16 Eylül 2016 Cuma

Çetin Altan

Hayallerinizden, ümitlerinizden, mücadelenizden vazgeçmeyin.
Amacınıza ulaşamazsanız da, bu amacı gelecek kuşaklara devretseniz de, kozmosla son hesaplaşmanızda, “daha iyi bir dünya için biz de fena mücadele etmedik” diyebilirsiniz.
Bu da az şey değildir. Buruk da olsa, yorgun gözlerinizde bir tebessüm yaratır.
O tebessümlerin çoğalması da elbet bir gün kurtarır bu ülkeyi.
Enseyi karartmayın.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/306065/Cetin_Altan__Hayal_ettigim_ulke_bu_degildi.html

15 Eylül 2016 Perşembe

Fukuyama

"...insan hayvanlardan temelde, başka insanların arzusunu arzu etmesiyle, yani "kabul görmek" istemesiyle ayrılır. en başta da insan olarak, belli bir değere, belli bir onura sahip bir varlık olarak kabul görmek ister. kendi değeri gözünde bu kadar önemli olduğu için, insan yalnızca saygınlığının söz konusu olduğu bir mücadelede bile yaşamını riske etmeye hazırdır. en derindeki hayvansal içgüdülerini, ki bunların en önemlisi varlığını sürdürme güdüsüdür, daha yüksek, soyut ilke ve amaçlar uğruna aşma yeteneğine yalnızca insan sahiptir. hegel'e göre kabul görme ihtiyacı, ilk muharibi kendi insanlık onurlarının "kabul görmesi'ni"birbirlerine dayatmak amacıyla tutuştukları ve hayatlarını ortaya koydukları bir dövüşe sürüklemiştir. ikisinden birinin doğal ölüm korkusu pes etmeye yol açtığında, efendi ve uşak ilişkisi doğmuştur. tarihin bu ilk kanlı kavgasında söz konusu olan besin, barınak ya da güvenlik değil, yalnızca saygınlıktır. dövüşün amacı biyolojik olarak belirlenemediği için, tam da bu nedenden hegel burada insan özgürlüğünün ilk belirtisini görür..."

5 Eylül 2016 Pazartesi

Alain Bosquet

Filin hortumu fıstık toplaması içindir,
eğilmesine gerek yok.
Zürafanın boynu yıldızlara bakmak içindir,
uçmasına gerek yok.
Bukalemunun derisi yeşil, mavi, mor, beyaz,
hayvanlardan saklanmak içindir,
kaçmasına gerek yok.


Bu şiirin şairi bütün bunları ve binlerce şeyi daha söyler,
anlamaya gerek yok.

3 Eylül 2016 Cumartesi

Tom Waits - Ekşi'den

Sevdiğiniz şeyler?

"...fillerin yürüyüşü. çince tartışma..."

Neleri merak ediyorsununuz?

"...otoyol kenarında ağaç olmak nasıl bir duygu? bir gazete kese kağıdı olduğunda ne hisseder?..." 

2 Eylül 2016 Cuma

Brautigan & All Watched Over By Machines Of Loving Grace

I like to think (and
the sooner the better!)
of a cybernetic meadow
where mammals and computers
live together in mutually
programming harmony
like pure water
touching clear sky. 

I like to think
(right now, please!)
of a cybernetic forest
filled with pines and electronics
where deer stroll peacefully
past computers
as if they were flowers
with spinning blossoms. 

I like to think
(it has to be!)
of a cybernetic ecology
where we are free of our labors
and joined back to nature,
returned to our mammal
brothers and sisters,
and all watched over
by machines of loving grace.

25 Ağustos 2016 Perşembe

Beautiful Illustrations

http://www.boredpanda.com/everyday-love-comics-illustrations-philippa-rice-soppy/

18 Ağustos 2016 Perşembe

Far Away‏

It doesn't matter what we say, so far
every word is like a knife
but the silence cuts you twice

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Murakami

Yaşamın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter... bir bisküvi kutusunun içinde, her tür bisküvi vardır, sevdiklerin de, pek sevmediklerin de, öyle değil mi? ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. inan bana, yaşam bir bisküvi kutusu gibidir.

Imkansızın Şarkısı

4 Ağustos 2016 Perşembe

So long Marianne

So long Marianne.
En sevdiğim şarkıya ilham olmuş kadının geçen hafta bu dünyadan gçömüş olduğunu az önce yağmurlu ve koyu kahveli bir akşamda öğrendim. Ne şanslı kadınsın dedim. Uğruna ne güzel bir şiir yazılmış, ne de güzel şiirsel bir vakit geçirmişsin Cohen'le. Kelimeler boğazımda düğümlendi şu an. Bu gezegenden güzel bir kadın geçtiği ve de bana ilham verdiği ve de vereceği için kadehimi senin için kaldıracağım en kısa zamanda.

