Ve bir yıl da geride kalıp avuçlarımızdan kayıp gitmek üzere...
Zamanını tutamadığımızda ona uyum sağlamaya karar verme anımız gibi...
Özlemlerinizi bastıramadığımızda ansızın yeni düşlere adım atmamız gibi...
Bol umutlu, bol güneşli, bol keyifli ve verimli bir yıl dilerim herkese. Sevgiye daha çok kucak açıldığı, aydınlığa daha çok kapı aralandığı bir yıl... Yolda olmanın cazibesiyle; müziğin ritmi, şiirlerin lirizmi, doğanın renkleri, bütünlüğün ahengi, zamanın sonsuzluğu, insanlığa inancın kıpırtıları, dostluğun sınırsızlığı, düşlerin heyecanı, aşkın coşkusu ve sarhoşluğu bizimle olsun. Huzur, barış ve güzelliklerle birlikte her şey gönlümüzce olsun...
Sevgiler,
Pınar
30 Aralık 2012 Pazar
29 Aralık 2012 Cumartesi
Karanlık Ama Güzel
https://www.youtube.com/watch?v=6mKLAqKyzp8&feature=share
https://www.youtube.com/watch?v=bXHPkug85Qk
25 Aralık 2012 Salı
Goodbye sweet romance i am flying away now
Savunmasızlık her yerde büyük bir kaçışla birlikte. Şarkının sarhoşluğuyla çarpık cümleler kurabilirim. Algılarımsa yeterince yerli yerinde oysa.
Hayır gelecek kafamdaki gibi tasarlanmamalı diyorum kendimce ve hatta bazen hikayeler kendiliğinden gelişmeli diyorum. Yaşanmışlıkları çemberin dışında bırakara üstelik.
Uzak özlemi hiç olmadığı kadar sarıyor beni ve esir ediyor benliğimi. Hoşçakal demek istiyorum merhaba'ları içimde ve benimle birlikte taşıyarak. Ve belki birgün dilimden dökülmesinin umuduyla. Avusturalya"ya gitmeliyim ya da Afrika'ya. Hayattan ne istediğini bilmemek çok acı ve bunun üstüne inşa ettiğim şey geleceğe yönelik kariyer planları. Geleceği sadece ismin önüne gelecek bir şey olarak görmüyorum. Ama şimdilik bunu yapmalıyım.
Uzun zamandır şiir yazamadığımı fark ettiğimden beri hayatın şiirsellikle yaşanması gerektiğini gözümüze gözümüze vuran filmlere daha bi hassasiyetle bakmaya başladım. O'ndan sonra hiç şiir yazamadım belki de asıl neden ilham kaslarımın törpülenmesi.
Hayallere karşı daha fazla kötümcül olmak istemiyorum onca zaman sonrasında. İyimserlikle karşılamaya çalışıyorum kafamın içindekilere. Olgunca bir tutumla yaklaşmak için öyle çabalıyorum ki. Sadece ben miyim acı çeken diye soruyorum... Sadece ben mi?
Bir zamanlar dünyaya bakmış olduğum o küçük deliğin kapanmaması için mücadelem. Çünkü orada tüm canlılığıyla gökyüzü var; sevdiklerim-sevmediklerim-ailem-arkadaşlarım-şarkılarım-hayallerim ve şu an yazmak için aklıma gelmeyen birçok şey...
Acı var, umut var, hikayeler var, hayaller var ve bir de savunmasızlıklarım...
Peki ya O?
'Hoşçakal' demek için bile yok...
https://www.youtube.com/watch?v=MhhkursU-Lo&feature=share
Hayır gelecek kafamdaki gibi tasarlanmamalı diyorum kendimce ve hatta bazen hikayeler kendiliğinden gelişmeli diyorum. Yaşanmışlıkları çemberin dışında bırakara üstelik.
Uzak özlemi hiç olmadığı kadar sarıyor beni ve esir ediyor benliğimi. Hoşçakal demek istiyorum merhaba'ları içimde ve benimle birlikte taşıyarak. Ve belki birgün dilimden dökülmesinin umuduyla. Avusturalya"ya gitmeliyim ya da Afrika'ya. Hayattan ne istediğini bilmemek çok acı ve bunun üstüne inşa ettiğim şey geleceğe yönelik kariyer planları. Geleceği sadece ismin önüne gelecek bir şey olarak görmüyorum. Ama şimdilik bunu yapmalıyım.
Uzun zamandır şiir yazamadığımı fark ettiğimden beri hayatın şiirsellikle yaşanması gerektiğini gözümüze gözümüze vuran filmlere daha bi hassasiyetle bakmaya başladım. O'ndan sonra hiç şiir yazamadım belki de asıl neden ilham kaslarımın törpülenmesi.
Hayallere karşı daha fazla kötümcül olmak istemiyorum onca zaman sonrasında. İyimserlikle karşılamaya çalışıyorum kafamın içindekilere. Olgunca bir tutumla yaklaşmak için öyle çabalıyorum ki. Sadece ben miyim acı çeken diye soruyorum... Sadece ben mi?
Bir zamanlar dünyaya bakmış olduğum o küçük deliğin kapanmaması için mücadelem. Çünkü orada tüm canlılığıyla gökyüzü var; sevdiklerim-sevmediklerim-ailem-arkadaşlarım-şarkılarım-hayallerim ve şu an yazmak için aklıma gelmeyen birçok şey...
Acı var, umut var, hikayeler var, hayaller var ve bir de savunmasızlıklarım...
Peki ya O?
'Hoşçakal' demek için bile yok...
https://www.youtube.com/watch?v=MhhkursU-Lo&feature=share
19 Aralık 2012 Çarşamba
Kapitalizm ve Siradanlastirilmamiz
https://www.youtube.com/watch?v=BlmK0Go7N9E
https://www.youtube.com/watch?v=o1gHw52S4sQ
17 Aralık 2012 Pazartesi
Merhaba
Merhaba Turkiye benimle danseder misin bu gece? Saatlerce suren bir yolculuk sonrasi diyebilirim ki yorgunlugu gectim acayip dansetmek istiyorum, hatta yerimde duramiyorum. :)
11 Aralık 2012 Salı
Bir Berlin Gecesi
Saat 04.10, karlı bir Berlin gecesi, bir bira, Refugee-Oi Va Voi...
Daha çok inanç...
Birkaç gündür kafamdan geçen cümle: Ve kar tüm kötülükleri örter!
Sence gerçekten bu böyle mi?
Daha çok inanç...
Birkaç gündür kafamdan geçen cümle: Ve kar tüm kötülükleri örter!
Sence gerçekten bu böyle mi?
6 Aralık 2012 Perşembe
Ve Berlin
Evet gidiyorum ve ucagim yarin sabah. Pimpiriklikten ve 6.00da Kizilay`da havaalani otobusu yakalayamama korkusundan gece gidip bekleyecegim. Sevgili Katja karsilayacak beni. Hava soguk, heyecan var mi evet var. Cok ozlemisim oralari... Peki ya Elise, ah Tanrim kalbimde onun yeri bambaska! Hatta 1 aylik vize aldigim icin atlayip yilbasinda Fransa`ya gidip surpriz yaparim dedim ama hem maddi olarak hem de sinav zamani acisindan pek mumkun degil. Onun disinda bazi seyler cok guzel gidiyordu ama bu hafta hep olumsuz gelismeler cok uzdu. Umudumu yitirmeyecegim. Berlin`de dahi sansimi deneyecegim.
Temmuzdan sonra hersey guzel olsun istiyorum gercekten.
Bunu cok istiyorum!
Bol eglenceli bi Berlin zamani diliyorum.
Temmuzdan sonra hersey guzel olsun istiyorum gercekten.
Bunu cok istiyorum!
Bol eglenceli bi Berlin zamani diliyorum.
2 Aralık 2012 Pazar
Ulke ve Insanlari
Kalem goze de batar, kagida da, kalbe de.
Goze batar oldurmekten beter eder ulkenin insanlarini.
Kagida battiginda kalem, acilan deliklerden ulkenin
manzaralari dokulur tek tek.
Peki ya kalp? Sorgulatir, susturur ve bir sekilde acitir bir
yerlerden hem de kanatmadan. Ne olacagini dusunursunuz? Insanlarini ve
yasanmisliklarini, pek mutlu olmayan tarihlerini, gelecegi somurulmus ulkenin
vaadlerle suslendirilmis haberlerini… Toplumsal gercekliklerimizi bir
yazgiymiscasina one suren zihniyetin evlatlari olarak, kanla sulanmis
topraklarin davasi bize uygun gorulmus. Ya simdi? Insanlar oluyor hem de hicbir
cevap, cozum bulunmadan. Birseyler degisiyor, gozumuz acik olmadan,
sorgulayamadan. Baska masallara yoneliyoruz, kalemin daha saf oldugu, daha umut
dolu kelimelere dili varan. Her yerde konusuyoruz son gunlerde, yapabildigimiz
tek sey bu olsa gerek. Sucluyoruz, kiziyoruz, hayal kuruyoruz ama hep bi yandan
kalemin en sivri ucu acitiyor. Acitiyor ki yazip cizenler hapse gidiyor tek
tek. Acitiyor ki gozumuz kor edilmeye mahkum. Hain oluyorsunuz bu ulkede,
fasist, insan turune girmeyi haketmeyen bir yaratik. Dusman oluyoruz birdenbire
ve tarih hesaplasmasina birakiyoruz icimizdeki nefretleri. Kalem bicak olunca
kesiyoruz doganin ellerini. Bicak aslinda bicak olunca kaybediyoruz tum
masumiyetimizi. Intikam dolu yuzlerle bedenimizden cikariyoruz ofkemizi.
Sen, “O” olunca insani degil insanligimizi yitiriyoruz.
Yazilan sarkilarimiza nefret sucunu yukleyerek melodilerimizi gezegene
gonderiyoruz. Biz ile baslayan sarkilar savrluyor, savruldukca bozguna ugruyor.
Iste anlatmak istedigim kalbimize batan kalemi iktidar
savasina cevirmemiz. Bu iktidar savasinda oz varligimizi yok ediyoruz.
Aydinligin parladigi yolu degil kirli ideolojilerin kaybedilmis aurasini takip
ediyoruz. Degisimi ve donusumu ideolojilerin tutsakliklarina emanet rdiyoruz.
Biz yapiyoruz bunlari hem de kalemimizin en sivri haliyle.
Yuzumu Hamlet`e ceviriyorum, karakterlerdeki iktidar
tutkusuna. Butun degerlerini hice sayarak iktidar ugruna olduren, topragin gozu
doyurmayacagini bilmeden.
Paradokslarimizi yasadigimiz ulkenin birer yabanil efendileriyiz biz.
Modernligin uzerimizdeki iktidari altinda…
30 Kasım 2012 Cuma
C.P.
"What is the issue that is eating you up? What is the personal fear that you can’t resolve and you can’t tolerate? Are you getting old with fucking NOTHING to show for it? Then, write Invisible Monsters. Are you worried that your brain or talent isn’t capable of creating anything interesting or unique, and you’ll die and rot and be forgotten – failing everyone you love? Well, then write Diary. My
point is, use the story to explore and exhaust an issue of your own. Otherwise, you’re just dicking around, playing “let’s pretend.” If you can be ruthless and honest about your own fear, you express something that other people can’t express. You can resolve your own anxiety – through research, discussion, experiment – and that freedom is what brings you back to writing.
