26 Temmuz 2010 Pazartesi

ja ja wunderbar :)

Bugün almış olduğum iki güzel haberi paylaşmak istiyorum. Sabırsızlıkla beklediğim kabul mektubunu (hayır hala yok elimde) Almanya'daki okul faxlarsa eğer Alman konsolosluğuna 1 eylülde almanca kursum açılması nedeniyle vize işlemlerini bu hafta halledeceğim veee ağustosta herşey herşey herşey değişecek.
İkinci güzel haberi yarın uzunca anlatacam.

25 Temmuz 2010 Pazar

Dans etmeye ihtiyacım var

Dans etmek istiyorum, hoplamak, zıplamak... Uzay kampındaki barbekü partilerinde ara ara çalan pop şarkıları var ki çoğunun adını da bilmiyorum. Caz konserlerindeki performansım pek gitmiyor ama ne bilim en kısa zamanda laylaylom playlist yapmalıyım. dımçık dımçık-üç yüz beş yüz kulaklarımı tırmalasa da ne bilim dansetmek istiyorum işte. Güzel ritmler gerek bana!!!

22 Temmuz 2010 Perşembe

Komple Kompleks

Kompleksiz insanlara ihtiyacım var; olduğu gibi...

19 Temmuz 2010 Pazartesi

kendin hakkında birşeyler yaz

...
umudu beklentiye
içtenliği açıksözlülüğe,
sadakati bağımlılığa,
anlamlı cümleyi süslü cümleye,
mizahı espriye,
gülümsemeyi sırıtmaya tercih ederim...

...
doğaya inanıyorum, ölüme inanmıyorum,
sanata inanıyorum, siyasete inanmıyorum,
insana inanıyorum, Tanrı'ya inanmıyorum,
sonsuzluğa inanıyorum, zamana inanmıyorum,
tutkuya inanıyorum, aşka inanmıyorum...

Değişim

Değişim sözcüğü insanın ağzından düşmez sevgili blogger. Her ayın ve haftanın ilk günü, yılbaşları, doğum günleri vs. Ama ben beceremiyorum. Beceremediğim için çekici geliyordur kim bilir? Sana en hoşlanmadığım kelimelerden de bahsetmek istiyorum; beklenti, duyarsızlık ama sevdiklerimde var bununla birlikte; özveri, farkındalık. Bunlarla uyum içinde ya da uyumsuzluk halinde olmak çelişkiye düşürüyor çoğu zaman. Çok farklı konulardan bahsedecem şimdi; çevremdeki insanları inceliyorum, yeni tanıştığım kişileri. Bilmiyorum ama o kadar sıradan geliyor ki; farklı bir insan bulsam 'benim dostum olur musun' diye teklifte bulunacam. Tamam çok renkli insanlara, çok cici insanları tanıma şansına sahibim. Çok fazla arkadaş-dostum diye sahip çıkabileceğim insanlar var ama ne bilim son zamanlarda bir elin parmaklarını geçmez onlar için zamanımı seve seve harcamak istediğim. Bazen çoğu kişiden farklı olduğumu düşünüyorum; bu ergenlik dönemindeki kendini özel hissetmelerden değil. Dünyanın istediği insan olmak için çabalamanın ve sıradan arayışların ötesinde birşey bu. Düşünmekten kaynaklanan, uyumsuz olmama savaşından kaynaklanan saçmalıklar...

17 Temmuz 2010 Cumartesi

içimden geldi

belki bir gün şarap üretebilirim
...

11 Temmuz 2010 Pazar

Olması Gerektiği Gibi

Short, t-shirt, sağlam bir spor ayakkabı, koca bi sırt çantası, güzel bir kitap, iyi bir albüm…
Aklıma ilk gelenler güçlü ve istekli iradeyle birlikte. Gitmek ve kendini bulmak son zamanlarda aklımı çelip tahrik eden şeyler. Yapılan ve değiştirilen planlarla birlikte. Çekici geliyor, düşünmesi bile huzur veriyor. Sabahları araba sesleri, beton binalar, gayet de güzelce kandıran özgürlük sözcüğü… 60’larda hippi olmayı hep istemişimdir; geçmişe gitmeyi beynim düşünmeye başladığında. Manisa Tarzanı’nı daha bi kutsal saymışımdır bir peygamberden. Evliya Çelebi daha bir değerlidir vaktinin tümünü etüt odasında harcayan gençten .
Can Yücel demişti herkes gitmek istiyor bugünlerde! Vardır üstadın bir bildiği, vardır gitmek isteyenlerin bilmediği…
İlk adımı atmak gerekir, sonra ikinciyi; oksijen bu kadar zor yerde değildir. Olması gerektiği yerde; gitmek istediğin yerde belki de ait olduğun-ait olmaya çalıştığın yerde…
(İnsan nereye gitmek isterse oraya aittir-Wernher von Braun)

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Everything will be good

sabah geldim Ege Üniversitesi kütüphanesine ve internetten Almanya'da gezebileceğim kale-şato-müze isimlerini alıyorum. Çok şanslıyım çoook. Sabırsızlanıyorum gitmek için. Bu hafta pasaport için harekete de geçecem. Yazın İzmir'in tadını çıkaramıyorum; çalışıyorum ki uzay kampındaydım beş gün. Tatilimi artık iki ay sonra yapacam. İlk durak Köln Katedrali ve Köln Karnavalı. Şimdi bol bol kendimi sıkmalıyım, acısı çıkacak ve her şey güzel olacak. Sanırım çok doğru; zaman sadece zaman!

5 Temmuz 2010 Pazartesi

İdol

Benim için müzisyenlerden önemli olan (tanışmak, o şarkıları nerden yeryüzüne indirdiğini sormak, konserlerinde kendimden geçmek, zırlayarak ağlamak bununla birlikte coşmak istediğim) Leonard Cohen, Bob Dylan, Tom Waits, Nick Cave, David Bowie, Mick Jagger, Eddie Wedder, Tom Yorke, Ozzy Osbourne, Syd Barrett, Robert Plant, Sting, Bono, Bruce Springsteen, Elvis Costello, Björk, Tori Amos, Patti Smith (Janis Joplin, Jimi Hendrix, Jim Morrison, John Lennon, Freddie Mercury, Jeff Buckley, Frank Sinatra’yı unutmamak gerek) isimlerden bazıları bunlar. Ama son günlerde HIM dinliyorum ki sert oldukları için sadece dinlemem gerektiğini ama sevmem gerekmediği gibi önyargılarla yaklaştım. ‘Gone with the Sin’ sözlerinin basit ama melodisi etkileyici olduğu ve yıllardır arşivimde olmasına rağmen beni şimdilik mest etmiş durumda. Ville Valo’nun Rock am Ring festivalindeki elinde sigarayla ve basit hareketlerle ama içten söyleyiş tarzı yok mu? İnsan bu kadar mı karşısında tutulur? Ceketinin arkasında yazan ‘your face is going to hell’ yazısına ne demeli. İnternette araştırdım ve Fillandiyalı bir akrep burcu (zaten akrep burcu erkeğinin duygularına güvenirim) olduğunu da öğrendim. Fanı veya hayranı değilim ama şarkıyı söylerken ki tutumu karşısında gitar solosuna coşmak ama Ville’iyse sakince izlemek istiyor insan. O bir Leonard Cohen, Bob Dylan vs değil ve onlarda olduğu kadar takipçisi değilim ama ne bilim yazmak geldi içimden. Albümlerini sırayla dinlemek ve hakkında sağlam yorum yapmak için sabırsızlanıyorum.