9 Mart 2012 Cuma

Harf hataları affola

Dayanamadım ve aşağıda copy-paste yardımıyla bölümdeki profesorumuze ve aslında danışman hocama email aracılıgıyla gönderdim dakikalar öncesi... Çok düşündüm yazmak için ama tereddüt etmedim göndermek için de... Bu ülkenin aydınlarına, entellektüellerine sırt dayatılırsa ülke ayakta durur derdim ama bu ülkede kendini aydın diye nitelendirenlerin öğrencisine hayvan gibi davranmasını ve mastera basladıgı gunden itibaren uçan kişileri anlamayasam da yaptıgım seyden hiç pişman değilim; yorumunu merak etmiyorum ve inanıyorum ki benim yazım bölümde notuyla korkan onlarca kişinin sesidir! Hoş onlarla da ilgilenmiyorum. Ukalalık degil; sadece umudum "Tanrım yardım et" dememek hocayla konusurken. :) Artık gideyim şu bölümden, lütfen artık gideyim.

Merhaba Sayın Hocam;

Öncelikle teşekkür ederim; biyoloji felsefesi dersi için. Bununla birlikte havuz dersini değiştirme şansı oluyormuş ve dilekçe verip değiştirdim.

Ben aslında bugün sizinle yüzyüze görüşmek istedim ama sizi odanızda bulamayınca email aracılıgıyla yazmak zorunda kaldım ve tüm içtenliğimle şu an size yazıyorum. Son zamanlarda bana karşı tutumunuzu gerçekten anlayamıyorum ve bu beni gerçekten incitiyor! Her konuda bana laf söyleyebilirsiniz, saygı ve anlayışla karşılarım ama söz konusu Erasmus olursa orada benim de bir söz hakkım olması gerektiğine inanırım! Her defasında benim işlerimin hallolmaması karşısında tepki verdiniz, evet kabul ediyorum problematik bir süreçti ki hem giden ilk kişinin ben olmam hem de bu periyodu uzatmam ve transkriptimin geliş sürecinin uzaması vs... Ama ben bu sürede elimden geldiğince emek verdim ve gidiş işlemlerimin başlamasıyla birlikte mücadeleye girdim tek başıma. Siz emeğin kutsal oldugunu belirttiğinizden beri aslında yaptığım işin önemini bir kez daha anladım ve hayatımda yaptıgım en güzel sey olarak nitelendirdim. Orada Türk imajını değiştirmekten tutun dersler için verdiğim çabalar, projeler vs. derken döndüğümde ne yazık ki umdugumu bulamadım ki zaten ibeklentilerimi bu ülkede minimumda tutmam gerektigini bilsem de... Ben daha önce mühendisliği üçüncü sınıf sonunda bırakıp geldim bu bölüme; büyük ideallerim vardı ama şu an sadece gitmek istememin dışında bi beklentim yok. Tabiki herseyin bu kadar kolay olmadıgını biliyorum. Ve bölüme ders kayıtları için geldigimin ilk günü siz beni "ilgisiz" olmakla nitelendirdiniz ki ben bu yeni gelen sürecin yaratmış olduğu problemlere tanıdık değilken. Neden bikaç saniyenizi ayırıp dinlemiyorsunuz ve neden kendi hükümlerinizle sözlü müdahalede bulunup suçlamalara girişiyorsunuz? Beni yine o gün kapıdan kovarcasına inip aşağıdan halletmem gerektiğini belirttiniz. Ve öğrenci işlerinden işittiğim azarları da geçtim; çoğu şeye sizin zamanınızı aldıgım için biraz çekingen tavırlarla yaklaşırken kendi zamanımı da harcadım. Evet bu benim görevim ama bu böyle, en azından bu tavırlarla olmamalıydı. Tabi bunu da geçerim ama Erasmus'ta gönderilen öğrencilerden ve Köln Üni'deki tek felsefedeki Türk öğrenci olarak gayet güzel temsil edip hatta hocalarımla (ki bu anne-evlat ilişkisinden farksızdı H.Arendt dersini aldıgım hoca ile) iyi ilişkiler kurup dönmeme rağmen, kendi bölümümde ki elimden geldiğince aynı dili paylaşıp, üstelik sağlıklı adım atarak hareket etsem de aramızdaki bu iletişimsizliğe bir türlü anlam veremedim. Bunun haricinde, havuz dersimin oldugunu bana danışman hocam olarak önceden belirtseydiniz; ben bu dersi gelecek sene almak zorunda olmayacaktım (hayır burada yine sizin ilgisizlikle suçlamalarınızı haklı karşılayamam) ve yine bugun birkaç öğrencinin sözüne bakarak bana havuz dersinin degişmeyecegini belirtmeyip sorsaydınız daha saglıklı olurdu cunku ben peşinden koşmasaydım istemediğim bir derste haftalarımı harcayacaktım. Çok afedersiniz bunu yazmak zorundayım; ocak ayında Almanya'daki üniversitelere başvuracak olmamdan ötürü benim için aldıgım-alacagım her not önemli. Bu benim geleceğim! Tekrar özür dileyerek ve affınıza sıgınarak yazıyorum; eleştirmektense çözüm üretmenin yanındayım ama bu yazıyı sizin eylemlerinizi degerlendirmek için yazmadıgımı belirtmek isterim; sadece düşüncelerimi saygı duydugum bir hoca olarak içtenlikle yazmak istememin dısında pek amacım yok, bir de Erasmus'umun hassas noktam olmasını belirtmem dışında. Geçtiğimiz günlerde bana neden bölümden gitmek istediğimi sormustunuz; işte bunlar belki en güzel cevabı olabilir diye düşünüyorum ve belki de artık sevmememin...
Teşekkür ederim zamanınız için.
Saygılarımla
İyi günler.
Pınar Temoçin

