Saatler kaldı yeni yıla; bir dilek tutmayı deniyecem her yeni yıl baslangıcında ve kafamdan gecirdigimde neyin olmasını ictenlikle istedigime dair; o kadar cok sey icimden gecirdim ki gelecege dair. Sanırım kucuk seylerin pesinden gitmeliyim.
Mesela hayal kurmalıyım; Elise İstanbul'a gelecek, Kai ile beraber Ren Nehri kenarında icecez, Freiburg'da kücük bir evim olacak ve haftasonları doganın icinde yürüyecem ve farklı ülkeler-sehirler keskedecem, Cohen-Cave ile sarabımı yudumlayacam güzel serin bir gecede, Sigur Ros esliginde Izlanda'yı düşleyecem, üzerimdeki tüm yükten arınmıscasına ben; ben olacam, baskalarının yonlendirilmesi olmadan kendim ayaklarımın üzerinde duracam. "Cok kosturma; bi dur hayatı dinle" demeyecem icimden.
Keske yapabilsem hayatımdaki samimiyetsiz insanları kendi mikrokozmosumdan cıkarabilsem. Ve büyük büyük hayalleri cıkardım hayatımdan. "Kime gore-neye gore buyuk" yaklasımına da tanıdık olmaya basladım. Herseyi kücültünce gozunde; bazı insanların deger buyuklukleriyle acımasızca karsılasınca insan ister istemez giyiyor gardını. Cok sey anlatamadım bu cumlede. Ki zaten haftalardır sana yazmak istediklerim madde madde beynimin icinde cırpınıyordu.
Yeni kararlar ve yollar... Gelecek yaz Amerika'da olacam; Facebook'ta belirtmem dısında hic heyecan yok; Erasmus'um gibi olmayacak. Hayatımın hicbir dönemi bunun gibi olmayacak ve belki de bunu bildigim icin Erasmus daha cok degerleniyor ya gozumde.
Anlam veremedigim davranıslar ve durumlar karsısında ortamı terk etmem gerekiyorsa yapacam bunu tereddtsüzce bundan boyle. Hayır bu bir ukalalık olarak algılanmasın. Cünkü güleryüzlülük adı altında cok fazla müsaade ettim ama artık beynimin yorulmasını istemiyorum. Daha sadeyi hep sevdim ve hep de bunun pesinde olacam. Bir erkege asık olursam bunu sırf erkek arkadasım olsun diye degil (cünkü bazen bunun eksikligini hissettigim icin istedim); bendeki diger yanımın eksikligini gidermek ve bir bütün olmak icin isteyecem. Dostlarıma olan tutkum yapmacık olan insana tapınmam seklinde oldugundan onları de degerlendirip iyi sececem. En nefret ettigim insan türünden biri olan cok cok bildigini iddia ederek elestirip ama kendisinin aslında az bilmesini gectim aslında sıradanlıgından kurtularak benligini sunan insan tipi (digeriyse kaba, bencil, "ben" kelimesini agzından dusurmeyen) ve kesinlikle uzak duracam. Cünkü bunlar beynimi yoruyor hakikaten. İncitiyor cevremde olan bu insanların duyarsızlıgı hassas yapımı. Daha cok dogada zaman gecirecem. Derslerin yogunlugu nedeniyle azaltmıs oldugum roman okumalarını arttırıp daha cok düsünmek icin zaman harcayacam ve en önemlisi kendini hep anlatan ve öven insanlara karsın daha az konusacam. Evet bunu ben yapacam. Hayır bu bir sozlesme degil ki uzun zamandır uygulamak istedigim kendi kendime söz vermekten dahi kacındıgım seyler. Roman seklinde hayatım yok ama anılarım ve birikimim var ki onların dayanagıyla boyle dusunuyorum. Bilinc devrede... Zorlukları biliyorum; en basta bu ülkede yasamanın bedelini de... Gazeteleri ve insanları da ve her daim beynimi yemege hazır kücük seyleri de. Anladım ki; ben baskaldırıları seviyorum ama korkuyorum onlardan ki en kücügü dahil. Mızmızlanmamalıyım, daha az uyuyup daha cok üretmeliyim ama bu ülkenin yasalarına, insanlarına hicbir sekilde güvenim kalmadıgından dolayı alıp basını gitme hayallerinin izindeyken kendi kendi cırpınmalıyım. Nerede gökyüzü mavi? Berlin altında mı? Derenin ırmak-ırmagınsa sel olmasını isteyen cocuk nerede? Uclarda yasamayıp, neden hep uclarda sevgilerin kurbanıyım? Ve bir yaratıcı varsa, neden bana bunların cevabıyla aydınlatmıyor? "Tanrı" derken bile ikinci kez düsünmeme iten sey insanlar mı olmalıydı? Peki ya benim insanlara inancım? Ve yine her zamanki gibi konudan konuya atladım...
Tabiki mutlu yıllar, tabiki bol sans, tabiki günesli günler ve tabiki huzurlu düşler...
Yılın Sarkısı "The Carny" idi ve günü şarkısı da Francoise Hardy/Traume!
31 Aralık 2011 Cumartesi
28 Aralık 2011 Çarşamba
Hatırlıyorum; hem de cok iyi hatırlıyorum
'Hatırlıyorum; hem de cok iyi hatırlıyorum'
Bu cümleler geciyor aklımdan son günlerde. Ve eger 'Kinyas ve Kayra'da gecmeseydi o cümle; daha bir olgunlukla karsılayabilirdim ama bir copluk gibi onu kullanabilmekteyim. Ne mutlu bana! Aralık ayı da bitmek üzere... Hala neden özlem denen duygunun bende bu kadar yogum oldugunu bilememekteyim. 'Scheisse meisse yok bu defa' :) Hayır eskisi gibi yasamı düsünmüyorum, ne olacagımı da. Düsündügüm sey; tasarladıklarımın bir sonuca ulasıp ulamayacagı gercegi ve beyimin durmadan kararsızlık icinde bir seyler üretmesi.Hayır bu eskisi gibi isyan ya da sikayet degil ki kendi kendime bir sonuc arayıs... Bu ay icinde; bir tane arkadaslıgımı bitirdim, kararlar almaya calıstım ve herzamanki gibi insanları tanımaya. Bazen olgunluk göstermeye calıssamda bezen kendimden farklı biriymiş gibi davranmaktayım. Serzenis yok bunda ya da cekip gitme istegi... Simdilik burda bitirmeliyim. Kristin Asbjornsen'in muhtesem sesiyle ama en kısa zamanda ki yılın son yazısı olması adına yazacam!
Bu cümleler geciyor aklımdan son günlerde. Ve eger 'Kinyas ve Kayra'da gecmeseydi o cümle; daha bir olgunlukla karsılayabilirdim ama bir copluk gibi onu kullanabilmekteyim. Ne mutlu bana! Aralık ayı da bitmek üzere... Hala neden özlem denen duygunun bende bu kadar yogum oldugunu bilememekteyim. 'Scheisse meisse yok bu defa' :) Hayır eskisi gibi yasamı düsünmüyorum, ne olacagımı da. Düsündügüm sey; tasarladıklarımın bir sonuca ulasıp ulamayacagı gercegi ve beyimin durmadan kararsızlık icinde bir seyler üretmesi.Hayır bu eskisi gibi isyan ya da sikayet degil ki kendi kendime bir sonuc arayıs... Bu ay icinde; bir tane arkadaslıgımı bitirdim, kararlar almaya calıstım ve herzamanki gibi insanları tanımaya. Bazen olgunluk göstermeye calıssamda bezen kendimden farklı biriymiş gibi davranmaktayım. Serzenis yok bunda ya da cekip gitme istegi... Simdilik burda bitirmeliyim. Kristin Asbjornsen'in muhtesem sesiyle ama en kısa zamanda ki yılın son yazısı olması adına yazacam!
7 Kasım 2011 Pazartesi
Zero
...
There never is a way without a why. Do we return after we die?
Is life a circle?
Are we hurtled headfirst into space?
Will we wind up as the bunch of grapes that makes the wine...
that Christ exchanged for water. Are we blood?
Are we lime? Do you live? We need a sign -
is anybody there? Are you listening?
And still the statues cry, the queen bee flies...
we try our damndest to explain the reasons
why and how and when and where...
we're getting nowhere.
No doors deep inside this corridor of space and time...
if space and time exist.
Oh we'll persist, if we exist.
Are you listening?
There never is a way without a why. Do we return after we die?
Is life a circle?
Are we hurtled headfirst into space?
Will we wind up as the bunch of grapes that makes the wine...
that Christ exchanged for water. Are we blood?
Are we lime? Do you live? We need a sign -
is anybody there? Are you listening?
And still the statues cry, the queen bee flies...
we try our damndest to explain the reasons
why and how and when and where...
we're getting nowhere.
No doors deep inside this corridor of space and time...
if space and time exist.
Oh we'll persist, if we exist.
Are you listening?
