19 Mart 2012 Pazartesi
Müzik
Dün, olağan olarak aklıma geldiği gibi en sevdiğim isimler geldi beynime ve hiç düşünmeden sıraladım isimleri; Nick Cave, Leonard Cohen, Sigur Ros, Pink Floyd, Einstürzende Neubauten, Tom Waits… Farklı ülkelerden farklı isimler hayal dünyama işleyen. Bu listeye Arcade Fire, Björk, Noir Desir, Beirut vs isimleri de ekleyebilirim. Hayatımın fon müziği olan çeşitli post rock grupları. Bu büyülü dünya beni içine çekiyor. Bu noktada beni etkileyen Rousseau’nun sanat hakkındaki görüşlerinde yanıldıgını söyleyebilirim. Biraz daha insanlaşmıyor muyuz? (Rousseau demişken sanırım felsefe tarihinde bana en yakın isim diyebiliri ki özellikle eğitim konusunda! Bu konuyla ilgili blogda uzunca yazmayı arzuluyorum). Klasik müziği anlayarak dinleme etkinliğine gidiyorum okuldaki ve gerçekten faydalı oldugunu düsünüyorum bende. Müzik ve uykunun ruha iyi geldiği kanısındayım, en azından benim için
10 Mart 2012 Cumartesi
Sanırım artık Amerika için heyecanım başladı ki yol rotamı çizmeye başladım ve bu beni gerçekten heyecanlandırıyor. Gitmek fikrini hep sevmişimdir. Ayrıca cumartesi gecesini yurtta değil de, serin bir yaz akşamını düşleyerek, rakı ya da şarap, güzel muhabbetler ve ilginçir ki eski Türkçe pop şarkılarıyla harcamak isterdim. Fondaki müzik; Levent Yüksel ve Kadınım!
9 Mart 2012 Cuma
Harf hataları affola
Dayanamadım ve aşağıda copy-paste yardımıyla bölümdeki profesorumuze ve aslında danışman hocama email aracılıgıyla gönderdim dakikalar öncesi... Çok düşündüm yazmak için ama tereddüt etmedim göndermek için de... Bu ülkenin aydınlarına, entellektüellerine sırt dayatılırsa ülke ayakta durur derdim ama bu ülkede kendini aydın diye nitelendirenlerin öğrencisine hayvan gibi davranmasını ve mastera basladıgı gunden itibaren uçan kişileri anlamayasam da yaptıgım seyden hiç pişman değilim; yorumunu merak etmiyorum ve inanıyorum ki benim yazım bölümde notuyla korkan onlarca kişinin sesidir! Hoş onlarla da ilgilenmiyorum. Ukalalık degil; sadece umudum "Tanrım yardım et" dememek hocayla konusurken. :) Artık gideyim şu bölümden, lütfen artık gideyim.
Merhaba Sayın Hocam;
Öncelikle teşekkür ederim; biyoloji felsefesi dersi için. Bununla birlikte havuz dersini değiştirme şansı oluyormuş ve dilekçe verip değiştirdim.
Ben aslında bugün sizinle yüzyüze görüşmek istedim ama sizi odanızda bulamayınca email aracılıgıyla yazmak zorunda kaldım ve tüm içtenliğimle şu an size yazıyorum. Son zamanlarda bana karşı tutumunuzu gerçekten anlayamıyorum ve bu beni gerçekten incitiyor! Her konuda bana laf söyleyebilirsiniz, saygı ve anlayışla karşılarım ama söz konusu Erasmus olursa orada benim de bir söz hakkım olması gerektiğine inanırım! Her defasında benim işlerimin hallolmaması karşısında tepki verdiniz, evet kabul ediyorum problematik bir süreçti ki hem giden ilk kişinin ben olmam hem de bu periyodu uzatmam ve transkriptimin geliş sürecinin uzaması vs... Ama ben bu sürede elimden geldiğince emek verdim ve gidiş işlemlerimin başlamasıyla birlikte mücadeleye girdim tek başıma. Siz emeğin kutsal oldugunu belirttiğinizden beri aslında yaptığım işin önemini bir kez daha anladım ve hayatımda yaptıgım en güzel sey olarak nitelendirdim. Orada Türk imajını değiştirmekten tutun dersler için verdiğim çabalar, projeler vs. derken döndüğümde ne yazık ki umdugumu bulamadım ki zaten ibeklentilerimi bu ülkede minimumda tutmam gerektigini bilsem de... Ben daha önce mühendisliği üçüncü sınıf sonunda bırakıp geldim bu bölüme; büyük ideallerim vardı ama şu an sadece gitmek istememin dışında bi beklentim yok. Tabiki herseyin bu kadar kolay olmadıgını biliyorum. Ve bölüme ders kayıtları için geldigimin ilk günü siz beni "ilgisiz" olmakla nitelendirdiniz ki ben bu yeni gelen sürecin yaratmış olduğu problemlere tanıdık değilken. Neden bikaç saniyenizi ayırıp dinlemiyorsunuz ve neden kendi hükümlerinizle sözlü