6 Mart 2012 Salı

Son 3 ay

3 ay sonra bugun yola çıkıyor olacam ve 4 ay Amerika'dayım; okyanus kenarı... Peki ya sonra? Sonrasını gerçekten bilmiyorum herşey sürpriz içinde gelişecek!

22 Şubat 2012 Çarşamba

3 kişi

Hayatımdan 3 insan çıktı şu son haftalarda; evet başlarda üzülmedim değil ama şimdi hersey yolunda. Maya; en yakın dostlarımdan biri ki psikolojimi mahvettiği için bitirmek ya da bi ara vermek istedim. Onla gecen zamanlarımda değiştirdigi planlara ayak uyduramamak ve nabza göre şerbet modeli benim kafamı karıştırdı ve sonra birçok neden. Ablam, canım, herşeyim; ama ne yazık ki yaptığı tüm fedakarlıkları yüzüme vurmakla kalmadı beni incitecek şeyler söyledi ki sessiz kalmanın dısında tepki veremedim. Haklı oldugu yönleri vardı ama keşke bi dinleseydi ya da ben dinletmek için kendimi bi mücadele verebilseydim. Son olarak Leyla Abla ki o da aslında iyi niyetinden ablamla benim aramda bi köprü kurup ortak nokta bulmaya çalıştı ama güvenimi sarstı. Facebook'umda yoklar ve uzunca bir süre ki en azından birbirimizi anlayabilene kadar da olmayacaklar. Böyle olması hayatımda alacağım kararların sadece kendine özgü olmasına yol açtı ve bu da bi yerde güzel oldu.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Fırıldak dönüyor

Hayatımda ani kararlar verip; yıllardır hayalini kurdugum seyleri bir anda arka plana atıp, geciktirip yolumun yönünü degiştirebilirim! Sürprizlere ihtiyacım var! Bekleyelim bakalım...

10 Şubat 2012 Cuma

Ne yapardınız?

En yakın dostunuzu özleseydiniz ne yapardıniz? Ülkelerin uyguladıgı scheisse vize uygulamasına boyun egip bekler miydiniz? Elise'yi çok özlüyorum... Dostlugumuza ilişkin yazdıgım şiiri bitirince ekleyecem buraya. 26 Ocakta onu cok andım; gecen sene bu tarihte fakültede beni beklerken ben seviyorum diye yapmış oldugu Boris Vian Cd'sini hediye etmesiyle ve sonra kütüphanede birbirimizi görüp konusmamızla aramızdaki sınıf arkadaslıgımız ilerlemişti. Hersey cok guzeldi; tüm yazım onunlaydı. Yazmam gereken o kadar cok sey var ki? Sesi kulagımda ve Fransız edasıyla seslenişi özellikle; "Pinağ"... O kadar özlüyorum ki onunla yalınayak çimlerde dolasmayı; cunku cok yürümüştük doğanın içinde.
Söyler misin Elise; "Rüzgar bizi ne zaman taşıyacak?"