23 Eylül 2011 Cuma
Son Günler
Döndüm; havaalanında çakırkeyftim ve hafif bi mutluluk vardı özlediğim insanları görmeye dair. Hiç gözyaşı olmadı ve son günler hayatımı yurt dışında gecirecegim ve bunun bi sürec ve hatta unutulmaz anılarla dolu deneyim oldugunu beynime kazıyarak gecirdim. Sadece iki yıl ve bu sürede ülkeni daha iyi tanır, bolca seyahat eder, okumadıklarını okur, izlemedigin filmleri izlersin dedim. Heyecan vardı ta ki uçakta O'nun verdiği kitabı (T.Bernhard/Gehen) acıp ilk sayfadaki yazıları okuyana kadar, sonrası gözlerim doldu içten cümleler için. Ve çogu zaman arkadaslarımı, anılarımı anımsıyorum; Elise ve Kai'ı, diğerlerini, her bi anımın gectiği caddeleri hatırlıyorum ve özellikle karşılastırma yapınca iki ülke arasında daha bi yoruluyorum. Sehir miydi, arkadaslar mıydı yoksa anılar mı? Berlin planları, B.Bargeld, Wim Wenders, Habermas... Almanya'yı sevdiğim için mi yoksa özlediğim için mi?
insanları karşılastırınca bu daha bi çekilmez oluyor; 'neden sen onun verdiği tepkiyi vermiyorsun?', 'neden sen onun gibi yardımcı degilsin?, 'neden sen onlar gibi bana gülümsemiyorsun?' Tanrım; yeteneksizliğim sanata daha cok hayran olmama neden olsa da şu duygularımı sinemeya aktarabilsem...
Önümde tek bir yol kalıyor katetmek için... Okulu bitirmek en kısa süre içinde ve para biriktirmek. 'Gitme' düşüncesi neden bu kadar hakim? Ve yarım bırakma ve bunun alışkanlık yapmasından korkma... Neden bu kadar hassasiyet?
Yapmam ve gerceklestirmem gereken planlar var; düşünmek istiyorum ama bu sendrom izin vermiyor ki düzenimin oturmadıgını düşünüyorum ama ekimde herseyin yoluna girecegi inancındayım.
insanları karşılastırınca bu daha bi çekilmez oluyor; 'neden sen onun verdiği tepkiyi vermiyorsun?', 'neden sen onun gibi yardımcı degilsin?, 'neden sen onlar gibi bana gülümsemiyorsun?' Tanrım; yeteneksizliğim sanata daha cok hayran olmama neden olsa da şu duygularımı sinemeya aktarabilsem...
Önümde tek bir yol kalıyor katetmek için... Okulu bitirmek en kısa süre içinde ve para biriktirmek. 'Gitme' düşüncesi neden bu kadar hakim? Ve yarım bırakma ve bunun alışkanlık yapmasından korkma... Neden bu kadar hassasiyet?
Yapmam ve gerceklestirmem gereken planlar var; düşünmek istiyorum ama bu sendrom izin vermiyor ki düzenimin oturmadıgını düşünüyorum ama ekimde herseyin yoluna girecegi inancındayım.
18 Eylül 2011 Pazar
30 Ağustos 2011 Salı
8
Odada bir bira ve biraz da vodka; balkonda son bi keyif catayım diyorum ama dısarısı soguk! Elise sabah gidiyor ve onun üzüntüsünü hissediyorum tüm kalbimle. Ama yine de eglenmem gerektiginin farkındayım; cünkü zaten ileride cok düsünüp senin beyninin etini yiyecem. Les Rita Mitsouko/Tonite dinliyorum; Elise cok sever bu ismi. Boris Vian ve Noir Desir sevgimiz aracılıgıyla tanısmıstık ve cok da güzel zaman gecirmistik. Birazdan ona mektup yazmayı düsünüyorum. Bu veda degil aslında; cunku görecegiz birbirimizi kalbimiz beraber attıgı müddetçe. Ne kadar sanslıyım dünyanın en iyi kalpli insanlarıyla zamanımı paylastıgım icin. Evet hayat güzel. Eski yazdıgım seylere bakıyorum da insanların cok aptal ve bencil hatta duyarsız oldugu kanaatindeymisim. Ama simdi bakıyorum da; hayır var ama tümüyle degil. Cünkü dünyanın herhangi bir yerinde gözyüzünün maviligini düsleyen baska insanlarda var.
Son bir hafta ve hoslandıgım cocukla zaman gecirip Koln'un tadını cıkaracam ve sonra cantamı alıp anılarla donecem. Adaptasyon surecimi düsünemiyorum...
Son bir hafta ve hoslandıgım cocukla zaman gecirip Koln'un tadını cıkaracam ve sonra cantamı alıp anılarla donecem. Adaptasyon surecimi düsünemiyorum...
7
Gülümsedim dün kendi kendime; bir yıl once bu sehre geldigimde kimseyi tanımıyordum ve simdi yeni Koln'e gelip kayıt yaptırmak isteyen cocuga ingilizce olarak sehri anlattım. Zamanı durdurmak cok zor. Gitmeye hazır gibiyim ama gitmemeyede... Bazen güce ihtiyacım oldugunu düsünüyorum; buna gercekten ihtiyacım oluyor gereginden fazlaca. O geliyor aklıma ki yanındayken ne kadar gülümsesemde üzülüyorum bazen. Berlin'de master planı yapmaya basladım ama tüm kalbimle istiyor muyum ki gercekten bilmiyorum. Sadece zaman ihtiyacım var. Beynimi uyusturmaya calısıyorum. Tanrım mutluyum iste ve daha ne istiyorsun benden?
25 Ağustos 2011 Perşembe
6
Tanrım yardım et bana... Üzülmek istemiyorum; ne kadar cok eglendiysem bunun bedelini odemek istemiyorum. Güce ihtiyacım var!
18 Ağustos 2011 Perşembe
5
Bugun trende kendimi tutamadım ve birdenbire gozyaslarım aktı ve carprazımdaki kisi bana bakınca gunes gozlugumu kullanıp kullanmamam gerektigini dusundum; basladım sorulara... Neden bu kadar iyi diye sordum kendime, gereginden fazlaca iyi ve neden bu kadar gec karsılastım ya da total olarak karsılastım diye... Fakulteye dogru yururken birden kendimi surreal filmin bir sahnesindeymis gibi hissettim ve hersey etrafımda ucusmaya basladı ki sonrasında kendi kendime sordum; Neden siirsel degil hayat? Sonrasında arkadaslarla Brühl'deki satoya gittik ve mimari yapısı basımı agrıtmadı degil ve orada insanlara bakıp kimsenin oyle bir hayata sahip olmadıgını dusundum. Avrupa demek; tarih demek ki bunu anladım ama koskoca satoda o insanların nasıl yasadıklarını dusundum ve bi ara dısarı baktım pencereden ki gunesin altında calısan iscileri gordum; hayat ne zalim diye gecirmedim degil... Ben bunu anlayamıyorum iste. Ne kadar cok insan var yeryuzunde diye dusundum ve ne kadar adaletsiz sistem. Eskiden biraz daha acımasızdım ama simdi... Zor gercekten yasam zor; bi yerde sebepsiz yere soru sorup, her sorunun acısını cekmek mi yoksa hayattaki herseyle dalga gecip tumuyle eglenmek mi daha kolay diye gecirdim icimden. Cevabı bulamadım...
Yarın Berlin'deyim ve ordan da umut bekliyorum.
Yarın Berlin'deyim ve ordan da umut bekliyorum.
16 Ağustos 2011 Salı
4
Grilik... iste budur bi yerden bi yere surukleyen ya da bezen oylece durmana neden olan. Su anda belirgin olan hayatımda iste bu... Onumde bir siir var Peter Handke'ye ait olan; Cocukluk sarkısı. Bikac gundur Wim Wenders'ın 'der Himmel über Berlin'in etkisindeyim. Pazartesi biramı alıp Dom'un oradaki merdivende oturup ne yapmam gerektigini dusundum ve Berlin'i begenirsem master planlarımı ona gore ayarlamam gerektiginin farkına vardım. Gorecegiz. Ben Almanya'sız cok zorlanacam gibi...
iyi geceler.
Nerde kalmıstık?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
iyi geceler.
Nerde kalmıstık?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
14 Ağustos 2011 Pazar
3
Bu olmamalı! Sadece anı olarak kalması icin anlasmıstık; adını bilmemeliydim ve belki de hic konusmamalıydım. V e neden kendimi anlatma cabasına girdim; giristim? 2 hafta sonra en yakın arakdasım gidiyor ve bir hafta sonrasında ben! Gunler sayılı ne yazık ki... Ve bir daha O'nu goremeyecem; kalbim nasıl acıyor ve iki gundur beraberdik; ictik, konustuk, sinemaya gittik, güldük ve bazen de sustuk; kelimeleri tüketmeme düsüncesiyle... Ama daha cok yorulmalıydım daha once oldugu gibi; emek vermeliydim. Defalarca soyledim sehre aidiyetligi sevmedigimi ama bu insanlara karsı bir aidiyetlik mi bilmiyorum ki sadece aklımdan gecen 'Neden daha once konusmadım ya da tanısmaya calısmadım ve hersey farklı olabilirdi' Herseyin sonu oldugunu biliyorum ve cogu zaman en guzel yerinde...
Evde sarap kalmadı, sayısız sarkı var ama bir de yazmam gereken odevler ve bir de sorular... Tanrım; beynim huzuru kabul etmiyor mu ya da kalbim?
The Legendary Pink Dots/Zero Zero ya da Moby/Why does my heart feel so bad... Bu sarkılar cevap verebilir mi peki?
Evde sarap kalmadı, sayısız sarkı var ama bir de yazmam gereken odevler ve bir de sorular... Tanrım; beynim huzuru kabul etmiyor mu ya da kalbim?
