var ama ben onların az bir çogunlugu da olsakendine özgülüğünü çok sevdim diyebilirim. Ben gerçekten bu değişimi destekliyorum ama olan sonradan görme kavramının karsımıza çıkmasına neden oluyor. En cool parfümleri kullanabilirsiniz, en pahalı cep telefonlarını alabilirsiniz ama çok afedersiniz bunu bana modernlik altında sunamazsınız! Anlatmak istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum ama en azından kafamdakileri döktüm bir kenara... Huhh.