What could you never talk about in a million years? Then, write about that."
What could you never talk about in a million years? Then, write about that."
25 Kasım 2012 Pazar
12 Kasım 2012 Pazartesi
Angelus Novus
"A. Klee painting named "Angelus Novus" shows an angel looking as though he is about to move away from something he is fixedly contemplating. His eyes are staring, his mouth is open, his wings are spread. This is how one pictures the angel o
f history. His face is turned toward the past. Where we perceive a chain of events, he sees one single catastrophe which keeps piling wreckage upon wreckage and hurls it in front of his feet. The angel would like to stay, awaken the dead, and make whole what has been smashed. But a storm is blowing from Paradise; it has got caught in his wings with such violence that the angel can no longer close them. The storm irresistibly propels him into the future to which his back is turned, while the pile of debris before him grows skyward. This storm is what we call progress." (Walter Benjamin)
10 Kasım 2012 Cumartesi
9 Kasım 2012 Cuma
W
Personal enlightenment, but not becoming enlightened by Buddhism. Maybe I simply need to live in nature by my own efforts and learn how to live a self-sufficiency life without technology for quite a while...
7 Kasım 2012 Çarşamba
3 Kasım 2012 Cumartesi
Cave
Hayran-fan olayini sevmiyorum ki ozellikte muzikte. Ama kayitsiz da kalamiyorum. Hendrix-Cohen sonrasi sadece sarkilarina degil dansini garip ama sevimli bulma disinda Nick Cave`e tapiyorum. Avustralya gibi kusal topraklardan yetismis ve Murder Ballads ve ustelik Bunny Munro`yu yazmis ki soyleyecek bir sey bulamiyorum. Muzigin kutsal olup cabucak tuketilemeyecegini, liriklerin buna izin veremeyegini gostermis oluyor Cave hem de keskin ve kesici cumlelerle. Kendini birakmak kaliyor oylece ve dosdogru. Sonrasiysa bu kadar buyu icinde neden ucamiyorum diye sorabiliyor insan kendince, hazir dusuncelerini de uzaklastirmisken ya da tam da dusunce alemine davet etmisken.
28 Ekim 2012 Pazar
Dogum gunu
Bugun benim dogum gunum.
Bi dilek tutmam gerekiyor.
Evet, bunu biliyor olmalisin.
Bunu biliyorsun!
Bi dilek tutmam gerekiyor.
Evet, bunu biliyor olmalisin.
Bunu biliyorsun!
30 Eylül 2012 Pazar
Amerika ve sonrasi
10 eylul gunu sponsorumun aldigi karar neticesinde 3 gun icinde Tr`ye donmeliydim, yoksa Amerika`da kacak sayilacaktim ki bunu gercekten anlamiyorum. 28 eylulde vizem bitecekti ve gitmis oldugum program sayesinde seyahati de isin icine katarsak 9 ekimde Istanbul`a ucusum olacakti. Hersey o kadar kucuk bi hatadan oldu ki, tanidigim ilk yahudi olan ve benim icin isveren olmayi goze alip imza atan kisiye telefonla ulasamamalari sonucu oldu ve bir de sponsorun karar verme yetkisini elinde bulunduran; ablamla ikimizin o kadar rica-aglamalarina ragmen final decision`i gitmem olan yetkili kadindi. Kizgindim, dinlemediler beni. Hata benimdi boyle sacmasapan bi programla gitmistim, ama hayir pisman degildim. Turist vizesi almak hem zahmetliydi hem de kesin degildi. Iyiki de gittim, iyiki de dunyalar tatlisi insanlarla karsilastim.
Ama sanirim en vurucu 3 sey canimi acitti son gunlerimde. 10 eylul sabahi Bryant Park`ta otururken elimi yanaklarima koymus ablamin isyerinde sponsorla konusmasinin sonucunu beklerken yanima Yahudi birinin gelip bana ne dusundugumu sormasiydi. Amerika`da o kadar cok yahudi vardi ki saclarinin kenari uzun olan, kippa kullanan hep bi Yahudi ile konusmak istemistim ve bile bile yol soruyordum onlara az ve oz cevap veriyorlardi. Iste bu adam benimle sohbete basladi ve ne zaman Tr`ye donecegimi, issiz olup olmadigim icin mi boyle dusundugumu sordu ve bir sorunum olup olmadigini. Oturmasini rica edecektim ama o kadar merakliydimki ablamdan haber beklerken... Iste o an bu beni uzmustu. Haftalarca hic bir Yahudi ile konusma son anlarinda gelsin ve sana dersin olup olmadigini sorsun.
Ve son gun ablam benimle ilgilenmisti, ucak bilet tarihim degisene kadar Tr`ye donecegime inanmamistim, istemiyordum da; cunku herseyi ekime-donusume gore ayarlamistim ve okulun acilmasina daha vardi, ustelik hava da sicakti. Ama mecburdum. Neyse son gun ablamla yemek yedikten sonra gitmeyi cok istedigim Nublu`ya giderken daha once de tanismis oldugum ablamin arkadasina rastladik Irish Pub`in onunde. Bira icmeye davet edince, hadi son gecem deyip iceri atmamla kendimi onun tanistirdigi Irlandali adamla tanistim; muzisyenmis ve emlakcilikla ugrasiyormus. Ablamla arkadasi konusunca ben de cocukla ilgilenmeye basladim; o kadar kotu haldeydim ki gozlerim aglamaktan kizarmis, beynim ise gitme fikrine kendini alistirmaktan yorulmustu. Baslarda sohbet ilerledi ve ablamgil sigara icmeye gidince yalniz kaldik ve ask konusunda laf acilinca artik umutsuz oldugumu soyleyince bana enerjiden, kendimi onemsememden bahsederek onerilerde bulundu. Gozlerimin icine bakarak cok guzel konusuyordu. Ben de yuzunde hep huzun olan insanlari hep sevmisimdir. Ve opustuk biz. Ben cok bira ictim ve ismimin anlaminin kaynak-su oldugunu ogrenince bana su bile ismarladi. Nublu`ya gittik hicbir sey yoktu. Benim son gunum oldugu icin eglendirmek istedi. Sonra tekrar bir mekana gidip canli muzik dinledik. Ablam ayrilmak istedi ve onunla vedaasip birbirimizi Facebook`ta bulacagimizi soyleyip, son opucukle vedalastik ve o orda icmeye devam etti. Guzel bir geceydi benim icin. Guzel bir son geceydi.
Ve diger isimde Michael`di. Ayrilmam ani olmustu ve evdeyken ayrilmadan once aradim, bana siir okumustu mirildanarak ve bu beni telefonda aglatti. Hassastim ve sevdigim insanlarla vedalasamadan ayrilmak o kadar koyuyordu ki. 11 eylul sali gunu Manhattan`da binalara bakarken de hoscakal demedim, cunku tekrar gidecegimi biliyorum ama tekrar gitigimde bu kadar tatali insanlari yerinde bulabilecek miyim bilmiyorum. Ustelik Mike`a sozum vardi; Louis Armstrong`un evine gidecektik. Evet bunu gerceklestirmeyi cok istiyorum. Bu adami tanidigim icin gercekten cok ama cok sansliyim.
Ve geldik 12 eylule... Oglen ucusa hazirdim, cantamdaki alkol nedeniyle yukum fazlaydi.
Ucus guzeldi, Delta ile Istanbul`a donmus yolda epey bira icmistim (Samuel Adams`i ozluyorum su an). Yanimdaki Irakli kizla sohbet etmistim. Hayir icimde hirs yok, gercekten~ Amerika`da okumak istemiyorum ama bir gun oraya invitation letter`imla gidecem diye icimi kemiren sozcukler ucakta zihnimdeydi. Bu, parayla reail olmakti hem de tum masumiyetimle. Tek olumlu yani Turkiye`ye Cohen geliyor, onun konserine gitme umuduydu.
Istanbul`da otobusu beklerken Cafe Francais`te oturup emaillerime baktigimda Frank`in emaili beni gulumsetti huzunle. Dayimin en yakin arkadasi ve hep beraber bir haftasonu konsere gitmistik. Tekrar gorusecegimiz belliydi ve konser sonrasi ayrilirken gorusecegimizi soyledikten sonra `maybe in the future` demistim; cok gulmustu. Evet simdi bu boyle oldu; o da vedalasamadigimiz icin uzgun oldugunu dile getirdi. Gelecekte ne zaman gorusurum bilmiyorum ama su an o sikici konserde olmak icin neler vermezdim.
Yapamadigim cok sey kalmisti, en cok Amishleri gorememek uzmustu, ustelik soz vermesine ragmen sozunu ani gidisimden dolayi tutamayan dayimla vedalaşamamak...
Cohen konser bileti aradim Biletix`te ve sistem arizali oldugundan alamadim ve eve dondukten sonra gitmekten vazgectim. Cunku benim icin ozel isimdi ve gitseydim o konsere sahne yanindan izleyebilecektim; gormemek daha guzel dedim, birak hayallerinde kalsin dedim. Ve bir gun Cohen-Cave-Dylan`i gorme umuduyla kendimi kandirmaya devam edecegimimn gostergelerinden yalnizca biriydi bu.
Bir hafta evden hic cikmadim, ciddiyim, projeler aradim ve gunleri cope atmak istedim.
Ve Ankara`ya gittim, begenmedim. Yeni okulumu begendim ama. Simdi tekrar eve dondum ve birkac sonra yola cikacak Ankara otobusume gidecegim. Ben gun sayiyorum gitmek icin. Sadece 9 ayin nasil gececegini dusunuyorum. Iyi not ortalamasiyla mezun olma disinda pek beklentim yok. Herkes Amerika olayi icin kadar-hayirlisi diyor. Ben inanmiyorum. Kotu tercihti ama yapacak birsey yoktu. 4 hafta daha fazla kalmakla cok sey kazanacaktim. Yaklasik 2 bucuk hafta gecti ve iyiki donmusum demedim. Ekimde almanca kursuna baslayacaktim, onu da iptal ettim. Avusturalya`ya gitme karari aldim ciddi ciddi. 2 yil sonra bugunlerde orada olacagim.
Yarinsa yeni okulum aciliyor.
Eger orda olsaydim yarinki Izlandaca dersine gidecektim ve dun kurs hocasi email gondermis acikladim durumu. Federal Hall`de gonullu olarak tanistigim kisi benim cok yardimci oldugumu cok kibar emaille yazmis.
Ha guzel seyi de ekleyeyim; Almanya`dayken Elise ve benim anne gibi cok sevdigimiz hocamiz bana referans mektubu yazmayi kabul etti ve bunu carsamba gunu Konrad Adenauer Stiftung`daki staj gorusmemde kullanmam icin sans dileklerini eklemeyi de unutmamis. Ne sansliyim boyle dunyalar tatlisi insanlara rastlaadigim icin.
Son olarak, bana gelince babamin cok kibarca Kpss ye girme ricasina anlayis gostermemekle birlikte reddediyorum. benim burada yapacak birseyim yok, haziranda son finalleri verip gitmekten baska. Gitme istegi disinda pek bi beklentim yok. Ara sira viski icip muzik dinliyorum odamda. Simdi de hazirlanip ayrilacagim. Hayalimdeki yer tabiki Amerika degil ama tekrar gidecegim.
Son olarak icimdeki heyecan ekimdeki Olafur Arnalds ve kasimdaki Jay Jay Johanson konserleri.