The Legendary Pink Dots/Zero Zero ya da Moby/Why does my heart feel so bad... Bu sarkılar cevap verebilir mi peki?
10 Ağustos 2011 Çarşamba
2
100'ü geckin yazmısım bu bloguma ki yaklasık bir bucuk sene icinde. İyi beslemis miyim ruhumu, beynimi bilmiyorum. Benim bir konu hakkında soylemek istedigim bir sey var; aslında soyleyemedigim. 'Harry Potter' olayı? Kim o velet diyecem ama sanata olan saygımdan bu terimi kullanmayacagım ki her ne kadar populer olanın, populerlesen seylerin elestirisini yapmayı zevk edinsemde. Arkadaslarla bir araya geldigimizde mutlaka bi hokus pokus olayı mı desem konu bir sekilde H.P.'a geliyor ve gercekten hicbir fikrim yok diyerek susuyorum; cünkü sadece biri sinemada ve digeri de tv'de olmak üzere iki filmini izledim ve gercekten bir ortamda Harry Potter'dan laf acıldıgında cok yabani hissediyorum ki yaklasık 10 gun önce ikinci el pazarından 3 euroya yedinci kitabını almıs bulunmaktayım. Ha okuma hevesim var mı; hayır! Bi ara bi göz atmayı dusunuyorum.
Ama eve gidince ilk fırsatta Celine'e gomulecegim ve Thomas Bernhard'a zaman ayırmak istiyorum. Tutunamayanlar'ı tekrar elime almak isiyorum ve Olric ile basbasa kalmak...
Biraz politikaya kafa patlatmak ayrıca... Vapurda Hakan Gunday'ın son kitabını okuma hayali bile kuruyorum izmir icin. Simdiyse; onume gelen ingilizce makalelerle odev yapıyorum. Bizim bolumun kutuphanesi gunde 2 saat acık oldugu icin gitmeme taraftarındayım bu sıralar. Zaten bi ara epey zaman gecirdim zor gunlerimde ve simdi havalar guzelken (bazen aslında hala ceket-atkıyla dolasılınıyor agustosta) evde arastırma yapmayı tercih ediyorum. Arastırma derken; kendi capımda.
Biraz uyumalıyım sanırım. Ama haftaya kadar bitirmem gereken ve hatta baslamam gereken odevler var. Sure daralıyor ve zaman Oblomovluk zamanı degil...
Ama eve gidince ilk fırsatta Celine'e gomulecegim ve Thomas Bernhard'a zaman ayırmak istiyorum. Tutunamayanlar'ı tekrar elime almak isiyorum ve Olric ile basbasa kalmak...
Biraz politikaya kafa patlatmak ayrıca... Vapurda Hakan Gunday'ın son kitabını okuma hayali bile kuruyorum izmir icin. Simdiyse; onume gelen ingilizce makalelerle odev yapıyorum. Bizim bolumun kutuphanesi gunde 2 saat acık oldugu icin gitmeme taraftarındayım bu sıralar. Zaten bi ara epey zaman gecirdim zor gunlerimde ve simdi havalar guzelken (bazen aslında hala ceket-atkıyla dolasılınıyor agustosta) evde arastırma yapmayı tercih ediyorum. Arastırma derken; kendi capımda.
Biraz uyumalıyım sanırım. Ama haftaya kadar bitirmem gereken ve hatta baslamam gereken odevler var. Sure daralıyor ve zaman Oblomovluk zamanı degil...
9 Ağustos 2011 Salı
1
Saat 02:08 ve uykusuz, yorguncasına yazıyorum. Yaklasık bir hafta Fransa'daydım ve cok da güzel zaman gecirdim. Dinlenmeksizin biseylerin beni yine kendine dogru hapsettiginin farkına vardım. Nedensizce gozlerim doldu, org konserinde gozyaslarımı tutamadım ve kalbimin acıdıgını hissettim. Bunlar duygusal modda yazılan seyler degil ve yıllardır olan... Yasamı kacırmamak adına verilen caba, birdenbire gitme cabaları... Erasmus'un da bitmesi gerektigini dusundum; cunku gercek hayatıma donmek istiyorum ki herseyin planlı bir sekilde donus surecine gore ayarlanması canımı sıkmıyor degil. Donunce de bekleyenin ne oldugunu bilmiyorum; gercekten bilmiyorum. Ne yazık ki kimse anlamıyor, anlamaz da, anlamalarını beklemiyorum da... Peki ya O... Cok zor olabilir benim icin... Gecen hafta org konserine beraber gittik ve ardından katedralin ordaki merdivenlerde oturup, müzik dinleyerek konustuk ki konserde yerde oturdugumuzda ben hep onu izlemistim, son goruslerimizden biriydi yalnızca. Konustuk... Sustum bazen... Biliyor musun her ne kadar Tanrı'ya ya da Tanrı diye adlandırdıgımız seylere inanmasam da; ben katedralde Tanrı'yla konusuyorum. Katedrallerin soguk havası ve atmosferi, ilginc duvar resimleri, mum ısıkları beni hep etkiliyor. Ve iste ben Tanrı'ya yalvardım, inanmasam da bunu yaptım gecen hafta. O beni yine duymayacak... Beynim Tanrı ile konusurken ben sustum basımı yukarı dogru kaldırarak.
Bu güzel olmalı; evet evet güzel olmalı... Arkadas kalınmalı...
Konuyu degistirmem gerekiyor; Cave ve sarap üstüme üstüme geliyor. İzmir'e gidip vapura binmeyi ve Celine okumayı o kadar cok istiyorum ki, en cok ailem, arkadaslarım, kitaplarım dısında vapura binmeyi ozledim. Belki de birseyler ozlemek ve bunu becerebilmek adına bir bahane. Ama ne olursa olsun ilk sırada.
Bu güzel olmalı; evet evet güzel olmalı... Arkadas kalınmalı...
Konuyu degistirmem gerekiyor; Cave ve sarap üstüme üstüme geliyor. İzmir'e gidip vapura binmeyi ve Celine okumayı o kadar cok istiyorum ki, en cok ailem, arkadaslarım, kitaplarım dısında vapura binmeyi ozledim. Belki de birseyler ozlemek ve bunu becerebilmek adına bir bahane. Ama ne olursa olsun ilk sırada.
20 Temmuz 2011 Çarşamba
öylesine
Hersey yolunda; bazen 'geri dönüs' fikri aklıma gelince üzülmüyor degilim ki özleyecegim cok seyler olacak diye. Anne gibi bir hoca, dünyalar tatlısı bir dost, harika arkadaslar ve hoslandıgım kisi. Daha fazla konusmamalı. 'Yasandı ve bitti' olsun ve öylece kalsın. Peki ya sonra...
Neyse, hersey yolunda, planlarım var ve evde internetim yoktu cunku ders calısmak icin internet kablosunnu arkadasa verdim. Kitaplarımı özledim. Hava temmuz ayı olmasına ragmen sonbahar gibi ve soguk cogu zaman. Eve kapanıp kitap okuyasım geliyor ama ders-aksam parti olayı adapte olayını zorlastırıyor. internet oldugunda yeni isimler kesfediyordum dinlemek icin ve Last fm-youtube aracılıgıyla kulaklarım ve ruhum muzige duyuyordu. Ayrıca hala Nick Cave'in sarkılarını bıkmadan usanmadan dinliyorum, saatlerimi alıyor ama olsun. Uyurken de Sigur Ros acık ki dünyadan haberim olmuyor. Mutluyum. Extrem bir hayatım yok (sacma oldu bu kelime ama anlatmak istedigimi anlattım sanırım) ama yetiyor. Ben bunu seviyorum. :)
Sangria manyaklıgım basladı. (Ve neden hep ben ucarda seviyorum?) Bugun de 'Öteki Renkler' kelimesi kafama takıldı. Bi kac yazarı andım...
Neyse, hersey yolunda, planlarım var ve evde internetim yoktu cunku ders calısmak icin internet kablosunnu arkadasa verdim. Kitaplarımı özledim. Hava temmuz ayı olmasına ragmen sonbahar gibi ve soguk cogu zaman. Eve kapanıp kitap okuyasım geliyor ama ders-aksam parti olayı adapte olayını zorlastırıyor. internet oldugunda yeni isimler kesfediyordum dinlemek icin ve Last fm-youtube aracılıgıyla kulaklarım ve ruhum muzige duyuyordu. Ayrıca hala Nick Cave'in sarkılarını bıkmadan usanmadan dinliyorum, saatlerimi alıyor ama olsun. Uyurken de Sigur Ros acık ki dünyadan haberim olmuyor. Mutluyum. Extrem bir hayatım yok (sacma oldu bu kelime ama anlatmak istedigimi anlattım sanırım) ama yetiyor. Ben bunu seviyorum. :)
Sangria manyaklıgım basladı. (Ve neden hep ben ucarda seviyorum?) Bugun de 'Öteki Renkler' kelimesi kafama takıldı. Bi kac yazarı andım...