31 Aralık 2011 Cumartesi

İlk ya da son

Saatler kaldı yeni yıla; bir dilek tutmayı deniyecem her yeni yıl baslangıcında ve kafamdan gecirdigimde neyin olmasını ictenlikle istedigime dair; o kadar cok sey icimden gecirdim ki gelecege dair. Sanırım kucuk seylerin pesinden gitmeliyim.
Mesela hayal kurmalıyım; Elise İstanbul'a gelecek, Kai ile beraber Ren Nehri kenarında icecez, Freiburg'da kücük bir evim olacak ve haftasonları doganın icinde yürüyecem ve farklı ülkeler-sehirler keskedecem, Cohen-Cave ile sarabımı yudumlayacam güzel serin bir gecede, Sigur Ros esliginde Izlanda'yı düşleyecem, üzerimdeki tüm yükten arınmıscasına ben; ben olacam, baskalarının yonlendirilmesi olmadan kendim ayaklarımın üzerinde duracam. "Cok kosturma; bi dur hayatı dinle" demeyecem icimden.
Keske yapabilsem hayatımdaki samimiyetsiz insanları kendi mikrokozmosumdan cıkarabilsem. Ve büyük büyük hayalleri cıkardım hayatımdan. "Kime gore-neye gore buyuk" yaklasımına da tanıdık olmaya basladım. Herseyi kücültünce gozunde; bazı insanların deger buyuklukleriyle acımasızca karsılasınca insan ister istemez giyiyor gardını. Cok sey anlatamadım bu cumlede. Ki zaten haftalardır sana yazmak istediklerim madde madde beynimin icinde cırpınıyordu.
Yeni kararlar ve yollar... Gelecek yaz Amerika'da olacam; Facebook'ta belirtmem dısında hic heyecan yok; Erasmus'um gibi olmayacak. Hayatımın hicbir dönemi bunun gibi olmayacak ve belki de bunu bildigim icin Erasmus daha cok degerleniyor ya gozumde.
Anlam veremedigim davranıslar ve durumlar karsısında ortamı terk etmem gerekiyorsa yapacam bunu tereddtsüzce bundan boyle. Hayır bu bir ukalalık olarak algılanmasın. Cünkü güleryüzlülük adı altında cok fazla müsaade ettim ama artık beynimin yorulmasını istemiyorum. Daha sadeyi hep sevdim ve hep de bunun pesinde olacam. Bir erkege asık olursam bunu sırf erkek arkadasım olsun diye degil (cünkü bazen bunun eksikligini hissettigim icin istedim); bendeki diger yanımın eksikligini gidermek ve bir bütün olmak icin isteyecem. Dostlarıma olan tutkum yapmacık olan insana tapınmam seklinde oldugundan onları de degerlendirip iyi sececem. En nefret ettigim insan türünden biri olan cok cok bildigini iddia ederek elestirip ama kendisinin aslında az bilmesini gectim aslında sıradanlıgından kurtularak benligini sunan insan tipi (digeriyse kaba, bencil, "ben" kelimesini agzından dusurmeyen) ve kesinlikle uzak duracam. Cünkü bunlar beynimi yoruyor hakikaten. İncitiyor cevremde olan bu insanların duyarsızlıgı hassas yapımı. Daha cok dogada zaman gecirecem. Derslerin yogunlugu nedeniyle azaltmıs oldugum roman okumalarını arttırıp daha cok düsünmek icin zaman harcayacam ve en önemlisi kendini hep anlatan ve öven insanlara karsın daha az konusacam. Evet bunu ben yapacam. Hayır bu bir sozlesme degil ki uzun zamandır uygulamak istedigim kendi kendime söz vermekten dahi kacındıgım seyler. Roman seklinde hayatım yok ama anılarım ve birikimim var ki onların dayanagıyla boyle dusunuyorum. Bilinc devrede... Zorlukları biliyorum; en basta bu ülkede yasamanın bedelini de... Gazeteleri ve insanları da ve her daim beynimi yemege hazır kücük seyleri de. Anladım ki; ben baskaldırıları seviyorum ama korkuyorum onlardan ki en kücügü dahil. Mızmızlanmamalıyım, daha az uyuyup daha cok üretmeliyim ama bu ülkenin yasalarına, insanlarına hicbir sekilde güvenim kalmadıgından dolayı alıp basını gitme hayallerinin izindeyken kendi kendi cırpınmalıyım. Nerede gökyüzü mavi? Berlin altında mı? Derenin ırmak-ırmagınsa sel olmasını isteyen cocuk nerede? Uclarda yasamayıp, neden hep uclarda sevgilerin kurbanıyım? Ve bir yaratıcı varsa, neden bana bunların cevabıyla aydınlatmıyor? "Tanrı" derken bile ikinci kez düsünmeme iten sey insanlar mı olmalıydı? Peki ya benim insanlara inancım? Ve yine her zamanki gibi konudan konuya atladım...
Tabiki mutlu yıllar, tabiki bol sans, tabiki günesli günler ve tabiki huzurlu düşler...
Yılın Sarkısı "The Carny" idi ve günü şarkısı da Francoise Hardy/Traume!

28 Aralık 2011 Çarşamba

Hatırlıyorum; hem de cok iyi hatırlıyorum

'Hatırlıyorum; hem de cok iyi hatırlıyorum'
Bu cümleler geciyor aklımdan son günlerde. Ve eger 'Kinyas ve Kayra'da gecmeseydi o cümle; daha bir olgunlukla karsılayabilirdim ama bir copluk gibi onu kullanabilmekteyim. Ne mutlu bana! Aralık ayı da bitmek üzere... Hala neden özlem denen duygunun bende bu kadar yogum oldugunu bilememekteyim. 'Scheisse meisse yok bu defa' :) Hayır eskisi gibi yasamı düsünmüyorum, ne olacagımı da. Düsündügüm sey; tasarladıklarımın bir sonuca ulasıp ulamayacagı gercegi ve beyimin durmadan kararsızlık icinde bir seyler üretmesi.Hayır bu eskisi gibi isyan ya da sikayet degil ki kendi kendime bir sonuc arayıs... Bu ay icinde; bir tane arkadaslıgımı bitirdim, kararlar almaya calıstım ve herzamanki gibi insanları tanımaya. Bazen olgunluk göstermeye calıssamda bezen kendimden farklı biriymiş gibi davranmaktayım. Serzenis yok bunda ya da cekip gitme istegi... Simdilik burda bitirmeliyim. Kristin Asbjornsen'in muhtesem sesiyle ama en kısa zamanda ki yılın son yazısı olması adına yazacam!