Kucuk yolculuklarim var. Gecenlerde okudugum bir cumleyi paylasiyorum son cumle olarak; 'yolculuk' her zaman kilometrelerden ibaret degildir...
Ama sanirim en vurucu 3 sey canimi acitti son gunlerimde. 10 eylul sabahi Bryant Park`ta otururken elimi yanaklarima koymus ablamin isyerinde sponsorla konusmasinin sonucunu beklerken yanima Yahudi birinin gelip bana ne dusundugumu sormasiydi. Amerika`da o kadar cok yahudi vardi ki saclarinin kenari uzun olan, kippa kullanan hep bi Yahudi ile konusmak istemistim ve bile bile yol soruyordum onlara az ve oz cevap veriyorlardi. Iste bu adam benimle sohbete basladi ve ne zaman Tr`ye donecegimi, issiz olup olmadigim icin mi boyle dusundugumu sordu ve bir sorunum olup olmadigini. Oturmasini rica edecektim ama o kadar merakliydimki ablamdan haber beklerken... Iste o an bu beni uzmustu. Haftalarca hic bir Yahudi ile konusma son anlarinda gelsin ve sana dersin olup olmadigini sorsun.
Ve son gun ablam benimle ilgilenmisti, ucak bilet tarihim degisene kadar Tr`ye donecegime inanmamistim, istemiyordum da; cunku herseyi ekime-donusume gore ayarlamistim ve okulun acilmasina daha vardi, ustelik hava da sicakti. Ama mecburdum. Neyse son gun ablamla yemek yedikten sonra gitmeyi cok istedigim Nublu`ya giderken daha once de tanismis oldugum ablamin arkadasina rastladik Irish Pub`in onunde. Bira icmeye davet edince, hadi son gecem deyip iceri atmamla kendimi onun tanistirdigi Irlandali adamla tanistim; muzisyenmis ve emlakcilikla ugrasiyormus. Ablamla arkadasi konusunca ben de cocukla ilgilenmeye basladim; o kadar kotu haldeydim ki gozlerim aglamaktan kizarmis, beynim ise gitme fikrine kendini alistirmaktan yorulmustu. Baslarda sohbet ilerledi ve ablamgil sigara icmeye gidince yalniz kaldik ve ask konusunda laf acilinca artik umutsuz oldugumu soyleyince bana enerjiden, kendimi onemsememden bahsederek onerilerde bulundu. Gozlerimin icine bakarak cok guzel konusuyordu. Ben de yuzunde hep huzun olan insanlari hep sevmisimdir. Ve opustuk biz. Ben cok bira ictim ve ismimin anlaminin kaynak-su oldugunu ogrenince bana su bile ismarladi. Nublu`ya gittik hicbir sey yoktu. Benim son gunum oldugu icin eglendirmek istedi. Sonra tekrar bir mekana gidip canli muzik dinledik. Ablam ayrilmak istedi ve onunla vedaasip birbirimizi Facebook`ta bulacagimizi soyleyip, son opucukle vedalastik ve o orda icmeye devam etti. Guzel bir geceydi benim icin. Guzel bir son geceydi.
Ve diger isimde Michael`di. Ayrilmam ani olmustu ve evdeyken ayrilmadan once aradim, bana siir okumustu mirildanarak ve bu beni telefonda aglatti. Hassastim ve sevdigim insanlarla vedalasamadan ayrilmak o kadar koyuyordu ki. 11 eylul sali gunu Manhattan`da binalara bakarken de hoscakal demedim, cunku tekrar gidecegimi biliyorum ama tekrar gitigimde bu kadar tatali insanlari yerinde bulabilecek miyim bilmiyorum. Ustelik Mike`a sozum vardi; Louis Armstrong`un evine gidecektik. Evet bunu gerceklestirmeyi cok istiyorum. Bu adami tanidigim icin gercekten cok ama cok sansliyim.
Ve geldik 12 eylule... Oglen ucusa hazirdim, cantamdaki alkol nedeniyle yukum fazlaydi.
Ucus guzeldi, Delta ile Istanbul`a donmus yolda epey bira icmistim (Samuel Adams`i ozluyorum su an). Yanimdaki Irakli kizla sohbet etmistim. Hayir icimde hirs yok, gercekten~ Amerika`da okumak istemiyorum ama bir gun oraya invitation letter`imla gidecem diye icimi kemiren sozcukler ucakta zihnimdeydi. Bu, parayla reail olmakti hem de tum masumiyetimle. Tek olumlu yani Turkiye`ye Cohen geliyor, onun konserine gitme umuduydu.
Istanbul`da otobusu beklerken Cafe Francais`te oturup emaillerime baktigimda Frank`in emaili beni gulumsetti huzunle. Dayimin en yakin arkadasi ve hep beraber bir haftasonu konsere gitmistik. Tekrar gorusecegimiz belliydi ve konser sonrasi ayrilirken gorusecegimizi soyledikten sonra `maybe in the future` demistim; cok gulmustu. Evet simdi bu boyle oldu; o da vedalasamadigimiz icin uzgun oldugunu dile getirdi. Gelecekte ne zaman gorusurum bilmiyorum ama su an o sikici konserde olmak icin neler vermezdim.
Yapamadigim cok sey kalmisti, en cok Amishleri gorememek uzmustu, ustelik soz vermesine ragmen sozunu ani gidisimden dolayi tutamayan dayimla vedalaşamamak...
Cohen konser bileti aradim Biletix`te ve sistem arizali oldugundan alamadim ve eve dondukten sonra gitmekten vazgectim. Cunku benim icin ozel isimdi ve gitseydim o konsere sahne yanindan izleyebilecektim; gormemek daha guzel dedim, birak hayallerinde kalsin dedim. Ve bir gun Cohen-Cave-Dylan`i gorme umuduyla kendimi kandirmaya devam edecegimimn gostergelerinden yalnizca biriydi bu.
Bir hafta evden hic cikmadim, ciddiyim, projeler aradim ve gunleri cope atmak istedim.
Ve Ankara`ya gittim, begenmedim. Yeni okulumu begendim ama. Simdi tekrar eve dondum ve birkac sonra yola cikacak Ankara otobusume gidecegim. Ben gun sayiyorum gitmek icin. Sadece 9 ayin nasil gececegini dusunuyorum. Iyi not ortalamasiyla mezun olma disinda pek beklentim yok. Herkes Amerika olayi icin kadar-hayirlisi diyor. Ben inanmiyorum. Kotu tercihti ama yapacak birsey yoktu. 4 hafta daha fazla kalmakla cok sey kazanacaktim. Yaklasik 2 bucuk hafta gecti ve iyiki donmusum demedim. Ekimde almanca kursuna baslayacaktim, onu da iptal ettim. Avusturalya`ya gitme karari aldim ciddi ciddi. 2 yil sonra bugunlerde orada olacagim.
Yarinsa yeni okulum aciliyor.
Eger orda olsaydim yarinki Izlandaca dersine gidecektim ve dun kurs hocasi email gondermis acikladim durumu. Federal Hall`de gonullu olarak tanistigim kisi benim cok yardimci oldugumu cok kibar emaille yazmis.
Ha guzel seyi de ekleyeyim; Almanya`dayken Elise ve benim anne gibi cok sevdigimiz hocamiz bana referans mektubu yazmayi kabul etti ve bunu carsamba gunu Konrad Adenauer Stiftung`daki staj gorusmemde kullanmam icin sans dileklerini eklemeyi de unutmamis. Ne sansliyim boyle dunyalar tatlisi insanlara rastlaadigim icin.
Son olarak, bana gelince babamin cok kibarca Kpss ye girme ricasina anlayis gostermemekle birlikte reddediyorum. benim burada yapacak birseyim yok, haziranda son finalleri verip gitmekten baska. Gitme istegi disinda pek bi beklentim yok. Ara sira viski icip muzik dinliyorum odamda. Simdi de hazirlanip ayrilacagim. Hayalimdeki yer tabiki Amerika degil ama tekrar gidecegim.
Son olarak icimdeki heyecan ekimdeki Olafur Arnalds ve kasimdaki Jay Jay Johanson konserleri.
Kucuk yolculuklarim var. Gecenlerde okudugum bir cumleyi paylasiyorum son cumle olarak; 'yolculuk' her zaman kilometrelerden ibaret degildir...
21 Eylül 2012 Cuma
Hisler
Su son bir haftayi ve haftasonu ile birlikte 10 gunu hayatimdan cikarma karari aldim. Anlatacak bi anim oldu NY`taki son gecemde. Diger yazimda anlatacagim. Su an sadece paylasmak istedigim; icimden bir hisin gelecek sene Irlanda`da yasayacagimi soyluyor. Bekleyelim...
10 Eylül 2012 Pazartesi
Bazi seyler
Her sey guzel olacak...
Her sey guzel olacak...
Her sey guzel olacak...
Geri sayim basladi donmeye. Hersey birdenbire ve surpriz sekilde gelisiyor. Tek umutlu ve guzel yani Cohen konseri icin umut olmasi, ha bi de tez icin zaman kalmasi... Ya vedalasamayacaklarim, goremeyecegim yerler ve son bakis binalara...
Biliyorum ki gelecek hafta bugunlerde Turkiye`den yazacak olacagim. Donus icin istek yok, ama mecburum; ne yazik ki hazir degilim.
Bazi seylerin guzel olmasi icin ugrasiyorum...
Her sey guzel olacak...
Her sey guzel olacak...
Geri sayim basladi donmeye. Hersey birdenbire ve surpriz sekilde gelisiyor. Tek umutlu ve guzel yani Cohen konseri icin umut olmasi, ha bi de tez icin zaman kalmasi... Ya vedalasamayacaklarim, goremeyecegim yerler ve son bakis binalara...
Biliyorum ki gelecek hafta bugunlerde Turkiye`den yazacak olacagim. Donus icin istek yok, ama mecburum; ne yazik ki hazir degilim.
Bazi seylerin guzel olmasi icin ugrasiyorum...
3 Eylül 2012 Pazartesi
Already Forgetten
I just had my first theater performance as writer, director and artist and may be even a little more drunk than you are. But I guess thats alright, as I seem to perfectly get your point. You are as wise as you are cute. As you realise, there is a lot we share in feeling and character but there is a world that devides us. Happily ever after is not an option. Maybe it is really the best option to keep it all just a dream, that thing of beauty we shared. I hope we can meet again sometime to do our version of 'Before Sunset'. I'll always keep you in my heart.
PS: Don't give too much about Nietzsche, even if some of his stuff makes sense. He ended up alone, eating his own feces, right ;-)
Hope is a good thing and sometimes miracles happen.
PS: Don't give too much about Nietzsche, even if some of his stuff makes sense. He ended up alone, eating his own feces, right ;-)
Bitti... Bir tiyatro performansi? Bir bucuk yil aradan sonra...
Sadece sordugum eger bir Tanri varsa ne kadar adil olabilecegi? Bilmiyorum ve inaniyorum onu bir gun gorecegim, 'Before Sunset' a donusecek ama bunun icin neredeyse bir yilim var. Belki daha budalaca belki daha olgunca...
Sadece sordugum eger bir Tanri varsa ne kadar adil olabilecegi? Bilmiyorum ve inaniyorum onu bir gun gorecegim, 'Before Sunset' a donusecek ama bunun icin neredeyse bir yilim var. Belki daha budalaca belki daha olgunca...