4 Temmuz 2011 Pazartesi
O
İcim kıpır kıpır, tamam cok klasik ama anlamlı benim icin, en azından tatlı bi heyecan. Ben sınıf arkadasıma karsı bir seyler hissediyorum ki sadece t-shirtünün ve kaleminin rengini biliyordum zaten derste onu izlemekten yorulmustum. Üstelik gecen sene Heidegger dersini ortak almıs olmamıza ragmen bu yıl Aristotle'da aynı sınıftayız ve ben bikac hafta once biseyler hissetmeye basladım. Bilmiyorum klasik bir Alman yüzüne sahip ve hep düsünceli. Dersten once yalnız oturur ve her zaman selam verir bana ki bugun de gidip Aristotle odevinde sorum olursa yardımını istemek icin mail adresini istedim. Tabiki yok boyle bir sey ve amacım sadece adını ögrenmek ve basardım. Elise'nin tahmin ettigi isme sahipmis. Mutluluktan uctum sonra. Bi daha göremeyecem belki onu ama ne bilim güzel bi anı (macera diyemeyecgim) olarak kalsın!
13 Haziran 2011 Pazartesi
Bi kac güzel sey
Merhaba güzel dostum;
ben yine seni ihmal ettim sanırım ama güzel haberi verirsem bana hak verecegini düsünüyorum. Erasmusumun özel hayat nedeniyle 2 ayı (mart ve nisan) berbat sekilde gitmisti ve simdi hersey yolunda. Yurt bulmam ve dünyalar tatlısı arkadasım Elise sayesinde diyebilirim. Düzenim var, kafam rahat ki sadece hergün geri dönme fikri üzüyor ve ben realiteye dönme icin pek bi olgunluk gösteremiyorum. Ama toparlanmam bana güc verdi diyebilirim ve alkol almıyorum eskisi gibi ama cok müzik dinliyorum; yeni isimler kesfediyorum. Bu aralar Cat Power, Lisa Hannigan, Scout Niblett, Shannon Wright gibi depresif ama güzel seslere kendimi bıraktım. Ama gercekten mutluyum, tabi ara sıra bilmedigim yerleri kesfedip gitme istegi olmuyor degil (önceki gün Güney Fransa kasabalarını gezmek isterken dün de Jamaika ve Karayipler hayali kurdum hehe) Cok süper bir dostum var diyebilirim, üstelik Fransız ve dünyalar tatlısı. Cekingen, yanakları hemen kızaran cinsten ki adı Elise. Felsefede okuyor ve gecen dönemden Erasmus arkadasım ve bi kac ay önce birlikte zaman gecirmeye basladık. Benden daha olgun 3 yas kucuk olmasına ragmen. Anlattıgına göre Lille yakınlarında bir kasabada dogmus ve doganın icinde. Ne güzel degil mi? Gecen haftasonu Maastricht'te agaca tırmanırken, tahtaravalliye kosarken, ayakkabılarını cıkarıp ayagını suya koyarken de anladım bir kez daha anladım; sordum ve de yanıtladı, cok zengin olma hayalleri yok ve en cok da sunu yamayı seviyorum. Beni sıkılmadan dinlemesi ve ben hep İzlanda'dan bahsediyorum ki hep dinliyor, dalga gecmiyor. Ne güzel degil mi? Erasmus süresinde gercek insanı bulmak. Cok sanslıyım ve bu nedenle de gecen dönem gibi cok partiye gitmektense Elise ile konserlere, film izlemeye, yeni yerler kesfetmeye gidiyoruz.
Daha baska ne yazabilirim diye düsünüyorum. Bir hafta Katolik bayramı süresince tatil var ve ben dil kampına girmis bukunmaktayım ama su Facebook olayının üstesinden iradeli bir sekilde gelemiyorum.
Son olarak, dün secim vardı Türkiye'de ve buraya gelen insanlar daha fazla milliyetci olurken, samimi söylüyorum ben daha cok sogudum sevgili ülkemden.
İyi aksamlar güzel dostum!
ben yine seni ihmal ettim sanırım ama güzel haberi verirsem bana hak verecegini düsünüyorum. Erasmusumun özel hayat nedeniyle 2 ayı (mart ve nisan) berbat sekilde gitmisti ve simdi hersey yolunda. Yurt bulmam ve dünyalar tatlısı arkadasım Elise sayesinde diyebilirim. Düzenim var, kafam rahat ki sadece hergün geri dönme fikri üzüyor ve ben realiteye dönme icin pek bi olgunluk gösteremiyorum. Ama toparlanmam bana güc verdi diyebilirim ve alkol almıyorum eskisi gibi ama cok müzik dinliyorum; yeni isimler kesfediyorum. Bu aralar Cat Power, Lisa Hannigan, Scout Niblett, Shannon Wright gibi depresif ama güzel seslere kendimi bıraktım. Ama gercekten mutluyum, tabi ara sıra bilmedigim yerleri kesfedip gitme istegi olmuyor degil (önceki gün Güney Fransa kasabalarını gezmek isterken dün de Jamaika ve Karayipler hayali kurdum hehe) Cok süper bir dostum var diyebilirim, üstelik Fransız ve dünyalar tatlısı. Cekingen, yanakları hemen kızaran cinsten ki adı Elise. Felsefede okuyor ve gecen dönemden Erasmus arkadasım ve bi kac ay önce birlikte zaman gecirmeye basladık. Benden daha olgun 3 yas kucuk olmasına ragmen. Anlattıgına göre Lille yakınlarında bir kasabada dogmus ve doganın icinde. Ne güzel degil mi? Gecen haftasonu Maastricht'te agaca tırmanırken, tahtaravalliye kosarken, ayakkabılarını cıkarıp ayagını suya koyarken de anladım bir kez daha anladım; sordum ve de yanıtladı, cok zengin olma hayalleri yok ve en cok da sunu yamayı seviyorum. Beni sıkılmadan dinlemesi ve ben hep İzlanda'dan bahsediyorum ki hep dinliyor, dalga gecmiyor. Ne güzel degil mi? Erasmus süresinde gercek insanı bulmak. Cok sanslıyım ve bu nedenle de gecen dönem gibi cok partiye gitmektense Elise ile konserlere, film izlemeye, yeni yerler kesfetmeye gidiyoruz.
Daha baska ne yazabilirim diye düsünüyorum. Bir hafta Katolik bayramı süresince tatil var ve ben dil kampına girmis bukunmaktayım ama su Facebook olayının üstesinden iradeli bir sekilde gelemiyorum.
Son olarak, dün secim vardı Türkiye'de ve buraya gelen insanlar daha fazla milliyetci olurken, samimi söylüyorum ben daha cok sogudum sevgili ülkemden.
İyi aksamlar güzel dostum!
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Face
Defalarca denedim Facebook'tan uzak durmayı, ama olmuyor. Seviyorum, sevmiyorum hic bilmiyorum; onla da olmuyor onsuz da. Nasıl desem, insanlara yakınlastırıyor, uzaklastırıyor da.
29 Mayıs 2011 Pazar
Son günler
Günlerim dou dolu geciyor ve bunu seviyorum, uyuyacak zaman bulamayıp, partide uyumak. Bir yandan ailemden para istememek ve ayaklarım üzerinde durmak icin is bakıyorum, hos part-time calıstıgım islerden kazandıgım parayı gezme amaclı kullanıyorum; cünkü Türkiye'ye donunce tekrar yurtdısı ve vize olayı zor olacak. İyisi mi degelendireyim. Dönmek dedim de, icimden hic gelmiyor. Kalan 2 yıl nasıl gececek. Bu soru bir an olsun yalnız bırakmayıp, kemiriyor beynimi. Yogunluga vuracam kendimi tekrar tekrar, simdilik en iyi cözüm bu. En azından öyle görünüyor.
23 Mayıs 2011 Pazartesi
la la la
Acayip mutlu hissettim aksam kedimi cunku izlandalı biriyle ilk kez konusup bilgi aldım, izlandaca derslerine giriyorum ki bi kac fiilin cekimini dahi ogrendim. İkinci dil olarak Danca ogrendiklerini, golf stream akıntılarından dolayı soguk olmadıgını, ogrenci yasamının pahalı oldugunu, azınlık olduklarında dolayı sıcakkanlı olduklarını...
Gidecem gidecem bi gün
Gidecem gidecem bi gün
22 Mayıs 2011 Pazar
Aptal
23 Mayıs 2011! Hic heyecan yok, oysa haftalar oncesinden bu tarihte bulusacagımız kararlastırılmıstı ve ilk baslarda bekledim. Hikayesi olan mavi elbiseyle kapını calacaktım, belki kek bile yapardım senin icin (elimden geleni yapardım aslında) Ama neden bunu yaptın ve neden bana bagırdın, beni incittin, aglattın, evden kovdun. Kabul ediyorum gece 2.00 civarı kapını calmak mantıksızcaydı; ama seni gercekten cok ozlemistim ve herseyi asıp gelirdim her kosulda ve bu benim icin hicbirseydi. Peki ya 2 ay suresince alkolun hayatımdaki lanetli islevi? Merak etmiyorsundur biliyorum; toparlandım ben, mutlu olmaya calısıyorum ve aklıma her geldiginde (lanet olasıca günün her anı) kızgınlık belirtisi hissetmek istiyorum, bazense aglıyorum. Ben hala acı cekiyorum ama egleniyorum da sanki kosullanmıs gibi. Ben bunu ve bu gozyaslarını hak etmedim. Sadece 3 ayım kaldı ve sonrası... Hayatın beni yonlendirdigi yone dogru gidecegim ki sen de oyle. İlk kez 'Biz'li bir cümle kurmak istersem; birbirimizi hatırladıgımızda gulumseyecegim ben. Tabiki bu mumkun, seni hatırlayacagım; tum iyi niyetimle. Erasmus'umun en acı kısmı olsanda benim anılara sadık yapım her zaman saygı duymam gerektigini hatırlatacak! Sen o lanet ve basarısız dünyanda yok olup giderken ben hep yazacam siirlerden ve sarkılardan intikam alarak. Palahniuk, Iggy Pop vs. hep seni hatırlatacak, hersey ardımdan gelecek ama her ne kadar isin zor kısmını atlatsam da arkamdan kovalayacak birseyler. Hallelujah gülümsetecek ve yıllar sonra seni cocuklarıma anlatacam. Sana söz veriyorum, hayır hicbir sey icin soz vermiyorum. Yıllar sonra birbirimizi gorecez; Before Sunrise'daki gibi. Salak bir hikayenin parcası olarak ben hala yumurtanı ve cakmagını saklıyor olacakken.