Hoşçakal Marianne. Umarım yeryüzünde senin gibi nice güzel kadınlar vardır, uğruna şiirler yazılan...


...
Well Marianne it's come to this time when we are really so old and our bodies are falling apart and I think I will follow you very soon. Know that I am so close behind you that if you stretch out your hand, I think you can reach mine. And you know that I've always loved you for your beauty and your wisdom, but I don't need to say anything more about that because you know all about that. But now, I just want to wish you a very good journey. Goodbye old friend. Endless love, see you down the road…
L. Cohen

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Aşk acısını çek ve sahiplen!‏

Yola devam etmek için aşk acısını çek ve sahiplen!‏


Yine bir Tom Waits gecesi... Ama bu sefer kısık sesle ki kimseler uyanmasın. Yüksek volumelu bir  8.6 birası, Fransız Alplerinde hissedilen yalnızlık ama Japonya'ya kabulün vermiş olduğu datanılmaz hafiflik...
Kalbim acıdı bugün ve gözyaşlarım hizmet etti bu acıya. Kızgınlıktan değil, ama üzdün beni be coco, sen ki benim için yüce hoca, ev arkadaşı ve de güzel arkadaştın. Yazılacak o kadar çok şey var ki ama korkuyorum boğazıma saplanıp kalacak acıdan, ağlamaktan... Yakışıksız olduğunu bile bile içimden beddua ediyorum; sonra kendimce af diliyorum. 
Neden beni yalnız bıraktın, Marc. Onca güzel kelimelerle, şiirlerle. 
Safım, geçmişe tutkuluyum; affederim bi şekilde. Sorarım soruları kendime kendimce. Ama hiç bi zaman unutmayacağım. Beynimde ve kalbimde seni öldüreceğim senin o capcanlı Pinar'ı yalanlarınla öldürdüğün gibi.

Alkışlar...
Elbet bir gün gelecek ve tüm içtenliğim ve yalınlığımla "artık seni sevmiyorum" diyebileceğim. 


17 Temmuz 2016 Pazar

Ch. Du Bos

... "surtout il s'agit à tout moment de sacrifier ce que nous sommes à ce que nous pouvons devenir."

I Think Now You're Just Like Everybody Else

My eyes don't see the love in your eyes.
My heart doesn't receive the love from them.
I've already exhausted my soul, take, exhaust it a little more.
Because I think you're just like everybody else now.
 
Though last night I was waiting for you to come,
today I'm running away from you secretly.
See, I'd looked into my heart well enough,
then I understood that you're just like everybody else.
 
I completely forgot you, I'm sure about that.
Now my promise has gone to the past.
I don't even have grudge for you in my heart.
I think you're just like everybody else now.

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Björk talking about her TV



https://www.youtube.com/watch?time_continue=213&v=75WFTHpOw8Y

5 Temmuz 2016 Salı

Les utopies sont belle

Qu'on me la donne ou pas, je m'en fou complétement.
j'ai si aimé cette femme, que ma maison sent la rose.
comme la fumé d'un bateau, comme la siréne l'a ramené.
qu'elle reviendra ça c'est sure.
Les utopies sont belle.

3 Temmuz 2016 Pazar

Naked


"How did you get here?"

"Well, basically, there was this little dot, right? and the dot went bang and the bang expanded. energy formed into matter, matter cooled, matter lived, the amoeba to fish, to fish to fowl, to fowl to frog, to frog to mammal, the mammal to monkey, to monkey to man, amo amas amat, quid pro quo, memento mori, ad infinitum, sprinkle on a little bit of grated cheese and leave under the grill till doomsday"

1 Temmuz 2016 Cuma

Judith Butler on Violence, Mourning, Politics”

When we lose certain people, or when we are dispossessed from a place, or a community, we may simply feel that we are undergoing something temporary, that mourning will be over and some restoration of prior order will be achieved. but, instead, when we undergo what we do undergo, is something about who we are revealed, something that delineates the ties we have to others, that shows us that these ties constitute what we are, ties or bonds that compose us? it is not as if an “i” exists independently over here and then simply loses a “you” over there, especially if the attachment to “you” is part of what composes who “i” am. if i lose you, under these conditions, then i not only mourn the loss, but i become inscrutable to myself. who “am” i, without you? when we lose some of these ties by which we are constituted, we do not know who we are or what to do. on one level, i think i have lost “you” only to discover that “i” have gone missing as well. at another level, perhaps what i have lost “in” you, that for which i have no ready vocabulary, is a relationality that is neither merely myself nor you, but the tie by which those terms are differentiated and related.

21 Haziran 2016 Salı

Suzan Sontag

- Is it old-fashioned to think that the purpose of literature is to educate us about life?