Forgettable
I am a little drunk but I am aware of what I am writing at
the moment. Please don’t come over if you need conscience or expectation even
for a little hope. I am worried about waste of time. Better to have unfinished
story. Frankly, do you still feel stronger to complete, feel passionate or make
it simpler? I am both proudly and logically not supposed to! I am afraid of
being in love again. After a year and half I need to be slightly numb in order to
regain old enthusiasm and vivid dreams I once had as I loved you before. I,
therefore, need more time to see you by my side, also with a good intention… Needless
to say that I know well i am a little
tired of being kept to wait, however it is kinda like full of hell. God (?)
damn!
As far as I know, Nietzsche was used to say that “Hope is the worst of evils, for it prolongs the torment of man”. Do you totally understand what i meant? Worth still hoping? I am not willing my dear.
Even a thousand words is unable to express how i feel regarding the all past experiences. I wish i could find right words… Exhausted already or may be blurry, too much to hold then in. But anyway...
As far as I know, Nietzsche was used to say that “Hope is the worst of evils, for it prolongs the torment of man”. Do you totally understand what i meant? Worth still hoping? I am not willing my dear.
Even a thousand words is unable to express how i feel regarding the all past experiences. I wish i could find right words… Exhausted already or may be blurry, too much to hold then in. But anyway...
No matter what you`ve done/what happened. Really! I thank
you for your kind offer. You tried at least. I highly appreciate your sensitive
Pisces heart in love. But you ought to know that i have fragile heart as well
as a kind of sentimentality! Well, instead of coming, drink Kolsch, catch a
good song and remember me (if you like) by wearing a smile at your convenient
time.
Faithfully,
Pinar1 Eylül 2012 Cumartesi
Yarim
Sonbaharin ilk gunu... Ne getirecegini bilmedigim bir zaman... Kafami kurcalayan cumleler, sarap ve Cohen bir New York aksami...
Beni ozlemis ve gormeye gelecekmis, tum gun boyunca yurudum, oturdum, yurudum, oturdum ve de dusundum. Gercekten bunu yapar mi? Tarihleri ayarlamaya calistim ve sonunda yoruldum. 1.5 yil aradan sonra hazir olup olmadigimi sordum kendime. Hayatimda beni en cok gulduren insan tarafindan o kadar incitildim ki, aslinda onun beni gormek istemesinin ozlemden ya da kendi ic hesaplasmasinin vermis oldugu vicdan azabindan degil onun kendi yalnizligindan oldugu sonucuna vardim. Peki ben ozluyor muyum? Hem de cok, ama onu sevmiyorum. Hayir gururdan degil. Ben guclu-gucsuz, kararli-kararsiz oluslarimdan yoruldum. Bir seruvene kapildim ve kendi hayatim icin ayakta kalmaya calisiyorum. Asik olmak istiyorum ama askin beni ele gecirmesinden korkuyorum. Aslinda ben, `ben` olani arama ugrasindayim. Inan o kadar zamanimi aliyor ki...
Bir insani sevmek onun sizi uzmesine musade etmeniz anlamina gelmez (Yazmak cok kolay is uygulamaya gelince olmuyor ya). Ozellikle eger siirleriniz ve sarkilariniz tukenmis, tuketilmisse. Oyle donuk hissediyorum ki ve oyle yorgun... Insanin kendinden de siyrilmak istedigi anlar var ya iste o zamandayim tekrar. Yazmak geliyor yazamiyorum, konusmak istiyorum ama konusamiyorum.
Bu yazi oncesinde uzunca olacagi konusunda uzlasilmis ve yarida bitenlerden olacak tekrardan. O kadar cok isterdim ki herseyi herseyi yazmak ve kelimeleri tuketmek, canini acitmak... Kendini uzmekten ote gitmiyor oysa, ustelik baska dilde anlanilacaksa.
Beni ozlemis ve gormeye gelecekmis, tum gun boyunca yurudum, oturdum, yurudum, oturdum ve de dusundum. Gercekten bunu yapar mi? Tarihleri ayarlamaya calistim ve sonunda yoruldum. 1.5 yil aradan sonra hazir olup olmadigimi sordum kendime. Hayatimda beni en cok gulduren insan tarafindan o kadar incitildim ki, aslinda onun beni gormek istemesinin ozlemden ya da kendi ic hesaplasmasinin vermis oldugu vicdan azabindan degil onun kendi yalnizligindan oldugu sonucuna vardim. Peki ben ozluyor muyum? Hem de cok, ama onu sevmiyorum. Hayir gururdan degil. Ben guclu-gucsuz, kararli-kararsiz oluslarimdan yoruldum. Bir seruvene kapildim ve kendi hayatim icin ayakta kalmaya calisiyorum. Asik olmak istiyorum ama askin beni ele gecirmesinden korkuyorum. Aslinda ben, `ben` olani arama ugrasindayim. Inan o kadar zamanimi aliyor ki...
Bir insani sevmek onun sizi uzmesine musade etmeniz anlamina gelmez (Yazmak cok kolay is uygulamaya gelince olmuyor ya). Ozellikle eger siirleriniz ve sarkilariniz tukenmis, tuketilmisse. Oyle donuk hissediyorum ki ve oyle yorgun... Insanin kendinden de siyrilmak istedigi anlar var ya iste o zamandayim tekrar. Yazmak geliyor yazamiyorum, konusmak istiyorum ama konusamiyorum.
Bu yazi oncesinde uzunca olacagi konusunda uzlasilmis ve yarida bitenlerden olacak tekrardan. O kadar cok isterdim ki herseyi herseyi yazmak ve kelimeleri tuketmek, canini acitmak... Kendini uzmekten ote gitmiyor oysa, ustelik baska dilde anlanilacaksa.
29 Ağustos 2012 Çarşamba
Hikaye(ler)
Benim de bir ask hikayem oldu gibi... Haftalar sonra mesajini alip telafi edemedikleri seyler icin ozur vs. Make up olayina gerek yok dedim ve bitirmek isterken onu tekrar gorup gormeme firsatimi sordum gelecek yaz icin. Tabiki diyerek yanitladi. Yillar sonra (cok degil) gorecegim onu ve bir yil sonra.
Cok ciddi bir surecin icine girecegim, biliyorsun deli gibi proje arastirdigimi ve Tanrim olursa Izlanda`ya basvuracagim. Ve uzakliklar gorunecek ki olursa. Sanssizlik bulutlari o kadar uzerimde ki umut edemiyorum artik. Peki bu icimdeki tuhaf agirlik ve tasinilan melankoli bizim ulkeye ozgu mu diyorum, hayir herkes farkli olsa da bir sekilde hepimiz kiskancliklarimizin, umutsuzluklarimizin, basarisizliklarimizin ve kayiplarimizin sonucu konusunda esitiz. Bu dunyanin en laylaylom ulkesinde olsun ya da Afrika`da bir kabile olsun. Nefes alan ve `insan` olarak nitelendirdigimiz her canli turu icin ayni. Kosullar farkli o kadar...
Sanirim bu haftayi NY`u kesfetmeye ayirmis olmamdan dolayi mi bilmiyorum cok sevdim, ucuz likor yeri de buldum ve viskimi-tekilami depoladim. :) Brooklyn`i sevdim, yuksek binalarla bogmadan kizilimsi duvarlarla pek de sevimli gorundu diyebilirim.
Cok cok tatli bir arkadasim var ve US Open tenis macini mailimi gec kotrol etmemden dolayi kacirmis bulunuyorum. Iyi ki Mike`i tanimisim, sayesinde son pazarim cok keyifli gecti, hatta C.Aznavour`un kuzeniyle bile tanistim.
Bakalim haftaya bizi neler bekliyor, gunler azalirken tadini cikarayim diyorum ama nasil desem biraz universite ortamini ozlemedim degil.
Cok ciddi bir surecin icine girecegim, biliyorsun deli gibi proje arastirdigimi ve Tanrim olursa Izlanda`ya basvuracagim. Ve uzakliklar gorunecek ki olursa. Sanssizlik bulutlari o kadar uzerimde ki umut edemiyorum artik. Peki bu icimdeki tuhaf agirlik ve tasinilan melankoli bizim ulkeye ozgu mu diyorum, hayir herkes farkli olsa da bir sekilde hepimiz kiskancliklarimizin, umutsuzluklarimizin, basarisizliklarimizin ve kayiplarimizin sonucu konusunda esitiz. Bu dunyanin en laylaylom ulkesinde olsun ya da Afrika`da bir kabile olsun. Nefes alan ve `insan` olarak nitelendirdigimiz her canli turu icin ayni. Kosullar farkli o kadar...
Sanirim bu haftayi NY`u kesfetmeye ayirmis olmamdan dolayi mi bilmiyorum cok sevdim, ucuz likor yeri de buldum ve viskimi-tekilami depoladim. :) Brooklyn`i sevdim, yuksek binalarla bogmadan kizilimsi duvarlarla pek de sevimli gorundu diyebilirim.
Cok cok tatli bir arkadasim var ve US Open tenis macini mailimi gec kotrol etmemden dolayi kacirmis bulunuyorum. Iyi ki Mike`i tanimisim, sayesinde son pazarim cok keyifli gecti, hatta C.Aznavour`un kuzeniyle bile tanistim.
Bakalim haftaya bizi neler bekliyor, gunler azalirken tadini cikarayim diyorum ama nasil desem biraz universite ortamini ozlemedim degil.
15 Ağustos 2012 Çarşamba
Bir Agustos Aksami
Kahvem, yagmur ve Arvo Part... Minimalizm, beynimdeki durgunluk ve bitmek bilmeyen planlar ve hesaplamalar... Izlenilmeyi bekleyen filmler, ne olacagi belli olmayan son 7 hafta...
Soguk bir Iskandinav ulkesinde evimde kahvemi icip muzik dinlerken hayal ediyorum kendimi... Kitaplara gomulmeyi o kadar ozlemisim ve edebiyattan o kadar ayri kalmisim ki soguk ve yapay duygusallik etrafimi sarmis ve iceri girmesine izin veriyorum.
Gecen son gunler guzeldi ve cumartesi Central Park`ta turladim. Pazar is sabah erken Mike ile kutuphanenin onunde Mike ile bulusup tenis maci izlemeye gittik ve oncesinde de evini gosterdi. Geceleri yildizlari izliyorum dedi. Cok sempatik geldi gozume 70 yasindaki Irlanda asilli Amerikali arkadasim. Tenis maci sonrasi alkolsuz birayi paylasarak Lincoln Center`da punk rock konserini izlemeye gittik. `If you see something, say something`deki say`i "buy something" diye soyleyip bizi bi guzel eglendiren activist sanatcimizi es gecmemek lazim. Wonderful day diye yorumlamis emailde. Burda cok arkadasim yok, Erasmus`taki gibi partide tanistiktan sonra Facebook`ta arkadas olup iletismimizin dogum gunu kutlamadan ileriye gitmeyecek olan tanidiklarim yok. Oyle laylaylom yasayip donme dersinde de degilim. Daha uzaklara gitme planindayimisin asli...
Kahvem yarilanmis ve onumdeki devasa Manhattan manzarasi cama vurmus damlalar nedeniyle silik gorunuyor. Ve Arvo Part`in muzigi devam ediyor. Evde yalnizim ve mutfaktayim. Guzel bir agustos aksami. Raki sofrasindaki muhabbetin verdigi keyfi ozlemek yok. Sogugu seviyorum ve mumkunse soguk bir yerde yasamak istiyorum. Cok sey istemiyorum: Izlanda-Isvicre ya da Iskocya?