Kendi yolumuzu tuttuk ve Facebookta yeni yetmeler gibi rol yapmanın luzumu yok. Bazen susarak da cok sey anlatabilir insan. Senden sonra ben bunu sarkı ve siirle yaptım. Güclü hissediyorum. Kendine iyi bak. Hayır ne yaparsan yap. Bu kadar ve bitirmeliyim. İkimiz aptaldık ama ben mutlu bir aptaldım. Tesekkurler.
Kendi yolumuzu tuttuk ve Facebookta yeni yetmeler gibi rol yapmanın luzumu yok. Bazen susarak da cok sey anlatabilir insan. Senden sonra ben bunu sarkı ve siirle yaptım. Güclü hissediyorum. Kendine iyi bak. Hayır ne yaparsan yap. Bu kadar ve bitirmeliyim. İkimiz aptaldık ama ben mutlu bir aptaldım. Tesekkurler.
Umulanlar ve cennet
Hergün yazmak istiyorum ama gercekten uygun zamanı bulamıyorum.
Düsündüm de, su an 3 dilek dilememi soyleseler, iki tanesi beynimin hep bir kenarında. Cohen konserine gitmek ve İzlanda'ya gitmek (dikkatimi cekti 'gitmek' filli) Bazıları icin cok sıradandır biliyorum ama ben heyecanlanıyorum. Bilmem, oyle hissediyorum. Hememn hemen hergün, Tanrı'ya ki inanmasam bile Cohen'e daha uzun omur diliyorum, ilginctir ve İzlanda'yı aklıma dusurdugumde volkanların o ulkeden uzaklasmasını umuyorum.
Ve gecenlerde cennet nedir sorusunu irdelemek istedim derste, anlamıyorum almanca dersleri cogu zaman ve baska ugraslarda da bulundugum olmuyor degil, sanırım salı gunuydu ve gercekten bize vadedilen bir yer var mıydı, peki burası nereydi, bu gezegen, 'stairway to heaven'... Sonra aynı gün Stephan Hawking'in cennetin bir mit ve karanlıktan korkan insanlar icin bir peri masalı olduguna dair yazısını okudum. Ben sonuc alamadım, ama bazen kandırmak, kandırılmak da güzel oluyor.
Hayır hayır 3. dilegim cennet degil... Bilmiyorum!
Düsündüm de, su an 3 dilek dilememi soyleseler, iki tanesi beynimin hep bir kenarında. Cohen konserine gitmek ve İzlanda'ya gitmek (dikkatimi cekti 'gitmek' filli) Bazıları icin cok sıradandır biliyorum ama ben heyecanlanıyorum. Bilmem, oyle hissediyorum. Hememn hemen hergün, Tanrı'ya ki inanmasam bile Cohen'e daha uzun omur diliyorum, ilginctir ve İzlanda'yı aklıma dusurdugumde volkanların o ulkeden uzaklasmasını umuyorum.
Ve gecenlerde cennet nedir sorusunu irdelemek istedim derste, anlamıyorum almanca dersleri cogu zaman ve baska ugraslarda da bulundugum olmuyor degil, sanırım salı gunuydu ve gercekten bize vadedilen bir yer var mıydı, peki burası nereydi, bu gezegen, 'stairway to heaven'... Sonra aynı gün Stephan Hawking'in cennetin bir mit ve karanlıktan korkan insanlar icin bir peri masalı olduguna dair yazısını okudum. Ben sonuc alamadım, ama bazen kandırmak, kandırılmak da güzel oluyor.
Hayır hayır 3. dilegim cennet degil... Bilmiyorum!
15 Mayıs 2011 Pazar
ilk somut tepki
Bugün ilk kez elime aldıgım pankart ile Köln Katedrali'nin orda internet sansuru icin bulunduk. Amacımız güzel sekilde derdimizi anlatıp ve basına vermek icin fotograf-video almaktı. Peki yıllarca Cumhuriyet Yürüsleri dısında (babamın seker hastası haliyle tek basına Adana'dan Ankara'ya gitmesi benim icin etkileyiciydi ve gurur vericiydi) hicbir yürüyüse, protestoya, eyleme daha önce inanmayan ve katılmayan ben, neden ordaydım? Bu soruyu sormusmuydum öncesinde? Evet sormustum ve cevabını da verebiliyorum! Artık gercekten sesimi cıkarmak istiyorum ve aslında duyurmak. Cünkü cok fazla hakkımın yenildigini ve benim gibi düsünen nice insanın yeterince tüketildigini düsünüyorum. Masa basında oturup ya da Facebook'ta karsıtlıgını savunmak yerine üsüsemde gittim oraya. Bilincli gittim, söyleyecek iki cift lafım var diye gittim, umutsuz olsamda vicdanımı rahatlatmak icin gittim, ilerde o ülke icin ne yaptıgım soruldugunda cevap vermek icin gittim. Yalnız olmadıgımı, olmadıgımızı görmek icin gittim. Düsünüp-sikayet etmek yerine, harekete gecmek icin gittim. Bikac akıllı insanla dönecegimiz güzel ülke adına konusmak icin gittim...
Umutsuz muyum? Her zamanki gibi. Ama ben bugün bunu yaptım. Annem-babam gurur duysun ya da duymasın, ben bunu internet özgürlügümüz icin yaptım, yine olsa yine yaparım!
Umutsuz muyum? Her zamanki gibi. Ama ben bugün bunu yaptım. Annem-babam gurur duysun ya da duymasın, ben bunu internet özgürlügümüz icin yaptım, yine olsa yine yaparım!
12 Mayıs 2011 Perşembe
Düs kur
Birgün, bir yazar olabilecek miyim? Kitaplarımın, siirlerimin cok okunmadıgı, ama hep paylasmak icin cabalayarak da olsa tükenebilecek sabırla bile deneyecek miyim? Siirlerimi adadıgım kisi okuyacak diye dünyanın en uzak koselerinde yazabilecek miyim? Anti-kahramanlar yaratarak zihnimde, onları harfler aracılıgıyla konusturabilecek miyim? Zaman gösterecek herseyi degil mi? Sadece zaman...
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Hayaller ülkesi İzlanda
İzlanda'ya gitmek istiyorum ve hayatımın bir bolumunu dogayla ve o atmosferle gecirmek istiyorum. Oranın muzigini dinlemek, filmlerini izlemek ve yollarında yürümek, üsümek, zor olan dilini ögrenmeye calısmak istiyorum. Peki bu hayal kırıklıgının nedeni ucak biletlerinin pahalılıgı olabilir mi?
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Sansur ve Turkiye
Ben de sizdenim arkadaslarım, biliyorum sosyal medyada yazmak pek olumlu sonuc getirmeyecek ama bu da sesini cıkarmanın bir yolu olsa gerek. Uzun zamandan beri gazete ve haberleri takip ediyorum ve gidisatı hic aklım almıyor. Klasik bir soylem ki iran'a dogru yol alıyoruz ama cok dogru degil mi? Ben her zaman bilinclendirme taraftarı olmusumdur ve bakıyorum bu gunumuz Türkiye'sinde ütopik. Devlet denen kurumu olusturan sahıslar amaclarını arac olarak kullandıgı muddetce yasaklar ülkesinde adımlar cogalacak. Ben 8 aydır Türkiye'yi yurtdısından gozlemleyerek tarafsızca yazıyorum ve icki yasagı gediginde eksi sozlukte hayalinin babasıyla karsılıklı icmek olan bir gencin yazısını okumustum (ki daha nicesi ofkeli ve kızgın) tabi duygusal perspektiften bakarsam da ülkede kurunun yanında yasında yandıgı insanları gozlemliyorum. Ben ne yazık ki tek basıma sesimi cıkaramıyorum ama beni asıl üzen sey, o ülkede gereksiz insanların cogunlugunun yanında azınlıgın canının yanması. Uzlastırma adı altında daha ne kadar incinilinecek ve hak edilmeyecek düzeye gelinilecek? iranlı arkadasıma aradaki farklılıkları sordugumda onların bizim aksimize evlerinde serbest oldugu ve sokakta olmadıkları cevabını almıstım. Sizce bu bir insana uygulanabilecek ve yasaklarla sınırlandırılabilecek etik bir sey mi? İnterneti sansurlemekten tutun ve su anda gitgitde elde edilen tutum insanların dusuncelerini guvence altına almaktan cıkıp, toplumu soz konusu olan bencil br yonlendirme surecine giris bulunmakta. Türkiye su anda gazetecilerini demir parmaklıklara gonderen ülkelerden en on sırada. Sizce bu sahip olmaya ve korumaya calıstıgımız özgürlük mü? Yansızlık mı? Adalet mi? Uygulanmak istenen kontrol ve güdülen amaclar benim, sizin, bu ülkenin insanlarının (akıllı olarak nitelendirdigim azınlıgı kastediyorum) mantıgına uygun gelmiyorsa yapılacak tek sey gazete sayfalarını cevirmek, kanalları degistirmek. Cözümün bir parcası olmak; kendi cıkarların ve metodlarının dogrultusunda denetleme fiili degildir! Filmlerdeki sahneleri kesin, sarkıları yasaklayın, kitapları yakın, sitelere girisimi engelleyin, sesini duyurmak isteyenlere siddet uygulayın, isinize gelmeyince de hapse atın. Kibar ve uygar bir totalitarizm uyguların ve sonra da demokrasi naraları atın. Bu kadar kolay mı ve kolay olan bu kadar acı olabiir mi? Sesini duyurmak isterken, sesinin kısılmaya calısılması. Son olarak isterdim ki, bu yasagı, kısırdonguyu ve sistemin ayıbını uygulamak icin canla basla calısan sahıslar keske cocuklarıyla karsılıklı güzel bi ezgiyle rakısını yudumlasa ve yine isterdim ki, W.S.Burrough'ın kitabını sorusturma acmak yerine sorgulasa. Herseyden onemlisi, cagın nihai problemi rasyonaliteden nasibini alsa ki kendi denetimindeki otoritesine dayandırarak... Ben bunu cok isterdim.