- Well, it does educate us about life. i wouldn’t be the person i am, i wouldn’t understand what i understand, were it not for certain books. i’m thinking of the great question of nineteenth-century russian literature: how should one live? a novel worth reading is an education of the heart. it enlarges your sense of human possibility, of what human nature is, of what happens in the world. it’s a creator of inwardness.

18 Haziran 2016 Cumartesi

Brave Woman

She is the bravest my eyes have ever seen
A lion bows, in shiver and fear
I am on my knees for I can not believe
A woman so beautiful, among us she breathes…
I offer this world and everything within to her feet…
I say proudly that I will protect her with fists…
She smiles, then gently she says to me…
I am a woman, strong and I do not need
Protection, for I may seem fragile
But I am stronger than steel…
I do not know what words to speak…
For I desire her love, and love her miserably…
But I have only my heart to offer
And she deserves better than me…
It does not matter that I love her endlessly…
She lives in a world that the devil dreams to flee…
And yet she stands strong with a smile shining through her lips…
With a laugh musical, poetry to my ears…
She is a brave woman…gentle and free

9 Haziran 2016 Perşembe

L'enfer c'est les autres

"The inferno of the living is not something that will be; if there is one, it is what is already here, the inferno where we live every day, that we form by being together. there are two ways to escape suffering it. the first is easy for many: accept the inferno and become such a part of it that you can no longer see it. the second is risky and demands constant vigilance and apprehension: seek and learn to recognize who and what, in the midst of the inferno, are not inferno, then make them endure, give them space"

Italo Calvino (Invisible Cities)

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Poem For Marc

OKYANUSUN İLÜZYONUNDA KAYBOLAN KEDİ KADIN

"Bu da güzeldi" dedi kedi kadın,
Hiç olmayacağı kadar naif ve kırılgan.
İkimizin arasındaki sessizliğe gömülü titreşimler gibi.
Soluk tenlere bahar geldiğinde,
Dahil oldu evindeki koca bir ayine.
Gökyüzüne uzananan adımları hayal ederken...

Ve sarınca iç huzursuzluk benliği,
Bir tükenmişliğin içinde buldu kendini.
'Kabullenmek gerek bazen' dedi kendince;
geçiciliği, sonluluğu ve de ne yazık ki sahiciliği.
Sensiz günler onu yordu, sen kendi günlerinle yorulurken.
'Sessizlikte insan nasıl da değişiyor zamanın büyüsüyle' diye sayıkladı.

'Yine yazışırız, yine konuşuruz' dedi kedi kadın gülümseyerek.
'Sarmaşık duygularda kayboluruz tekrar tekrar'.
Sen yücelirsin, kutsanırsın; oysa o hergün ölür içinde.
Uykusuda okyanusa yolculuk eder sonunda.
Ay diğer yarısını kaybederken...
Bilinir ki göklerdeki karnaval bile biter sanrılarıyla.

Okyanusun dibinde buldu kendini kedi kadın,
mavi hüzünlerde savaşıp kahraman olmayı arzularken.
Cesaretlendi; fakat zamana yenildi; hikaye çoktan bitmişti.
Hep sadık kalan hazzın, minnettarlık duyulan anların vazgeçişi gibi.
Onarıp durdu, çırpındı, yoruldu, ve boğuldu.
Bir şarkı daha yaşlandı böylelikle.
Bir bardak kahve daha zehirledi sonunda.
Ölü bedeni tam vahşi bir kedi gibi yanına sokulacakken,
İllüzyonun içinde kaybolup yok oldu,
dalgalar onu ararken.

Gün bitti; güneş doğdu; ayakları geriye gitti.
Yalınayak evine dönen umutsuz masal kahramanı gibi.
'Hoşçakal' dedi kedi kadın tüm taşkın duygularıyla,
Kalbine saplanan okları çıkarırken.
Geriye yavan bir tad kaldı ağızda;
tüm hissizliğiyle...

15 Nisan 2016 Cuma

That's the question

Gitmek istiyorum...
Kalmak istiyorum...

Zavallı hissediyorum. Güçlü hissediyorum. Canım acıyor. Mükafatlandırılıyorum. Kalıyorum. Gidiyorum. Ağlıyorum. Gülüyorum. Canım sıkılıyor, canımı sıkıyorum bile bile.
Yalnızlaşıyorum, içimdeki kalabalık isyanlaşıyor.
Susuyorum. Konuşuyorum.

Bitiyor. Bitmiyor.

Boğuluyorum.