(Bugun icimden bir ses Toulouse`da yasayacagimi soyledi) :)
Soguk bir Iskandinav ulkesinde evimde kahvemi icip muzik dinlerken hayal ediyorum kendimi... Kitaplara gomulmeyi o kadar ozlemisim ve edebiyattan o kadar ayri kalmisim ki soguk ve yapay duygusallik etrafimi sarmis ve iceri girmesine izin veriyorum.
Gecen son gunler guzeldi ve cumartesi Central Park`ta turladim. Pazar is sabah erken Mike ile kutuphanenin onunde Mike ile bulusup tenis maci izlemeye gittik ve oncesinde de evini gosterdi. Geceleri yildizlari izliyorum dedi. Cok sempatik geldi gozume 70 yasindaki Irlanda asilli Amerikali arkadasim. Tenis maci sonrasi alkolsuz birayi paylasarak Lincoln Center`da punk rock konserini izlemeye gittik. `If you see something, say something`deki say`i "buy something" diye soyleyip bizi bi guzel eglendiren activist sanatcimizi es gecmemek lazim. Wonderful day diye yorumlamis emailde. Burda cok arkadasim yok, Erasmus`taki gibi partide tanistiktan sonra Facebook`ta arkadas olup iletismimizin dogum gunu kutlamadan ileriye gitmeyecek olan tanidiklarim yok. Oyle laylaylom yasayip donme dersinde de degilim. Daha uzaklara gitme planindayimisin asli...
Kahvem yarilanmis ve onumdeki devasa Manhattan manzarasi cama vurmus damlalar nedeniyle silik gorunuyor. Ve Arvo Part`in muzigi devam ediyor. Evde yalnizim ve mutfaktayim. Guzel bir agustos aksami. Raki sofrasindaki muhabbetin verdigi keyfi ozlemek yok. Sogugu seviyorum ve mumkunse soguk bir yerde yasamak istiyorum. Cok sey istemiyorum: Izlanda-Isvicre ya da Iskocya?
(Bugun icimden bir ses Toulouse`da yasayacagimi soyledi) :)
10 Ağustos 2012 Cuma
Utandim ve kizardim
Insanlar sinirlerimi bozdukca ya da birdenbire canim sikilinca Moby`nin sarkisindan umut bekliyor gibiyim. Gibisi fazla; oyleyim. Bugun kendimden cok utandim. Newport`ta tanistigim biri ile MoMa Muzesi onunde bulusacaktim ve telefonum olmadigindan ulasamadik birbirimize ve ben kisa bir sure sonra eve dondum ablam icin. Ve o tatli ve sevimli yasli kisi beni beklemis ve ozur icin aradigimda bana telefon hediye etmek istedigini, is konusunda da yardimci olacagini soyledi ki o kadar yol gelip bir de muzede anonsa yaptirdiktan sonra. Ben de onun icin ucretsiz biletlerden almistim ve cok cok utandim cunku daha fazla istekli olabilir veyahut uzunca bekleyebilirdim ya da tel.kulubesinden arayabilirdim. Eve donup tel. konusmasindan sonra bu tarz seylerin mertce arkasinda durmayan kisilere kizdigim icin kendime kizdim. Su an aklim hep onda. Hafta sonu gorusmeyi cok cok istedigimi soyledim. Seviyorum kalbi guzel olan insanlari ve bana kapisini acan insani... Bana o elektrigi veren insani...
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Peki ya yarin?
Basladim tekrar proje arastirmaya ve gelecek yaz staj icin de gunlerdir netteyim. Gelecekten korkuyor gibiyim, okul kapandiktan sonra Turkiye`de kalmak istemiyorum ve sirin bir kasabada bir sureligine yasamak istiyorum; daha dogrusu master icin de ugrasmak. Biraz stres altina girdim gibi ve zamana birakmak istemiyorum. Yerimde oturup gun de saymiyorum. Yarin ne getirecek bana?
Ayrica dayimdan bir sureligine arastirma yapmak ve film izleme amacli laptop`unu odunc aldim. Bu demektir ki bol bol yazabilirim. :)
Bugun kesfettigim guzel sarki, Cohen`e selam olsun... http://www.youtube.com/watch?v=soZMuJWYVqQ&feature=youtu.be
Ayrica dayimdan bir sureligine arastirma yapmak ve film izleme amacli laptop`unu odunc aldim. Bu demektir ki bol bol yazabilirim. :)
Bugun kesfettigim guzel sarki, Cohen`e selam olsun... http://www.youtube.com/watch?v=soZMuJWYVqQ&feature=youtu.be
30 Temmuz 2012 Pazartesi
NY ve haberler
Ve tekrar NY ve hatta 15. gun... Sevdim mi sevemedim mi bilmiyorum. Aramda hicbir sekilde bir bag kuramiyorum. Ozgurlukler ulkesi degil burasi, Kurallar var, Almanya`dan daha cok. Ama Tr`de olmaktan daha iyi hissettiriyor burasi. Daha az kompleksli insanlar var. Donmeyi istemiyorum ama dondugumde son aylarimi yasayacagim. Insanin ulkesini sevememesi ne kotu bi sey. Planlar yapiyorum hayati daha programli yasamak icin. Gelecek yaz staj derdindeyim. NY Publi Library`den Irlanda ile ilgili 2 belgesel aldim ya da diger alternatif olarak Rusya. Hangisi hesapli gelirse. Hangisinin havasi daha soguksa... Ama samimi olmak istersem Almanya`min yeri ayri. Avrupa`ya daha cok aidiyetlik hissediyorum. Bura icinse ileride Californiya`yi gormek icin gelirim, Amisleri hazir burdayken gorur donerim diyorum.
Bugun 2 guzel haber aldim. Cok sevdigim ve Berlin`de master hayali kurdugum arkadasim Varsova`da mastera kabul edilmis. Sabah sabah cok mutlu etti. Az once de Scorpions`un ekimde Izmir`de konseri oldugunu gordum! Saka mi? Jay Jay Johanson`i da Izmir`de kacirmistim ve buna umarim firsatim olur.
Ben iyiyim; hersey yolunda. Tezimi yazmaya baslayacagim ve su siralar kutuphaneden aldigim filmleri izliyorum. Is ariyorum. Ablamla arami duzelttim. Bu hafta Amerikali bir arkadasimla bulusacagim ve haftasonu dayimin arkadasiyla tanisacagim... Yeni insanlar giriyor hayatima ve bu da beni mutlu ediyor.
Bugun 2 guzel haber aldim. Cok sevdigim ve Berlin`de master hayali kurdugum arkadasim Varsova`da mastera kabul edilmis. Sabah sabah cok mutlu etti. Az once de Scorpions`un ekimde Izmir`de konseri oldugunu gordum! Saka mi? Jay Jay Johanson`i da Izmir`de kacirmistim ve buna umarim firsatim olur.
Ben iyiyim; hersey yolunda. Tezimi yazmaya baslayacagim ve su siralar kutuphaneden aldigim filmleri izliyorum. Is ariyorum. Ablamla arami duzelttim. Bu hafta Amerikali bir arkadasimla bulusacagim ve haftasonu dayimin arkadasiyla tanisacagim... Yeni insanlar giriyor hayatima ve bu da beni mutlu ediyor.
17 Haziran 2012 Pazar
Hamletvari
Gitmeli mi, kalıp mücadele etmeli mi? Pişman değilim, iyi ki geldim ama nasıl desem durup sözümü tutmalıyım! Sana güzel haberler vermeliyim.
Bugün babalar günü ve ailemi özlüyorum; önceki gece babamı rüyamda gördüm, kolunu kesmişlerdi. Ah Tanrım, aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.
Ablama gelince; dünyanın neresine giderseniz gidin yanıbasınızda olan kimseler aileniz üyeleridir. Evet, aile her seydir. Zevklerimiz, hayattan beklentilerimiz olsa da ablamı çok seviyorum ve onun her şeyin en iyisini hakettiğini düşünüyorum. İyi ki ablam, abim ve kardeşim var, çünkü bu bana çok şey katıyor.
Benim öyle laylaylom geçen Amerika günlerim yok hatta iş arıyorum da diyebilirim ama şunu azen çok söyleyebilirim ki ben güneşli günlerden, laylaylom tatil belgelerinden bazen çok sıkılıyorum. Bu arada buraya gelirken gecen hafta Penn Station'da sabah treni kaçırdık ve ablamla Manhattan'ın baş döndürücü binalarının orda zaman gecirdik. Central Park'ı göremedim ama Bryant Park harika ve tüm gün orda kitap okuyarak zaman geçirebilirim. Cuma günü ikini el kitaçı keşfettim ve Dostoyevski-Suç ve Ceza'nın ingilizcesini aldım. Yaşlı şeker amca Rus sandı beni ve herhalde Türk oldugumu söyleyince şaşırdı. Rus oda arkadaşlarım gitti ve kafamda şu cümleyi bıraktı: 'Ruslar paraya ne kadar düşkün'. Ayrıca AIESEC-Rusya stajından vazgeçtim gibi, Makedonya'da staj ve Balkan kültürünü tanıma, hatta Elise'yi kandırabilirsem orda bulusup Flexipass olayı yapma daha çekici.
Ve sanırım benim en güzel yazım geçen agustostu. Elise her mesajında beni özlediğini yazıyor. Ben de onu özlüyorum. Çok yazdım ama şu an Amerika'da değil, Fransa-Almanya-İsviçre'nin bir kasabasında Elise ile içmek isterdim. Belki uzun zamandan beri beni anlayacagına inandıgım tek insan oydu. Ve Kai, ondan haber yok. Tandem partnerim ve benim güzel kalpli Katja'm ise uzun süredir yazmıyor ki tezinden olsa gerek. NY'tayken kart göndermiştim ilk iş olarak. Hatırlanmak güzel şeydir...
Çevremde Türkler var ve siyahlar, ırkçı değilim, olanı da sevmem ama hani alıştıgımız Afrika'da aç olan siyahlar yerine benim gözlemlediğim hiphop müzik dinleyip 'Oh Man' diyen sakızlı insanlar bunlar. Müzede haftada bir gün gönüllü olarak çalışacagım Newport'ta. Ehliyet kursuna yazılacagım salı günü. New York ve Boston'a gitme planlarım var ama bakalım... Bu arada Alex'ten bahsetmeliyim ki kaldıgım motelin rezervasyon bölümünde ve ingilizce konusuyoruz
Amerika'dan nefret ediyor, Avrupa'da kalmıs ve orada okula gitmiş. Muhabbeti çok güzel. Geçen pazar Rhode Island'da ilk sabahımda Amerika'da kiliseler nasılmış diye girdiğim kilisede beni çok sevdiler! Aslında o kadar uykuluydum ki amaclarımdan biri şehri gezerken oturup dinlenmekti ama iyiki gitmişim. Avrupa'daki gibi görkemli ve korkutucu değil mimari olarak.
Zaman nasıl geçiyor bilmiyorum; Hamlet gibiyim, gitmeli mi kalmalı mı?
Bu arada dün notlara baktım ve koca bir aferin bana! 11 dersimin 10 tanesini gayet güzel geçmişim. O derse gelince zaten alttan bırakmak istedigim için çalılmadıgım ve gelecek dönem Hacettepe'de alıyor olmam nedeniyle çalışmadıgım dersti. Hedeflenen 10 dersin sadece bir tanesi (Din Sosyolojisi) CC ve Dünya Edebiyatı Tarihi-Hamlet ise gururla aldıgım ilk 100!