6 Mayıs 2011 Cuma
Belki
Bir insana yapılabilecek en buyuk kotuluklerden biri ask acısını bir beddua olarak dilemek. Bırak hayatı yasa, eglencesine sev ve gozyası dokmeden ve yavas bir gun yasamadan uzaklas yasamlardan. Tabiki biliyorum kurallar ulkesi gunumuz Almanya'sında Palahniuk ya da Bukowskivari elestirel bir Rock'n roll hayatı yasamak zor ve ben bunu ikimizde düsledigim icin bir aptal gibi hissediyorum saygıyı bir yana bırakıp ve hala bir yuzsuzmuscesine 'neden' diye soruyorum, belki de merakımdan. Hersey bitecek baslamadıgı gibi ve sayılı gunler gecince gulumsemeyle ve gozyasıyla karısık bir hoscakal dedigimde havaalanında hersey degisecek.
25 Nisan 2011 Pazartesi
22 Nisan 2011 Cuma
18 Nisan 2011 Pazartesi
Ne yapmalı
Pesimist degilim ama hergün gazeteleri takip eden ve dünyanın bu gidisatına akıl veremeyen biri olarak, insanoglunun gitgide delirdigini düsünmekteyim. Ne olacak bu dünyanın hali diye sormak gelmiyor icimden. Evet bisey yapmalı ama ne? Din ugruna adam mı oldurmeli, saglık-egitim sisteimndeki coraklanmanın kölesi mi olmalı? Bir seyleri ispatlama ugruna birbirimizi mi yemeliyiz? Cözüm yolları ararken gün be gün seyirci mi kalmalı?
17 Nisan 2011 Pazar
The Smiths - I Know It's Over
Gözlerin eskisi kadar acı vermeyecek ve sözlerinde. Ben güclü olmayı ögrendim ki olmam gerektigini de. Kariyer planları icinde bogulurken ben; sen bir Kölsch daha ic benim yerime. Keske nefret edebilseydim ya da bi unutma makinasına sahip olabilseydim. Bilincaltı aptaldır ve acımasız. Üzgünüm, ne yazık ki öyle. Evet bitti. Morrissey "over over over" derken bile benim beynimdekileri bitirdi.
16 Nisan 2011 Cumartesi
15 Nisan 2011 Cuma
Bekleyememek
i will wait for you Even though with another girl... Hayir beklemeyeecem seni; bikac hafta aglayacam sarkilarla. anilarla ve sorularla. Ve sonra beklentileri birakip kendi yolumu tuttugumda sadece gulumseyerek bir aniymiscasina hatirlayacam seni... Tanrim bazen asik olmama karari aliyorum biliyorum mantiksiz; alkole verin. Belki bir gun umut yeniden dogar!
13 Nisan 2011 Çarşamba
Master
Artık lisans dönemi bitmesini ve yurtdısında master yapmaya baslamayı istiyorum. Türkiye'deki ezbere dayanan egitim sistemi, burda almanca felsefeyi anlama ugraslarım yoruyor ve adamakıllı felsefe yapmak istiyorum, kendi felsefemi. Yıllardır antropoloji düsünsem de sinemayla ilgili biseyler yazmak istemiyor da degilim. Zaman yönlendirecek. Bu iki sözcügün beni kandırmasınaizin vermeliyim simdi...
7 Nisan 2011 Perşembe
Neden?
Düsünüyorum da; ödevler, ev problemlerim olmasaydı nasıl bas edebilirdim kalp agrısıyla? Müzik ve alkol islevsiz oluyor bazen ve hatta uykunun ise yaradıgını ögrendim ama uygulamıyorum. Ask acısıyla hayattan uzaklasmak cok aptalca... Sadece bilincaltıma kızıyorum; neden durmadan hatırlatıyor ve neden bana egemen olmaya calısıyor? Neden?
6 Nisan 2011 Çarşamba
Gitmek gerek
Latin Amerika ya da Balkan ülkelerine gitmek istiyorum; kültür degisikligi ve ordaki insanların yasam bicimlerine tanık olmak icin. Kafa toplamak icin derdim ama su anda maddi nedenlerden dolayı hayal etmekten öteye gitmiyor. Türkiye'ye gider gitmez bi Balkan Flexipass olayına katılmayı düsünüyorum ama Latin Amerika biraz zaman alacak. Neyi seviyorum biliyor musun? Adamların tarihleri acı dolu ama kendilerine has kültürlerinin pesindeler ve eglenmesini biliyorlar. Gidip dügünlerine katılasım var ya da böreklerini yiyesim var. Aslında bikac gündür de kafamdan sunlar geciyor... 'Mykonos ya da Hydra Adası'nda elimde kitabımla güzel bi havada bulunmayı isterdim'
28 Mart 2011 Pazartesi
Siir kitabı
Merhaba güzel dostum; Benim bi planım var; siirlerimi yayımlamak! Evet bu sefer kararlıyım ve hic bu kadar cok istemedim bunu. Cok satmayacak ve belki raflarda eskiyip gidecek ki hatta ben günlerce yayınevinden haber bekleyecem sonuc icin ama olsun. Benim bi kitabım olacak. Ttalı bi heyecanım olacak. 6.45 gibi iyi bir yaynıevine gönderecegim öncelikle internet aracılıgıyla ve zamana bırakacam. Türkiye'ye döndügümdeyse Avrupa'da gezdigim müzelerin resimleriyle ilgili üniversitede kücük bi sergi yapmayı planlamıstım gecen yaz ve bunun icin dilekce bile vermistim. Bunu da gerceklestirecem. Güzel seyler yapacam; kendim icin ve dünya icin. Sanat beynimi uyusturuyor benim ve beni mutlu eden sey bu diyebilirim. Sansa ihtiyacım var mı inan bilmiyorum ama iijtiyacım olan tek sey; zaman!