müdahalede bulunup suçlamalara girişiyorsunuz? Beni yine o gün kapıdan kovarcasına inip aşağıdan halletmem gerektiğini belirttiniz. Ve öğrenci işlerinden işittiğim azarları da geçtim; çoğu şeye sizin zamanınızı aldıgım için biraz çekingen tavırlarla yaklaşırken kendi zamanımı da harcadım. Evet bu benim görevim ama bu böyle, en azından bu tavırlarla olmamalıydı. Tabi bunu da geçerim ama Erasmus'ta gönderilen öğrencilerden ve Köln Üni'deki tek felsefedeki Türk öğrenci olarak gayet güzel temsil edip hatta hocalarımla (ki bu anne-evlat ilişkisinden farksızdı H.Arendt dersini aldıgım hoca ile) iyi ilişkiler kurup dönmeme rağmen, kendi bölümümde ki elimden geldiğince aynı dili paylaşıp, üstelik sağlıklı adım atarak hareket etsem de aramızdaki bu iletişimsizliğe bir türlü anlam veremedim. Bunun haricinde, havuz dersimin oldugunu bana danışman hocam olarak önceden belirtseydiniz; ben bu dersi gelecek sene almak zorunda olmayacaktım (hayır burada yine sizin ilgisizlikle suçlamalarınızı haklı karşılayamam) ve yine bugun birkaç öğrencinin sözüne bakarak bana havuz dersinin degişmeyecegini belirtmeyip sorsaydınız daha saglıklı olurdu cunku ben peşinden koşmasaydım istemediğim bir derste haftalarımı harcayacaktım. Çok afedersiniz bunu yazmak zorundayım; ocak ayında Almanya'daki üniversitelere başvuracak olmamdan ötürü benim için aldıgım-alacagım her not önemli. Bu benim geleceğim! Tekrar özür dileyerek ve affınıza sıgınarak yazıyorum; eleştirmektense çözüm üretmenin yanındayım ama bu yazıyı sizin eylemlerinizi degerlendirmek için yazmadıgımı belirtmek isterim; sadece düşüncelerimi saygı duydugum bir hoca olarak içtenlikle yazmak istememin dısında pek amacım yok, bir de Erasmus'umun hassas noktam olmasını belirtmem dışında. Geçtiğimiz günlerde bana neden bölümden gitmek istediğimi sormustunuz; işte bunlar belki en güzel cevabı olabilir diye düşünüyorum ve belki de artık sevmememin...
Teşekkür ederim zamanınız için.
Saygılarımla
İyi günler.
Merhaba Sayın Hocam;
Öncelikle teşekkür ederim; biyoloji felsefesi dersi için. Bununla birlikte havuz dersini değiştirme şansı oluyormuş ve dilekçe verip değiştirdim.
Ben aslında bugün sizinle yüzyüze görüşmek istedim ama sizi odanızda bulamayınca email aracılıgıyla yazmak zorunda kaldım ve tüm içtenliğimle şu an size yazıyorum. Son zamanlarda bana karşı tutumunuzu gerçekten anlayamıyorum ve bu beni gerçekten incitiyor! Her konuda bana laf söyleyebilirsiniz, saygı ve anlayışla karşılarım ama söz konusu Erasmus olursa orada benim de bir söz hakkım olması gerektiğine inanırım! Her defasında benim işlerimin hallolmaması karşısında tepki verdiniz, evet kabul ediyorum problematik bir süreçti ki hem giden ilk kişinin ben olmam hem de bu periyodu uzatmam ve transkriptimin geliş sürecinin uzaması vs... Ama ben bu sürede elimden geldiğince emek verdim ve gidiş işlemlerimin başlamasıyla birlikte mücadeleye girdim tek başıma. Siz emeğin kutsal oldugunu belirttiğinizden beri aslında yaptığım işin önemini bir kez daha anladım ve hayatımda yaptıgım en güzel sey olarak nitelendirdim. Orada Türk imajını değiştirmekten tutun dersler için verdiğim çabalar, projeler vs. derken döndüğümde ne yazık ki umdugumu bulamadım ki zaten ibeklentilerimi bu ülkede minimumda tutmam gerektigini bilsem de... Ben daha önce mühendisliği üçüncü sınıf sonunda bırakıp geldim bu bölüme; büyük ideallerim vardı ama şu an sadece gitmek istememin dışında bi beklentim yok. Tabiki herseyin bu kadar kolay olmadıgını biliyorum. Ve bölüme ders kayıtları için geldigimin ilk günü siz beni "ilgisiz" olmakla nitelendirdiniz ki ben bu yeni gelen sürecin yaratmış olduğu problemlere tanıdık değilken. Neden bikaç saniyenizi ayırıp dinlemiyorsunuz ve neden kendi hükümlerinizle sözlü müdahalede bulunup suçlamalara girişiyorsunuz? Beni yine o gün kapıdan kovarcasına inip aşağıdan halletmem gerektiğini belirttiniz. Ve