Uzunca bir ara verecegim sana, yogunlasmam gereken seyler var ve karar vermem gereken..
Cümleler karışık, kelimeler darmadağın. Yaşamın kolay olmadıgını öğrenme süreci ve kapitalizme hizmet etme ve diger yandan deneyim-CV diye kosturma. Planların içinde bogulma, üstleri çizilince hissedilen hafiflik. American dream hiç olmadı ama ne bilim karavanla baştan aşagı bu ülkeyi gençken hatta bazen otostopla (yasakmış bu arada) birkaç arkadasımla gezmek isterdim. Ama şimdilik Providence'ı keşfetme, Boston'a seyahat, sonra New York ve Niagara'ya tur.
Sevgiler
Bugün babalar günü ve ailemi özlüyorum; önceki gece babamı rüyamda gördüm, kolunu kesmişlerdi. Ah Tanrım, aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.
Ablama gelince; dünyanın neresine giderseniz gidin yanıbasınızda olan kimseler aileniz üyeleridir. Evet, aile her seydir. Zevklerimiz, hayattan beklentilerimiz olsa da ablamı çok seviyorum ve onun her şeyin en iyisini hakettiğini düşünüyorum. İyi ki ablam, abim ve kardeşim var, çünkü bu bana çok şey katıyor.
Benim öyle laylaylom geçen Amerika günlerim yok hatta iş arıyorum da diyebilirim ama şunu azen çok söyleyebilirim ki ben güneşli günlerden, laylaylom tatil belgelerinden bazen çok sıkılıyorum. Bu arada buraya gelirken gecen hafta Penn Station'da sabah treni kaçırdık ve ablamla Manhattan'ın baş döndürücü binalarının orda zaman gecirdik. Central Park'ı göremedim ama Bryant Park harika ve tüm gün orda kitap okuyarak zaman geçirebilirim. Cuma günü ikini el kitaçı keşfettim ve Dostoyevski-Suç ve Ceza'nın ingilizcesini aldım. Yaşlı şeker amca Rus sandı beni ve herhalde Türk oldugumu söyleyince şaşırdı. Rus oda arkadaşlarım gitti ve kafamda şu cümleyi bıraktı: 'Ruslar paraya ne kadar düşkün'. Ayrıca AIESEC-Rusya stajından vazgeçtim gibi, Makedonya'da staj ve Balkan kültürünü tanıma, hatta Elise'yi kandırabilirsem orda bulusup Flexipass olayı yapma daha çekici.
Ve sanırım benim en güzel yazım geçen agustostu. Elise her mesajında beni özlediğini yazıyor. Ben de onu özlüyorum. Çok yazdım ama şu an Amerika'da değil, Fransa-Almanya-İsviçre'nin bir kasabasında Elise ile içmek isterdim. Belki uzun zamandan beri beni anlayacagına inandıgım tek insan oydu. Ve Kai, ondan haber yok. Tandem partnerim ve benim güzel kalpli Katja'm ise uzun süredir yazmıyor ki tezinden olsa gerek. NY'tayken kart göndermiştim ilk iş olarak. Hatırlanmak güzel şeydir...
Çevremde Türkler var ve siyahlar, ırkçı değilim, olanı da sevmem ama hani alıştıgımız Afrika'da aç olan siyahlar yerine benim gözlemlediğim hiphop müzik dinleyip 'Oh Man' diyen sakızlı insanlar bunlar. Müzede haftada bir gün gönüllü olarak çalışacagım Newport'ta. Ehliyet kursuna yazılacagım salı günü. New York ve Boston'a gitme planlarım var ama bakalım... Bu arada Alex'ten bahsetmeliyim ki kaldıgım motelin rezervasyon bölümünde ve ingilizce konusuyoruz
Amerika'dan nefret ediyor, Avrupa'da kalmıs ve orada okula gitmiş. Muhabbeti çok güzel. Geçen pazar Rhode Island'da ilk sabahımda Amerika'da kiliseler nasılmış diye girdiğim kilisede beni çok sevdiler! Aslında o kadar uykuluydum ki amaclarımdan biri şehri gezerken oturup dinlenmekti ama iyiki gitmişim. Avrupa'daki gibi görkemli ve korkutucu değil mimari olarak.
Zaman nasıl geçiyor bilmiyorum; Hamlet gibiyim, gitmeli mi kalmalı mı?
Bu arada dün notlara baktım ve koca bir aferin bana! 11 dersimin 10 tanesini gayet güzel geçmişim. O derse gelince zaten alttan bırakmak istedigim için çalılmadıgım ve gelecek dönem Hacettepe'de alıyor olmam nedeniyle çalışmadıgım dersti. Hedeflenen 10 dersin sadece bir tanesi (Din Sosyolojisi) CC ve Dünya Edebiyatı Tarihi-Hamlet ise gururla aldıgım ilk 100!
Uzunca bir ara verecegim sana, yogunlasmam gereken seyler var ve karar vermem gereken..
Cümleler karışık, kelimeler darmadağın. Yaşamın kolay olmadıgını öğrenme süreci ve kapitalizme hizmet etme ve diger yandan deneyim-CV diye kosturma. Planların içinde bogulma, üstleri çizilince hissedilen hafiflik. American dream hiç olmadı ama ne bilim karavanla baştan aşagı bu ülkeyi gençken hatta bazen otostopla (yasakmış bu arada) birkaç arkadasımla gezmek isterdim. Ama şimdilik Providence'ı keşfetme, Boston'a seyahat, sonra New York ve Niagara'ya tur.
Sevgiler
8 Haziran 2012 Cuma
Gunaydin New York
Hoscakal diyemeden apar topar geldim New York`a ve yolculuk keyifliydi. Iyiyim ve her sey yolunda. Yarin belki evet bu belki benim sehrimdir diye sahiplebilecegim kucuk bir sehre adim atacagim. Kaldi ki bir sehre bagimlilik olmamali. Nasil desem, korkularimin beni esir etmesine izin vermek istemiyorum ama korkacagimi bile bile adim atiyorum,\
Su anda New York`ta guzel bir sabah ve aksam merkeze Manhattan`a goz atacam ne var ne yok diye. Heyecan hic olmadi ve gercekten zorladim kendimi ki Amerikan Ruyasi`nin gelinlik sarhoslugunda degildim hicbir zaman.
Gecen son haftalar cok zorlandim ve Izmir`den kacmak icin can cekisiyordum. Yormustu hersey. Yurttaki oda arkadaslarim, hocalar, sinavlar, uzerimdeki yukler... Bir plan daha beni bekliyor ve sanki okul bitince hersey daha guzel olacakmis gibi geliyor. Bitsin artik. Bunu demek cok guc cunku ben 30uma kadar okumak istiyordum ki zaten oyle olacak ama gercekten yoruyor artik Turkiye ve ordakiler. Kimse ve hicbir sey icin verecek mucadelem yok. Hergun evet bugun degisecem, hayatimdaki cogu kimseyi silecem diyorum ve bu da Facebook`ta birkac insani silmekten pek oteye gidemiyor.
Geldim, aldim sirtima yuku. Gokdelenleri sevmiyorum ama yollardaki genislik ve agaclik yerler sanki ilimli bakmama neden oldu buraya. Bakalim ne maceralar bekliyor.
Amishleri gorebilecek miyim?
Peki ya Kovboylari?
Ve Amerikan Yerlileri?
Evet ben antropoloji uzerine master yapmak istiyorum; dunyanin aslinda kesfedilecek kulturlerini gormek ve aslinda dunyanin ne kadar cesitlilikle guzel oldugunu gozlerimke gormek istiyorum.
Bunu gercekten istiyorum!
Su anda New York`ta guzel bir sabah ve aksam merkeze Manhattan`a goz atacam ne var ne yok diye. Heyecan hic olmadi ve gercekten zorladim kendimi ki Amerikan Ruyasi`nin gelinlik sarhoslugunda degildim hicbir zaman.
Gecen son haftalar cok zorlandim ve Izmir`den kacmak icin can cekisiyordum. Yormustu hersey. Yurttaki oda arkadaslarim, hocalar, sinavlar, uzerimdeki yukler... Bir plan daha beni bekliyor ve sanki okul bitince hersey daha guzel olacakmis gibi geliyor. Bitsin artik. Bunu demek cok guc cunku ben 30uma kadar okumak istiyordum ki zaten oyle olacak ama gercekten yoruyor artik Turkiye ve ordakiler. Kimse ve hicbir sey icin verecek mucadelem yok. Hergun evet bugun degisecem, hayatimdaki cogu kimseyi silecem diyorum ve bu da Facebook`ta birkac insani silmekten pek oteye gidemiyor.
Geldim, aldim sirtima yuku. Gokdelenleri sevmiyorum ama yollardaki genislik ve agaclik yerler sanki ilimli bakmama neden oldu buraya. Bakalim ne maceralar bekliyor.
Amishleri gorebilecek miyim?
Peki ya Kovboylari?
Ve Amerikan Yerlileri?
Evet ben antropoloji uzerine master yapmak istiyorum; dunyanin aslinda kesfedilecek kulturlerini gormek ve aslinda dunyanin ne kadar cesitlilikle guzel oldugunu gozlerimke gormek istiyorum.
Bunu gercekten istiyorum!
6 Mayıs 2012 Pazar
H.R.
Kendimi Howard Roark'ta görüyorum; tamam onun kadar idealist değilim, hatta gayet de şikayetlerde bulunan versiyonuyum ama bi sempatim var bu karaktere...
5 Mayıs 2012 Cumartesi
27 Nisan 2012 Cuma
Aylar sonra
Aylar sonra O'ndan haber almak ve Facebook-inbox'ımda yer alan bir message. Beni özlemiş. Ne kadar uzun zaman oldu haber almayalı. Yazdım cevap ama hala şoktayım. Dondum ve gözyaşımı zor tuttum. Ne kadar değiştiğimi görmesini isterdim. Sadece yapabildiğim küçük bir hayalle bir tren istasyonunda sarılışımız. Geçen sene 25 nisanda onu görmüştüm ve olaylı bir şekilde ayrılmıştım evinden. Son görüşüm olduğunu biliyordum ve sonrası içine girmiş olduğum depresyon ve Elise'nin dostluğuyla bazı şeyleri atlatabilmem; sonrasıysa Kai-dostluğumuz-uçışan hayaller ve geri dönüş.
Tanrım n'olur gideyim buradan artık!
Yine yarım biten bir yazı...
Tanrım n'olur gideyim buradan artık!
Yine yarım biten bir yazı...
23 Nisan 2012 Pazartesi
Son gelişmeler
Bazı şeyler değişiyor; gelecek sene son yılımı Hacettepe Universitesi-felsefe bölümünde okuyacağım ve bu yaz Amerika için vizemi almış bulunmaktayım ve sırada gelecek yaz uğraşları var... Herşey yorucu ama güzel olacak...