27 Mart 2011 Pazar
come closer, look deeper
Madem yazıyorum ve hayatım boyunca yazacam o zaman bu konu hakkındaki düsüncelerimi paylasmak istiyorum. Tanımını yapmayı ve kelimeleri kavramlastırmayı ki aslında bir kalıba sokmayı pek dogru bulmuyorum kendimce; ama en azından üzerimde hissettirdiklerini kagıtla, kalemle, klavye tuslarıyla dile getirebilirim. Her zaman yasamın renkli ve sürprizlerle dolu olduguna sahit olmusumdur ve kendi yasamıma ve hatta bir ceyreklik yüzyılıma baktıgımda hep mücadele dolu ugraslarım olmustur. İyi bir aile, güzel arkadaslıklar, okumayı istedigim bir bölüm, ilerde zevkle hatırlayabilecegim güzel anılarım olmustur. Tutkularım da tabii. Bir resme, bir sarkıya hatta özlemini duydugum herseye. Uclarda sevmişimdir, istemisimdir de. Ama hep en az beklentim aşktan yana olmustur. Bu konuda gercekten cok iyimserim; gereginden fazlaca! Son zamanlarda yasadıklarıma bakıyorum da; cok güzel seyler yasadım ama bir bakıma incindim de. Kendimi adapte edecek ugraslarım olmasaydı epey yorgun cıkacaktım duygularımdan. Cok sevdim, cok sevildim. iki iliskiyi kıyaslayınca ve empati kurunca 'ask' denen seyin tanımını buldum. Bizim duygularımızdan cok öte birsey! Mutluluklarımızın toplamının ve kutsal saydıgımız herseyin ötesinde. Ne yazık ki ben bunu yaptım ve somut seylere anlam yükledim. Gelecekle ilgili planlar yapmak yerine hayaller insa ettim ama bir hayalperest olarak değil. Gerceklik kavramı bazen o kadar sıkıcı olabiliyor ki... Hem ay ısıgı altında hayal kurmanın nesi garip olabilir ki; bırak ask iceri girsin ve bırak kendini bir cocukmuscasına. Ama ay ısıgının seni acıtmasına izin verme; ay ısıgının da canını sıkma. Ben bunu da yaptım ama tüm iyimserligimle. Sadece bir gülüs ve sadece bir bakıs icin aşık oldum; ordaki samimiyet adına. Güzeldi ve deger miydi? Kesinlikle evet! Ve bununla birlikte ben her zaman suna inandım. Felsefe sokakta yapılır, insanların arasında; bir odaya kapanarak degil. Bu sadece dünyaya daha fazla soru sorup; cevap alamadıgın ölcüde anlam verememekten ileri gitmeyen bir sey. Sonra kendi hayatıma uygulayınca bunu, bir odada sarkılardaki sözcüklerle iskence etmenin, alınan alkol oranını arttırmanın ve belki daha az acı hissederim olgusuyla daha fazla uyumanın pek saglıklı bir cözüm olmadıgını gördüm, eger bir aşıksan. Cünkü sarapta bile baska yüz görebilirsin. Ask icin ölünmez de; bu kadar yapay ve aciz olmamalı bu ve düz cözümmüs gibi. Birseyler yapılmalı. 'Seni seviyorum'un manasını tüketmeden. Her manevi seyde oldugu gibi mücadele edip, sonra vicdan rahatlıgına bırakmalıydım herseyi. Kendim olmalıydım. 'O seviyor' diye baska zevklerin kurbanı olmamalıydım; olmadım da! Kendin olmak; sabah aynaya baktıgında mutlu oldugun icin mi yoksa ona mutlu görünmek icin mi sorusunun cevabını verebilir. Biliyorum cok zor cevabı günümüzde. Bizler ne Sid&Nancy ne de Bonny&Clyde'ız. Bizler ebeveynler tarafından söylenen 'Büyüyünce doktor olacak' neslinin sadece birer parcalarıyız. Kaldı ki, insanoglunun tuhaf bi yaratık oldugunu düşünmüşümdür. Ne kadar farklı karakterlere sahip olursak olalım hepimizin özünde anlamlandıramadıgımız ama bunun icin ugraslar verdigimiz ortak bi yönümüz var. Gelecege dair bir umut! Tüm iliskilerimizde oldugu gibi. Kırgınlıklarımız olsa da mutlaka icimizde bi umut tasımısızdır; insanlıga dair, gelecege dair, dünyanın daha yasanılır bir gezegen olacagına dair... Hayata dair endiselerim olsa da ben bu konuda cok kararsızım. 'Benim hala umudum var' cümlesini her ne kadar sevsemde böyleyim iste. Benim bi hayalim vardı; yaslandıgımda asık oldugum kisiyle dünyanın en sevimli kasabalarının birinde sarap üretimi yapmak. Sey, sanırım benim bi umudum var. Ama simdi cok yorgun hissediyorum ve biraz da kırgın. Ama minnettar! Demistim ya ask; bizim duygularımızdan cok öte bir sey; kıskanclıklarımızdan, hayal kırıklıklarmızdan, incinmisliklerimizden ve herseyden öte. Peki ya umuttan?
25 Mart 2011 Cuma
Post Rock ♥
Aylardır beni etkisine alan mükemmel ötesi müzik! Nasıl ve ne cesit sekilde hayatıma girdi bilmiyorum ama vazgecemiyorum bi türlü. Trip hop ve indie rocktan sonra vazgecemedigim tür oldu son yıllarıma bakarsam. Mogwai, Explosions in the sky, God is an astronout ve daha bunun gibi bircok. İnsanoglunun güzel seylerde yaptıgının kanıtı bana göre; bir el ve gitar ki onun telleriyle... Uzaklara götürüyor ve bir düs yolculuguna cıkarıyor; sözsüz. Belki de en güzeli bu. Cesitli tınılarla ve acıtmayan sözcüklerle hisler yaratmak. İyi ki müzik var hayatımda ve onsuz ne yapardım bilmiyorum. İyi ki güzel ve kaliteli müzik dinleyicisiyim. İyi ki...
20 Mart 2011 Pazar
Bugun kesfettigim Louise Glück’ün siiri
“acımın sonunda bir kapı var.
duy beni: senin ölüm dediğini hatırlıyorum ben.
korkunç bir şey kalmak
bir bilinç olarak
kara toprağın altında.
herşey biter sonra:
korktuğun, bir ruh oluşun ve
beceremeyişin konuşmayı,
ansızın biter, katı toprak
bükülür azıcık.
ve benim
kuş sandıklarım dalar çalılar arasına.
sen ki hatırlamazsın
öteki dünyadan geçişini.
sana yeniden anlatırım derim:
kim ki döner gelir unutuluştan,
döndüğünde bulur kendi sesini:
hayatımın tam ortasından
görkemli bir kaynak fışkırır,
koyu mavi gölgeler
gökrengi denizde.”
duy beni: senin ölüm dediğini hatırlıyorum ben.
korkunç bir şey kalmak
bir bilinç olarak
kara toprağın altında.
herşey biter sonra:
korktuğun, bir ruh oluşun ve
beceremeyişin konuşmayı,
ansızın biter, katı toprak
bükülür azıcık.
ve benim
kuş sandıklarım dalar çalılar arasına.
sen ki hatırlamazsın
öteki dünyadan geçişini.
sana yeniden anlatırım derim:
kim ki döner gelir unutuluştan,
döndüğünde bulur kendi sesini:
hayatımın tam ortasından
görkemli bir kaynak fışkırır,
koyu mavi gölgeler
gökrengi denizde.”
13 Mart 2011 Pazar
8 Mart 2011 Salı
Happy International Women’s Day!
"A woman must be willing to burn hot, burn with passion, burn with words, with ideas, with desire for whatever it is that she truly loves. One will arrange that one's creative life has consistent fire under it."
"women who run with the wolves: Myths and Stories of the Wild Woman Archetype"
(Clarissa Pinkola Estés)
"women who run with the wolves: Myths and Stories of the Wild Woman Archetype"
(Clarissa Pinkola Estés)
28 Ocak 2011 Cuma
Banana Moon is shining in the sky
Şimdi bi anlaşma yapalım; hayır ben kendimi anlatmıyorum, öyle de bi derdim yok aslında. Çünkü kendini anlatma çabası; yıpratma çabasının sadece bir yoludur. Benim yolum da bu olmamalı! Ama tarif edilemez bi duygu içindeyim; çünkü dünyanın istediği insan oldum, en azından öyle hissediyorum. Zevklerim, beğenilerim, yaptıklarım, uğraştıklarım... 20-21 yaş sanrılarını atlattım ve artık Camus'nün 'Sisifos Söylencesi' de eskisi kadar etkilemiyor. Bugün şöyle bi kendime tekrardan baktım tarafsız olarak; sanırım kendi kendime mutlu olmayı seviyorum. Kendi kendime konusuyor, gülüyor, aglıyor, kendime hediyeler alıyorum bazen ve bir mutluluk oyunu oynuyorum. Cok arkadaşım ve bana cok deger veren dostlarım var ve bunları kazanmak icin emek verdim ve evet ben bunları tüm ictenliğimle yaptım! Nasıl desem; ben hayatımı sevimli-mutlu yaşlıların yaşadığı soguk bi kasabada, dogayla ic ice olarak yalnızca gecirmek istediğimi düşlerdim, ama şimdi bu benim icin düş değil, kafamdaki kitap projesini gerceklestirmek icin yapmak istedigim bir şey, bir araç. Cünkü herşeyi uclarda yaşasamda, orta yolunu tutturmak icin gosterdiğim caba beni kendiliğindenliğe yönlendirdi. Şimdi, evet cok planım var, ama bunlarla hayata tutunuyorum. Hassas yapının altında güclü görünmeye yeltenmektir kimbilir bu. Camus mütevazice der ki; 'Bazılarının sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor.' Bazen topluma ters düsebiliyorum ki aslında cevreme, ama nasıl oluyor da herkese bu kadar uyabiliyorum? Yanıtsız sorularımla uyuşma süreci olsa gerek... Entelektüelizmin gectiği bunalım ve toplumu anlamama kaygıları degil, öyle bir kaygım da olmadı; ama boyle zamanlarda da lanet olası sevdiğim felsefenin bana yarattığı o duyguyu hissettim ve şu fiili uyguladım; soru sor ve cevap bulamadıgında köseye cekilmektense kafa yor! Peki ya sonrası? Ara cevabı her kelimede, her insanda, her duyguda. Uyum sürecinde ayakta kalmamı sağlayan seylerden biri de; paylaşımı sevmem, evet belki de asıl nedeni budur. Ne hic küfür bilmeden eğitmemdir kendimi, ne de nezaket kelimesinin önemini beynime yedirebilmemdir. Tabi bir de 'empati' sözcüğünün günün cogu anı etkisi de denebilir. Ne cok şeye neden olmustur bu sözcük. Yaşamın cok sıradanlıklarla oldugunu belirtmis olsam da yasamımda bi sürece, sürprizlerle dolu oldugunu da söylemişimdir. Cünkü ben normal olmak icin cok caba sarfettim. Ve hic kimse bunu fark etmedi... Kendimi kendim yetistirdim, ailemden aldıgım degerlerle. Dostluklarımı gelistirdim, insanlardan öğrendiğim güzel şeylerle... Ama şey, ben bazen duvarlarla konusmayı seviyorum sanırım. Siz beni anlamasanızda ben saygı duymaya devam ederim ama. Öğretildim buna karşı. Bazı geceler Banana Ay ile konusacagım, Kucuk Prens'i anacagım hic olmadık yerlerde, gozlerimi kapadığımda Sigur Ros'un şarkıları eşliğinde ormanları, suyun sesini hissedeceğim. Ve daha bir cogu... Ucuk kariyer planları yapsam da beş parasız olacagım isi secmekle ve durmadan maneviyat deyip insanlıga faydam dokunsun diye didinecegim. Saf desinler, umrumda degil. İnsanlar uyurken gece yarısı ben nesli tükenen hayvanlar icin care arayacagım. 23 yaşımda bazen beklenenden cocukca, bazen de olgunca davranıslar sergileyeceğim. Sizce de böyle olmuyor mu? Ve benle caddenin ortasında yürürken, müziğin ritmine kaptırmış Pınar'ı aradıgınızda şaşırmayın. Üstelik tek bir şarkıyla günlerimi gecirdiğim az görülmemiş degildir. Kafa dağınık, oda düzenliyken ve bazen o kafadaki kelimeleri sokakta bulmaya calısırken gorurseniz dokunmayın. Benim gibi yapın; bişeyler ispatlamak yerine zamandan tasarruf amaclı gülümseyin ki insanlar size bir gülyabaniymiş gibi baktıklarında dahi. Zor değil, hoş bazen zordur ama deneyin iste. Sadece olsa olsa avurtlarınız yakınır bu durumdan. Uzaktan yakından hicbir ilginiz olmadıgı bir erkege sırf güzel gülüyor diye aşık olun. Ben denedim, daha cok ıhıh ıhıh diye gülmeyi öğrendim, biseyler öğrendiğim ve ögrettiği icin de daha cok sevdim. Mutlu olmak icin değil, normal demelerinden cok öyle olmak, belki de kendinizi bulmak icin...
