15 Ağustos 2013 Perşembe

Sara'nın Gözyaşları

Rusya’daki son günlerim gerçekten çok çok güzeldi. Hiçbir yerde bulamadığım sıcak ortam oradaydı. Birçok ülkeden (Latin Amerika, Hindistan, Balkanlar, Afrika vs.) arkadaşlarım olmuştu ve en canlı grubu oluşturan Mısırlılardı. Ülke, dil, din ayrımı olmaksızın beraberdik ve hatta hep beraber olunulmasından da sıkılıyordu artık insanlar. Staj bitmişti; pek de ciddi bir staj değildi. Yaklaşık son iki hafta yapacak hiçbir şeyim yoktu. Durmaksızın sigara ve alkol tüketip, mekanlara gitmek dışında. Merkezde kaldığımız otelin yanında bir parkımız vardı, toplanır içer ve sohbet ederdik. Aşka gelince, küçük bir maceram bile oldu bir Brezilyalı ile. İlerde gülümseyerek anımsayacağım bir macera. Ama arkadaşlarım, aşık olduğum St Petersburg’dan bile daha çok yer edinmişti kalbimde.
Son birkaç gün gidecek olmanın gerginliğiyle stres içindeydim ve sonra yeni bir macera Fransa’da başlayacağı için bu stresi yenmeye çalıştım. İnsanların beni övmesi tatmin sağlar, ama tam anlamıyla çok utanırım, cümleyi değiştirmeye çalışırım. Son günlerde çok güzel cümleler duydum. Adeta ayrılacak olmanın hüznünü içime akıttım. Defalarca sarıldık nefesimiz kesilene dek. Farklı ülkelerde buluşmak üzere söz verdik. Mesela ekimde İtalya, Fransa ve Portekiz; şubatta Mısır ve gelecek yaz Exit Festivali için Sırbistan...
Vedalaşmaya gelince görmek istediğim herkes etrafımdaydı. Güzel dileklerde bulunarak sarılıyorduk. “Evet, artık gitmeliyim; havaalanı beni bekliyor” Hayır, o kadar güzeldi ki herşey Hanna’nın ağlamasıyla içim burkuldu ki pek bir samimiyetim yoktu ama birbirimizi saran bir sıcaklık vardı. Ve sonra Allan, onu gözüm aradı ve geldi; sarıldık ve yanaklarımızdan öperek vedalaştık. Sıra trene binip son otobüsü yakalamak üzere yollara düşmek vardı. Aslında şu an bilgisayarı elime alıp yazmama neden olan kişi için bu başlığı kullanmak istedim. Sara; İtalya’nın kırmızı kıvırcık saçlı Marla Singer’ı. Hayata hep pozitif bakan, en aptalca cümlenizde bile sizi yargılamadan dinleyen ve gülen, mutlu olduğunda (ki hostelin çatısında gecenin bir yarısı mutluluktan uçuyordu) kanatlarını açıp koşabilen gerçekten çok güzel bir kız... Başlarda bu kadar yakın değildik ama biraya alışkın midemiz ve hayata bakış açımız bizi yakınlaştırdı. “Sara, no sweet please’e “No no no no no...” diye yanıt veren şirin durmaksızın tatlı şeyler tüketen birini hayal edin. Ve onu trende gidiyorum diye ağlarken ilk defa görmek içimi çok acıttı, oysa o kadar alışmıştım ki onun gözlerine bakınca gülüşüne... Saçlarından öptüm. Ve vedalaştık, gittim. Anılarla geldim Fransa’ya. Bavulumu bulamamış bir şekilde moralim bozuk havaalanından karşılandım ve muhteşem doğa manzaraları eşliğinde Niederbronn’a geldim. İlk akşam çok zordu benim için; erken geldiğim için odada yalnızdım ve alışmışım hostelde kalabalık insanlarla uyanmaya, iyi geceler demeye. Çok zordu odadaki ilk halim. Şimdi biraz daha iyiyim; yaklaşık 3 gündür buradayım ve ortamı çok sevdim. Avrupa’dan – özellikle Almanya – çok fazla genç insanla tanıştım. Özellikle havaalanından gelirken arabadan inerken koordinatörün ve çalışacağım centre’ın direktörünün PİİİNAAR diye bağırarak selamlamaları hoşuma gitmedi değil.
St Petersburg’u özlüyor muyum? Hem de nasıl, orada olmak için neler vermezdim şu an. Orada olmak isterdim, sırf Sara’nın şu son gününde onu mutlu etmek için bir çabaya girmek isterdim. Dahası, çatıda uyumak isterdim arkadaşlarımla, MOD’un yerçekimine yenik düşüp sarhoş kafayla Sara ve Natalia’yla yere düşmek ve saniyelerce kahkaha atmak isterdim, Allan’a sarılmak isterdim, Dicle’nin o güzel sesinden parkta oturarak  Morrissey dinlemek isterdim, Grete ile Green House’da sabah sigaramızı içmek isterdim, Serena ile Location Hostel’de görüşüp İtalyan aksanıyla günlük maceralarını dinlemek isterdim, Mısırlıların darbukalarını dinlemek isterdim... Belki birgün yine yolum düşecek SP’ye; endişelendiğim şey; bir daha aynı insanları aynı yerde, aynı heyecanla göremeyecek olmak...  Çünkü şimdiden çevremdekilere baktığımda elele dolaşabileceğim, en sıradan şeylere kahkahayla gülebileceğim yeni bir Sara yok. Belki de olmaması daha iyi; çünkü o gözyaşlarını tekrar görmeye dayanamam!

Nazdrovya, Çin Çin, Şerefe...