14 Nisan 2012 Cumartesi
Kurtarılmış Şehir
Uzun süredir bu konudaki düşüncelerimi yazmak istiyordum ve dün de başlık aklıma gelince ilk fırsatta yazayım dedim. Bir şeyler söylemek istiyorum İzmir hakkında. Ne garip bir şehir; tamam kabul ediyorum kibar insanlar, güneşli havalar ama ben "Türkiye'nin en modern şehri" olarak gözüme sokulmasından rahatsız oluyorum. Modernlikten anlaşılan Sevinç pastanesinde oturan cool yaşlılar mı yoksa Alsancak'ta lüks mağazalarda alışveriş yapan ve burnumu parfüm kokularıyla rahatsız eden mi? Kulenin resmini her yana koyup bakın çok tarihsel-kültürel ortamımız var denilmesi nedeniyle mi? Peki bu insanlar Bornova merkezde mini etekle dahi yürünülemeyeceğini bilmiyor mu? Gidilen bir kültür-sanat etkinliğine kaç kişinin gelindiğine göz atılmıyor mu? Kabul ediyorum klasik bir Avrupa şehriyle yarışabilir ama lütfen kimse bana "en" kelimesini kullanarak gelmesin.
Sonuç; ben seviyorum bu şehri ve rakı eşliğinde Kordon'da oturup sohbet etmek uzun süredir istediğim bi şey ve neden gitmek istediğimi de bilmiyorum buradan. Ama modern ve modernlik kelimelerini kalıplaştırıp şehre yüklemeyin. Zaten gitgide Evropalılaşacaz deyip ne yaptıgını bilemez ülke olduk. Örneğin okula Avrupa Egitim Sistemi'ni getiriyorsun; süper-ötesi reklamlar yapıyor, cıkıp gençlere nutuk çekiyorsunuz ama öğrenciler hala mı ezber sisteminde saçmasapan şeylerle ugrasıyor onu geçtim biz Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden birinde oturacak yer bulamıyoruz. Demek istediğim; etegini mini giymek ve yolda rahat yürümek de modernlik degildir ve ben bunun beyinde olabilecegine inanıyorum. Bu kadar devasa degisimler bir yerde gercekten güzel; belki bu modern şehirlerinizde bilinçili insanlar tarafından onaylanabilir; peki ya içselleştirme? Bu bizim ülke için çok zor işte.
İzmir'e bakınca metrosu Avrupa'nınkiyle yarışabilecek düzeyde; peki ona tükürüp, tekme atanlar, sıraya girmeden binenler. Modernliğin içselleştirilmesi insanda olabileceğinden benim gözümde metronun güzelliğinin pek bir önemi kalmıyor. Ha deniyor ki neden bu kadar seviyorsun Almanları ve neden takdir ediyorsun Avrupalıları? Sizce bu nedeni olamaz mı? Tabii orda da kokuşmuşluk var ama ben onların az bir çogunlugu da olsakendine özgülüğünü çok sevdim diyebilirim. Ben gerçekten bu değişimi destekliyorum ama olan sonradan görme kavramının karsımıza çıkmasına neden oluyor. En cool parfümleri kullanabilirsiniz, en pahalı cep telefonlarını alabilirsiniz ama çok afedersiniz bunu bana modernlik altında sunamazsınız! Anlatmak istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum ama en azından kafamdakileri döktüm bir kenara... Huhh.
Sonuç; ben seviyorum bu şehri ve rakı eşliğinde Kordon'da oturup sohbet etmek uzun süredir istediğim bi şey ve neden gitmek istediğimi de bilmiyorum buradan. Ama modern ve modernlik kelimelerini kalıplaştırıp şehre yüklemeyin. Zaten gitgide Evropalılaşacaz deyip ne yaptıgını bilemez ülke olduk. Örneğin okula Avrupa Egitim Sistemi'ni getiriyorsun; süper-ötesi reklamlar yapıyor, cıkıp gençlere nutuk çekiyorsunuz ama öğrenciler hala mı ezber sisteminde saçmasapan şeylerle ugrasıyor onu geçtim biz Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden birinde oturacak yer bulamıyoruz. Demek istediğim; etegini mini giymek ve yolda rahat yürümek de modernlik degildir ve ben bunun beyinde olabilecegine inanıyorum. Bu kadar devasa degisimler bir yerde gercekten güzel; belki bu modern şehirlerinizde bilinçili insanlar tarafından onaylanabilir; peki ya içselleştirme? Bu bizim ülke için çok zor işte.
İzmir'e bakınca metrosu Avrupa'nınkiyle yarışabilecek düzeyde; peki ona tükürüp, tekme atanlar, sıraya girmeden binenler. Modernliğin içselleştirilmesi insanda olabileceğinden benim gözümde metronun güzelliğinin pek bir önemi kalmıyor. Ha deniyor ki neden bu kadar seviyorsun Almanları ve neden takdir ediyorsun Avrupalıları? Sizce bu nedeni olamaz mı? Tabii orda da kokuşmuşluk var ama ben onların az bir çogunlugu da olsakendine özgülüğünü çok sevdim diyebilirim. Ben gerçekten bu değişimi destekliyorum ama olan sonradan görme kavramının karsımıza çıkmasına neden oluyor. En cool parfümleri kullanabilirsiniz, en pahalı cep telefonlarını alabilirsiniz ama çok afedersiniz bunu bana modernlik altında sunamazsınız! Anlatmak istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum ama en azından kafamdakileri döktüm bir kenara... Huhh.
31 Mart 2012 Cumartesi
Güneşli Günler
İşe başladım; bizim okulun 50. yıl sanat köşkü'nde. Burayı çok seviyorum; sevimli insanlar var. Yaptığım extrem birşey yok ama sınav zamanı olması biraz tedirgin etti. Onun dışında sınav konusunda geçen döneme oranla daha rahatım. Havaların güzelleşmesi pozitifd etki yarattı diyebilirim ve bir de bu dönem zor dersleri seçmemem. Nilgün Hoca ile ilişkilerimin düzelmesi ve iki tane sunum almam epey motive etti. Kitap okumaya başladım ama hafızamın azizliğine ugramıyor degilim. Yakınlarda vize görüşmesi için İstanbul ve Farabi sonuçları. Birkaç proje için cevap beklemeler. Nisan stresli ama tatlı stres. Bunun dışında Almanya'da H.Arendt dersini aldıgım ve en sevdiğim ki dünyalar tatlısı hocamdan gelen emaili paylaşmak istiyorum. Sanırım çok şanslıyım Elise ve onun gibi insanlara yaşamımda yer verdiğim için...
Dear Mrs. Temocin,
thank you very much for your friendly E-Mails and for your very nice postcards in the pretty, colorful envelope of Izmir with the greetings from you and Elise! It was a great surprise for me and a positive encouragement for my life and work. The postcard of Ölüdeniz looks like paradise and Istanbul must be an impressiv city!My answer to you is very late: I feel really sorry for writing so late!In winter I had to go to hospital in Schwitzerland because of some difficult problems with my leg and foot. I had an operation and now I have still therapy here in Cologne. But I feel better, and next week I can teach at the university - one seminar (Schiller).I remember you and Elise as two very kind and smart students with a wonderful friendship. I wish you good luck for your final exam and for your plans in future!We keep in touch, and I appreciate to hear from you. I am really interestet in your way.Please say "hello" to Elise! I wish you and Elise all the best and send you grettings from Cologne
Dear Mrs. Temocin,
thank you very much for your friendly E-Mails and for your very nice postcards in the pretty, colorful envelope of Izmir with the greetings from you and Elise! It was a great surprise for me and a positive encouragement for my life and work. The postcard of Ölüdeniz looks like paradise and Istanbul must be an impressiv city!My answer to you is very late: I feel really sorry for writing so late!In winter I had to go to hospital in Schwitzerland because of some difficult problems with my leg and foot. I had an operation and now I have still therapy here in Cologne. But I feel better, and next week I can teach at the university - one seminar (Schiller).I remember you and Elise as two very kind and smart students with a wonderful friendship. I wish you good luck for your final exam and for your plans in future!We keep in touch, and I appreciate to hear from you. I am really interestet in your way.Please say "hello" to Elise! I wish you and Elise all the best and send you grettings from Cologne
19 Mart 2012 Pazartesi
Müzik
Dün, olağan olarak aklıma geldiği gibi en sevdiğim isimler geldi beynime ve hiç düşünmeden sıraladım isimleri; Nick Cave, Leonard Cohen, Sigur Ros, Pink Floyd, Einstürzende Neubauten, Tom Waits… Farklı ülkelerden farklı isimler hayal dünyama işleyen. Bu listeye Arcade Fire, Björk, Noir Desir, Beirut vs isimleri de ekleyebilirim. Hayatımın fon müziği olan çeşitli post rock grupları. Bu büyülü dünya beni içine çekiyor. Bu noktada beni etkileyen Rousseau’nun sanat hakkındaki görüşlerinde yanıldıgını söyleyebilirim. Biraz daha insanlaşmıyor muyuz? (Rousseau demişken sanırım felsefe tarihinde bana en yakın isim diyebiliri ki özellikle eğitim konusunda! Bu konuyla ilgili blogda uzunca yazmayı arzuluyorum). Klasik müziği anlayarak dinleme etkinliğine gidiyorum okuldaki ve gerçekten faydalı oldugunu düsünüyorum bende. Müzik ve uykunun ruha iyi geldiği kanısındayım, en azından benim için
10 Mart 2012 Cumartesi
Sanırım artık Amerika için heyecanım başladı ki yol rotamı çizmeye başladım ve bu beni gerçekten heyecanlandırıyor. Gitmek fikrini hep sevmişimdir. Ayrıca cumartesi gecesini yurtta değil de, serin bir yaz akşamını düşleyerek, rakı ya da şarap, güzel muhabbetler ve ilginçir ki eski Türkçe pop şarkılarıyla harcamak isterdim. Fondaki müzik; Levent Yüksel ve Kadınım!
9 Mart 2012 Cuma
Harf hataları affola
Dayanamadım ve aşağıda copy-paste yardımıyla bölümdeki profesorumuze ve aslında danışman hocama email aracılıgıyla gönderdim dakikalar öncesi... Çok düşündüm yazmak için ama tereddüt etmedim göndermek için de... Bu ülkenin aydınlarına, entellektüellerine sırt dayatılırsa ülke ayakta durur derdim ama bu ülkede kendini aydın diye nitelendirenlerin öğrencisine hayvan gibi davranmasını ve mastera basladıgı gunden itibaren uçan kişileri anlamayasam da yaptıgım seyden hiç pişman değilim; yorumunu merak etmiyorum ve inanıyorum ki benim yazım bölümde notuyla korkan onlarca kişinin sesidir! Hoş onlarla da ilgilenmiyorum. Ukalalık degil; sadece umudum "Tanrım yardım et" dememek hocayla konusurken. :) Artık gideyim şu bölümden, lütfen artık gideyim.
Merhaba Sayın Hocam;
Öncelikle teşekkür ederim; biyoloji felsefesi dersi için. Bununla birlikte havuz dersini değiştirme şansı oluyormuş ve dilekçe verip değiştirdim.