27 Ocak 2011 Perşembe
Aynılık
Benim güzel dostum merhaba
Parti maratonu sonrası kendi odamda son gunlerimi gecirerek ve heyecanla yazıyorum. Dikkat ettim de aynı cümleleri kuruyorum ki bu satırları okuyanlar, sonunda pek ilginc bir şey elde edemiyor. Anlayabilirim. Hep aynı duygu yogunlukları ki zıtlıkları ve celişkilerin endişesini yaşadıgım ve buraya aktardıgım icindir diye düşünüyorum. Yakın arkadaşlarım renkli bir insan oldugum görüşünde. Cok konuşup, cok fazla gülümsediğimdendir herhalde. Ama ben hep aynıyım; hayır bu bir rol değil sadece kişisel ruh halimi pek fazla yansıtmama istegimdir yalnızca. Mutluyum, huzurluyum, iyi arkadaşlarım ve ailem var, sağlıgım yerinde, arada bi aşık oluyorum, güzel şeyler yapıyorum ama...
Hatırladım da nereye gidilirse gidilsin kişinin kendisini de götürdüğü gerçeğini. Hayatımı degistirsem de ilginc derecede bi düzen arıyorum. Yaz sonu İzmir'e dönünce yapacaklarımın, planlarımınn esiri oluyorum. Burda tutunmak, orda direnmek... İkisi için de mutluluk hissetmek ama Türkiye'den bir öcüymüşçesine kaçmak! Nereye gidersem gideyim şehirler arkamdan geliyor; aidiyetlikten pek haz almasamda. Şairler hep dogruyu söylüyor anlaşılan.
Parti maratonu sonrası kendi odamda son gunlerimi gecirerek ve heyecanla yazıyorum. Dikkat ettim de aynı cümleleri kuruyorum ki bu satırları okuyanlar, sonunda pek ilginc bir şey elde edemiyor. Anlayabilirim. Hep aynı duygu yogunlukları ki zıtlıkları ve celişkilerin endişesini yaşadıgım ve buraya aktardıgım icindir diye düşünüyorum. Yakın arkadaşlarım renkli bir insan oldugum görüşünde. Cok konuşup, cok fazla gülümsediğimdendir herhalde. Ama ben hep aynıyım; hayır bu bir rol değil sadece kişisel ruh halimi pek fazla yansıtmama istegimdir yalnızca. Mutluyum, huzurluyum, iyi arkadaşlarım ve ailem var, sağlıgım yerinde, arada bi aşık oluyorum, güzel şeyler yapıyorum ama...
Hatırladım da nereye gidilirse gidilsin kişinin kendisini de götürdüğü gerçeğini. Hayatımı degistirsem de ilginc derecede bi düzen arıyorum. Yaz sonu İzmir'e dönünce yapacaklarımın, planlarımınn esiri oluyorum. Burda tutunmak, orda direnmek... İkisi için de mutluluk hissetmek ama Türkiye'den bir öcüymüşçesine kaçmak! Nereye gidersem gideyim şehirler arkamdan geliyor; aidiyetlikten pek haz almasamda. Şairler hep dogruyu söylüyor anlaşılan.
24 Ocak 2011 Pazartesi
Redd ve 21

Bikac gündür durmadan Redd dinliyorum ve 21 albümü en güzel albümlerden biri bana göre. Şarkılardaki ruh hali ve reflex soyle; bi yerden müzik geliyor ve öylece duruyorsun. Sözleri yakalamaya calısıyorsun ama basit değil. Plastik ciceklere ve yasadıgımız cagın plastikligine mi kafa yoracaksın yoksa kendi kendine yarattıgın icindeki ve hatta kulagındaki astrotanrıya mı? Cocuk olmayı isteyip; Peter Pan'ı anmak gibi. Sanırım bu şarkılar 'Varolmayan Ülke' ye götürüyor olsa gerek; ya da müzik, sözlerle hatta ritmlerlerle yaratıyoruz biz bu ülkeyi. Tesekkurler güzel ve kaliteli müzik icin...
23 Ocak 2011 Pazar
Kitaplara özlem
Bunu hissediyorum kitaplarımı özlüyorum. Bugün düsündüm de, bi yabancıyla konussam Türk kültürünün eksikligini goruyorum kendimde. Kızmıyor degilim kendime. Aziz Nesin'in Gol Kralı adlı kitabını okumustum yıllar once ve cok kisi bilmese de cok sevmistim. Ve şimdi, Oguz Atay'a, İhsan Oktay Anar'a, Hakan Günday'a ve daha belirtmedigim isimlere haksızlık yaptıgımı düsünüyorum. Müzikte de keza. Bu başarıdan ya da popülerlikten cok begeni ve etkiyle ilgili. Baska kültürlere olan ilginin benim zevklerime golge düsürmesini istemiyorum acıkcası ama buna da izin veriyorum ne yazık ki.
2 Ocak 2011 Pazar
2011
Yorumunu yapamadım, yazamadım, istedim ama... Güzel bi yıldı; dolu dolu oldugu icin güzeldi. Güzel anılarımın ve güzel arkadaşlıklarımın oldugu. İlk zamanlar her zamanki boşlugu hissettim, ama bunun bi sürec değil de olağan bişey oldugunu öğrettim kendime. Beynim düsündü durmadan gecelerce; başka bi Pınar olmak adına. Ama sonrası düşünmemek icin beynimi yordum. Gereksiz güldüm cogu zaman, gereksiz de ağladım; sıkıcı oldugum zamanlarda dahi pozitif olmayı yeğledim. İnsanlar arasında gülümsemeye gayret ettim elimden geldiğince. Hayatımı aileden uzak kendi kendime yönlerdirdim, karakterimi sağlamlastırdım, belki de olgunlastım. Zaman tükettim, ürettim de. Agaclar arasında yalnız yürümenin zevkini arzuladım kosusturmalarımda. Cogu zaman ilklerimi yasadım, yasamaya gayret ettim . Herkesin sıradan buldugu seyleri yücelttim, kutsallastırdıgı seyleri önemsemedim. Hümanist dediler, bazen insanlar arasında olmaya dahi katlanamasamda. Saygıyı önemsedim, vicdan kelimesinin hayatımdaki yerini unutmadan. Aileme, arkadaslarıma, gözümü kapatıp yalvarırcasına sıgındıgım Şey'e şükranlarımı ilettim. Tabiki incindim, toparlanmayı bildim, düşüp kalktım. Müziği eksiltmedim hayatımda, hep benimle olmasına özen gösterdim. Sarhoş oldum, mutluktan ağlayarak yürüdüm yollarda. Aşık oldugumu hissettim. Emek olmadan yararı olmayacagı icin hep gayret ettim...
Yaşamın bundan sonraki serüveni n'olur bilmiyorum ama ben hep gözlerimi kapadıgımda doğayı düşleyeceğim, cocuk olacagım ama tecrübeleri paylaşacagım da. Anlayana düşlerimi anlatacagım coşkuyla, anlamayana icten ice güleceğim. İnsanlar uyurken insanlığı düşüneceğim ki dünyanın istediği insan olma adına. Şaraplar tüketeceğim; şişenin icindeki duygularla. Bu yılın güzel gecmesi icin elimden geleni yapacağım...
Yaşamın bundan sonraki serüveni n'olur bilmiyorum ama ben hep gözlerimi kapadıgımda doğayı düşleyeceğim, cocuk olacagım ama tecrübeleri paylaşacagım da. Anlayana düşlerimi anlatacagım coşkuyla, anlamayana icten ice güleceğim. İnsanlar uyurken insanlığı düşüneceğim ki dünyanın istediği insan olma adına. Şaraplar tüketeceğim; şişenin icindeki duygularla. Bu yılın güzel gecmesi icin elimden geleni yapacağım...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Deneyimler herkesi olgunlastırır, zaman degil. Nokta!