2 Mart 2016 Çarşamba

16 Yıllık Manifesto

… Tanrının şaheserleri mi yoksa Şeytan’ın kötü bir şakası mı olduğumuzu artık bilmiyoruz. Biz, insancıklar:
Her şeyin yok edicisiyiz.
Hemcinslerimizin avcısıyız, atom bombasının, hidrojen bombasının ve insanları öldürürken nesnelere hiç zarar vermediği için bunların arasında en faydalısı olan nötron bombasının yaratıcılarıyız, makineler icat eden, icat ettiği makinelerin hizmetinde yaşayan, içinde yaşadığı evi yiyip bitiren, kendisine içecek olan suyu ve yiyecek veren toprağı zehirleyen, kendisini kiralayabilen ya da satabilen ve kendi benzerlerini kiralayabilen ya da satabilen, zevk için öldürebilen, işkence eden, tecavüz eden yegâne hayvanlarız.
Ama aynı zamanda da,
gülen, uyanıkken düş kuran, ipekböceğinin salyasından ipek yapan, çöplüğü güzelliğe dönüştüren, gökkuşağının tanımadığı renkleri keşfeden, dünyanın seslerine yeni müzikler katan, ve gerçeklikle hafıza dilsiz olmasın diye yeni sözcükler yaratan yegâne hayvanlarız…

Eduardo Galeano / Aynalar


https://yesilgazete.org/blog/2016/03/01/vazgecilemeyen-dunya-ve-biz-insanciklar-omer-madra/

17 Ocak 2016 Pazar

Dalgalarında Kaybolmak (Being Lost in Your Waves & For Alick)

Bir düşsel gezintideyim Alick,
Sabahın geceyi kovaladığı.
Zamanın susturulmaya çalışıldığı bir yolculuk bu.
Sessiz geçen haftalar...
Uysallaşıyorum, huysuzlaşıyorum.
Yoruluyorum aslında Alick.
Hava alanı yalnızlıkları geliyor aklıma;
Bangkok'ta gün doğumu, İstanbul'da gün batımı.
Zihnimde seni yansıtan bir piramit oluşturuyor.
Okyanus mavisinden oluşan.
Kayboluyorsun dalgalarında sen.
Yok oluyor düşlerim buğulu bir piramitte.
Emek yok, umut yok.
Seni kaybediyorum Alick!
Sayıklıyorum da adını başka şehirlerin bilinmezliklerinde.
Her gün doğumunda, her gün batımında.

Neredesin Alick?
Koşmaya, kovalamaya, seni tekrar bulma umuduna hazırım.
Dalgaların buzlaştığını söyleme bana,
buğulu piramitlerde beni anlamsızlaştırdığını
Gün ışığım, gülüşüm eritebilir mi senin soğuk buzlarını?
Zaman canlandırabilir mi içindeki renkleri?
Bizi bunların ayırdığını söyleme bana,
dönüşümlerin sendeki beni yıprattığını.
Yorgun bir olgunluktayım şu günlerde...
Unutmuş olmamalısın beni Alick.
Göz kalple anlaşma yapıp unutturabilir mi o günleri?
Sıcak Asya'daki cadde koşuşlarını, soğuk otel odalarını...
Yoksunluk acıtabilir mi bizi?
Böylesine uzaktayken, böylesine sessizken...
Adını sayıklayarak uyanıyorum düşsel gezintilerimden Alick,
Ve kayboluyorum ben de senin sessiz dalgalarında.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Alice or Alick? Does it matter?

Yine bir havaalanı ve yine göz yaşları... Havaalanlarının bende tuhaf bir çekicilik yaratır ama nedendir bilinmez ilişkilerimde hep noktalar da havaalanlarında konulur.
Alick gidiyormuş bu sefer, ben değil... Tayland'da başlayan bir hikaye  Tr'de ve Fransa'da acısıyla tatlısıyla devam etse de Marakeş'te havaalanında sona eriyor. Onun ne istediğini hiçbir zaman bilemedim. Ama bildiğim bir şey var; onun bende adı Alice. Hayır harikalar diyarındaki Alice değil bu; ben onunla daha çok sıcak bir şehrin yüksek binalarının karanlık odalarındaydım. Bu da pek harikalar diyarı gibi gelmiyor. Onun adı bende Alice, Tom Amca'nın şarkısı gibi;

It's dreamy weather we're on
You waved your crooked wand
Along an icy pond with a frozen moon
A murder of silhouette crows I saw
And the tears on my face
And the skates on the pond
They spell Alice

Beynimde bir senfoni var durmak bilmeksizin ve onun adını sayıklıyorum; Alice ve Alick karışıyor birbirine.

Hayat hiçbir zaman bir kutu çikolataymışçasına görünmedi bana. Siyahımsı, güzel çikolataydın hayatla bağdaşlaştırmaya çalışabileceğim, bitter de olsa güzeldi yine de. Tadı damağımda kaldı. Her biten aşk gibi.

Hoşçakal Marakeş, hoşçakal Alick...