Ben aslında bugün sizinle yüzyüze görüşmek istedim ama sizi odanızda bulamayınca email aracılıgıyla yazmak zorunda kaldım ve tüm içtenliğimle şu an size yazıyorum. Son zamanlarda bana karşı tutumunuzu gerçekten anlayamıyorum ve bu beni gerçekten incitiyor! Her konuda bana laf söyleyebilirsiniz, saygı ve anlayışla karşılarım ama söz konusu Erasmus olursa orada benim de bir söz hakkım olması gerektiğine inanırım! Her defasında benim işlerimin hallolmaması karşısında tepki verdiniz, evet kabul ediyorum problematik bir süreçti ki hem giden ilk kişinin ben olmam hem de bu periyodu uzatmam ve transkriptimin geliş sürecinin uzaması vs... Ama ben bu sürede elimden geldiğince emek verdim ve gidiş işlemlerimin başlamasıyla birlikte mücadeleye girdim tek başıma. Siz emeğin kutsal oldugunu belirttiğinizden beri aslında yaptığım işin önemini bir kez daha anladım ve hayatımda yaptıgım en güzel sey olarak nitelendirdim. Orada Türk imajını değiştirmekten tutun dersler için verdiğim çabalar, projeler vs. derken döndüğümde ne yazık ki umdugumu bulamadım ki zaten ibeklentilerimi bu ülkede minimumda tutmam gerektigini bilsem de... Ben daha önce mühendisliği üçüncü sınıf sonunda bırakıp geldim bu bölüme; büyük ideallerim vardı ama şu an sadece gitmek istememin dışında bi beklentim yok. Tabiki herseyin bu kadar kolay olmadıgını biliyorum. Ve bölüme ders kayıtları için geldigimin ilk günü siz beni "ilgisiz" olmakla nitelendirdiniz ki ben bu yeni gelen sürecin yaratmış olduğu problemlere tanıdık değilken. Neden bikaç saniyenizi ayırıp dinlemiyorsunuz ve neden kendi hükümlerinizle sözlü müdahalede bulunup suçlamalara girişiyorsunuz? Beni yine o gün kapıdan kovarcasına inip aşağıdan halletmem gerektiğini belirttiniz. Ve öğrenci işlerinden işittiğim azarları da geçtim; çoğu şeye sizin zamanınızı aldıgım için biraz çekingen tavırlarla yaklaşırken kendi zamanımı da harcadım. Evet bu benim görevim ama bu böyle, en azından bu tavırlarla olmamalıydı. Tabi bunu da geçerim ama Erasmus'ta gönderilen öğrencilerden ve Köln Üni'deki tek felsefedeki Türk öğrenci olarak gayet güzel temsil edip hatta hocalarımla (ki bu anne-evlat ilişkisinden farksızdı H.Arendt dersini aldıgım hoca ile) iyi ilişkiler kurup dönmeme rağmen, kendi bölümümde ki elimden geldiğince aynı dili paylaşıp, üstelik sağlıklı adım atarak hareket etsem de aramızdaki bu iletişimsizliğe bir türlü anlam veremedim. Bunun haricinde, havuz dersimin oldugunu bana danışman hocam olarak önceden belirtseydiniz; ben bu dersi gelecek sene almak zorunda olmayacaktım (hayır burada yine sizin ilgisizlikle suçlamalarınızı haklı karşılayamam) ve yine bugun birkaç öğrencinin sözüne bakarak bana havuz dersinin degişmeyecegini belirtmeyip sorsaydınız daha saglıklı olurdu cunku ben peşinden koşmasaydım istemediğim bir derste haftalarımı harcayacaktım. Çok afedersiniz bunu yazmak zorundayım; ocak ayında Almanya'daki üniversitelere başvuracak olmamdan ötürü benim için aldıgım-alacagım her not önemli. Bu benim geleceğim! Tekrar özür dileyerek ve affınıza sıgınarak yazıyorum; eleştirmektense çözüm üretmenin yanındayım ama bu yazıyı sizin eylemlerinizi degerlendirmek için yazmadıgımı belirtmek isterim; sadece düşüncelerimi saygı duydugum bir hoca olarak içtenlikle yazmak istememin dısında pek amacım yok, bir de Erasmus'umun hassas noktam olmasını belirtmem dışında. Geçtiğimiz günlerde bana neden bölümden gitmek istediğimi sormustunuz; işte bunlar belki en güzel cevabı olabilir diye düşünüyorum ve belki de artık sevmememin...
Teşekkür ederim zamanınız için.
Saygılarımla
İyi günler.
Merhaba Sayın Hocam;
Öncelikle teşekkür ederim; biyoloji felsefesi dersi için. Bununla birlikte havuz dersini değiştirme şansı oluyormuş ve dilekçe verip değiştirdim.
Ben aslında bugün sizinle yüzyüze görüşmek istedim ama sizi odanızda bulamayınca email aracılıgıyla yazmak zorunda kaldım ve tüm içtenliğimle şu an size yazıyorum. Son zamanlarda bana karşı tutumunuzu gerçekten anlayamıyorum ve bu beni gerçekten incitiyor! Her konuda bana laf söyleyebilirsiniz, saygı ve anlayışla karşılarım ama söz konusu Erasmus olursa orada benim de bir söz hakkım olması gerektiğine inanırım! Her defasında benim işlerimin hallolmaması karşısında tepki verdiniz, evet kabul ediyorum problematik bir süreçti ki hem giden ilk kişinin ben olmam hem de bu periyodu uzatmam ve transkriptimin geliş sürecinin uzaması vs... Ama ben bu sürede elimden geldiğince emek verdim ve gidiş işlemlerimin başlamasıyla birlikte mücadeleye girdim tek başıma. Siz emeğin kutsal oldugunu belirttiğinizden beri aslında yaptığım işin önemini bir kez daha anladım ve hayatımda yaptıgım en güzel sey olarak nitelendirdim. Orada Türk imajını değiştirmekten tutun dersler için verdiğim çabalar, projeler vs. derken döndüğümde ne yazık ki umdugumu bulamadım ki zaten ibeklentilerimi bu ülkede minimumda tutmam gerektigini bilsem de... Ben daha önce mühendisliği üçüncü sınıf sonunda bırakıp geldim bu bölüme; büyük ideallerim vardı ama şu an sadece gitmek istememin dışında bi beklentim yok. Tabiki herseyin bu kadar kolay olmadıgını biliyorum. Ve bölüme ders kayıtları için geldigimin ilk günü siz beni "ilgisiz" olmakla nitelendirdiniz ki ben bu yeni gelen sürecin yaratmış olduğu problemlere tanıdık değilken. Neden bikaç saniyenizi ayırıp dinlemiyorsunuz ve neden kendi hükümlerinizle sözlü müdahalede bulunup suçlamalara girişiyorsunuz? Beni yine o gün kapıdan kovarcasına inip aşağıdan halletmem gerektiğini belirttiniz. Ve öğrenci işlerinden işittiğim azarları da geçtim; çoğu şeye sizin zamanınızı aldıgım için biraz çekingen tavırlarla yaklaşırken kendi zamanımı da harcadım. Evet bu benim görevim ama bu böyle, en azından bu tavırlarla olmamalıydı. Tabi bunu da geçerim ama Erasmus'ta gönderilen öğrencilerden ve Köln Üni'deki tek felsefedeki Türk öğrenci olarak gayet güzel temsil edip hatta hocalarımla (ki bu anne-evlat ilişkisinden farksızdı H.Arendt dersini aldıgım hoca ile) iyi ilişkiler kurup dönmeme rağmen, kendi bölümümde ki elimden geldiğince aynı dili paylaşıp, üstelik sağlıklı adım atarak hareket etsem de aramızdaki bu iletişimsizliğe bir türlü anlam veremedim. Bunun haricinde, havuz dersimin oldugunu bana danışman hocam olarak önceden belirtseydiniz; ben bu dersi gelecek sene almak zorunda olmayacaktım (hayır burada yine sizin ilgisizlikle suçlamalarınızı haklı karşılayamam) ve yine bugun birkaç öğrencinin sözüne bakarak bana havuz dersinin degişmeyecegini belirtmeyip sorsaydınız daha saglıklı olurdu cunku ben peşinden koşmasaydım istemediğim bir derste haftalarımı harcayacaktım. Çok afedersiniz bunu yazmak zorundayım; ocak ayında Almanya'daki üniversitelere başvuracak olmamdan ötürü benim için aldıgım-alacagım her not önemli. Bu benim geleceğim! Tekrar özür dileyerek ve affınıza sıgınarak yazıyorum; eleştirmektense çözüm üretmenin yanındayım ama bu yazıyı sizin eylemlerinizi degerlendirmek için yazmadıgımı belirtmek isterim; sadece düşüncelerimi saygı duydugum bir hoca olarak içtenlikle yazmak istememin dısında pek amacım yok, bir de Erasmus'umun hassas noktam olmasını belirtmem dışında. Geçtiğimiz günlerde bana neden bölümden gitmek istediğimi sormustunuz; işte bunlar belki en güzel cevabı olabilir diye düşünüyorum ve belki de artık sevmememin...
Teşekkür ederim zamanınız için.
Saygılarımla
İyi günler.
Pınar Temoçin
6 Mart 2012 Salı
Son 3 ay
3 ay sonra bugun yola çıkıyor olacam ve 4 ay Amerika'dayım; okyanus kenarı... Peki ya sonra? Sonrasını gerçekten bilmiyorum herşey sürpriz içinde gelişecek!
22 Şubat 2012 Çarşamba
3 kişi
Hayatımdan 3 insan çıktı şu son haftalarda; evet başlarda üzülmedim değil ama şimdi hersey yolunda. Maya; en yakın dostlarımdan biri ki psikolojimi mahvettiği için bitirmek ya da bi ara vermek istedim. Onla gecen zamanlarımda değiştirdigi planlara ayak uyduramamak ve nabza göre şerbet modeli benim kafamı karıştırdı ve sonra birçok neden. Ablam, canım, herşeyim; ama ne yazık ki yaptığı tüm fedakarlıkları yüzüme vurmakla kalmadı beni incitecek şeyler söyledi ki sessiz kalmanın dısında tepki veremedim. Haklı oldugu yönleri vardı ama keşke bi dinleseydi ya da ben dinletmek için kendimi bi mücadele verebilseydim. Son olarak Leyla Abla ki o da aslında iyi niyetinden ablamla benim aramda bi köprü kurup ortak nokta bulmaya çalıştı ama güvenimi sarstı. Facebook'umda yoklar ve uzunca bir süre ki en azından birbirimizi anlayabilene kadar da olmayacaklar. Böyle olması hayatımda alacağım kararların sadece kendine özgü olmasına yol açtı ve bu da bi yerde güzel oldu.
13 Şubat 2012 Pazartesi
Fırıldak dönüyor
Hayatımda ani kararlar verip; yıllardır hayalini kurdugum seyleri bir anda arka plana atıp, geciktirip yolumun yönünü degiştirebilirim! Sürprizlere ihtiyacım var! Bekleyelim bakalım...
10 Şubat 2012 Cuma
Ne yapardınız?
En yakın dostunuzu özleseydiniz ne yapardıniz? Ülkelerin uyguladıgı scheisse vize uygulamasına boyun egip bekler miydiniz? Elise'yi çok özlüyorum... Dostlugumuza ilişkin yazdıgım şiiri bitirince ekleyecem buraya. 26 Ocakta onu cok andım; gecen sene bu tarihte fakültede beni beklerken ben seviyorum diye yapmış oldugu Boris Vian Cd'sini hediye etmesiyle ve sonra kütüphanede birbirimizi görüp konusmamızla aramızdaki sınıf arkadaslıgımız ilerlemişti. Hersey cok guzeldi; tüm yazım onunlaydı. Yazmam gereken o kadar cok sey var ki? Sesi kulagımda ve Fransız edasıyla seslenişi özellikle; "Pinağ"... O kadar özlüyorum ki onunla yalınayak çimlerde dolasmayı; cunku cok yürümüştük doğanın içinde.
Söyler misin Elise; "Rüzgar bizi ne zaman taşıyacak?"
Söyler misin Elise; "Rüzgar bizi ne zaman taşıyacak?"
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