öğrenci işlerinden işittiğim azarları da geçtim; çoğu şeye sizin zamanınızı aldıgım için biraz çekingen tavırlarla yaklaşırken kendi zamanımı da harcadım. Evet bu benim görevim ama bu böyle, en azından bu tavırlarla olmamalıydı. Tabi bunu da geçerim ama Erasmus'ta gönderilen öğrencilerden ve Köln Üni'deki tek felsefedeki Türk öğrenci olarak gayet güzel temsil edip hatta hocalarımla (ki bu anne-evlat ilişkisinden farksızdı H.Arendt dersini aldıgım hoca ile) iyi ilişkiler kurup dönmeme rağmen, kendi bölümümde ki elimden geldiğince aynı dili paylaşıp, üstelik sağlıklı adım atarak hareket etsem de aramızdaki bu iletişimsizliğe bir türlü anlam veremedim. Bunun haricinde, havuz dersimin oldugunu bana danışman hocam olarak önceden belirtseydiniz; ben bu dersi gelecek sene almak zorunda olmayacaktım (hayır burada yine sizin ilgisizlikle suçlamalarınızı haklı karşılayamam) ve yine bugun birkaç öğrencinin sözüne bakarak bana havuz dersinin degişmeyecegini belirtmeyip sorsaydınız daha saglıklı olurdu cunku ben peşinden koşmasaydım istemediğim bir derste haftalarımı harcayacaktım. Çok afedersiniz bunu yazmak zorundayım; ocak ayında Almanya'daki üniversitelere başvuracak olmamdan ötürü benim için aldıgım-alacagım her not önemli. Bu benim geleceğim! Tekrar özür dileyerek ve affınıza sıgınarak yazıyorum; eleştirmektense çözüm üretmenin yanındayım ama bu yazıyı sizin eylemlerinizi degerlendirmek için yazmadıgımı belirtmek isterim; sadece düşüncelerimi saygı duydugum bir hoca olarak içtenlikle yazmak istememin dısında pek amacım yok, bir de Erasmus'umun hassas noktam olmasını belirtmem dışında. Geçtiğimiz günlerde bana neden bölümden gitmek istediğimi sormustunuz; işte bunlar belki en güzel cevabı olabilir diye düşünüyorum ve belki de artık sevmememin...
Teşekkür ederim zamanınız için.
Saygılarımla
İyi günler.
Pınar Temoçin
6 Mart 2012 Salı
Son 3 ay
3 ay sonra bugun yola çıkıyor olacam ve 4 ay Amerika'dayım; okyanus kenarı... Peki ya sonra? Sonrasını gerçekten bilmiyorum herşey sürpriz içinde gelişecek!
22 Şubat 2012 Çarşamba
3 kişi
Hayatımdan 3 insan çıktı şu son haftalarda; evet başlarda üzülmedim değil ama şimdi hersey yolunda. Maya; en yakın dostlarımdan biri ki psikolojimi mahvettiği için bitirmek ya da bi ara vermek istedim. Onla gecen zamanlarımda değiştirdigi planlara ayak uyduramamak ve nabza göre şerbet modeli benim kafamı karıştırdı ve sonra birçok neden. Ablam, canım, herşeyim; ama ne yazık ki yaptığı tüm fedakarlıkları yüzüme vurmakla kalmadı beni incitecek şeyler söyledi ki sessiz kalmanın dısında tepki veremedim. Haklı oldugu yönleri vardı ama keşke bi dinleseydi ya da ben dinletmek için kendimi bi mücadele verebilseydim. Son olarak Leyla Abla ki o da aslında iyi niyetinden ablamla benim aramda bi köprü kurup ortak nokta bulmaya çalıştı ama güvenimi sarstı. Facebook'umda yoklar ve uzunca bir süre ki en azından birbirimizi anlayabilene kadar da olmayacaklar. Böyle olması hayatımda alacağım kararların sadece kendine özgü olmasına yol açtı ve bu da bi yerde güzel oldu.
13 Şubat 2012 Pazartesi
Fırıldak dönüyor
Hayatımda ani kararlar verip; yıllardır hayalini kurdugum seyleri bir anda arka plana atıp, geciktirip yolumun yönünü degiştirebilirim! Sürprizlere ihtiyacım var! Bekleyelim bakalım...
10 Şubat 2012 Cuma
Ne yapardınız?
En yakın dostunuzu özleseydiniz ne yapardıniz? Ülkelerin uyguladıgı scheisse vize uygulamasına boyun egip bekler miydiniz? Elise'yi çok özlüyorum... Dostlugumuza ilişkin yazdıgım şiiri bitirince ekleyecem buraya. 26 Ocakta onu cok andım; gecen sene bu tarihte fakültede beni beklerken ben seviyorum diye yapmış oldugu Boris Vian Cd'sini hediye etmesiyle ve sonra kütüphanede birbirimizi görüp konusmamızla aramızdaki sınıf arkadaslıgımız ilerlemişti. Hersey cok guzeldi; tüm yazım onunlaydı. Yazmam gereken o kadar cok sey var ki? Sesi kulagımda ve Fransız edasıyla seslenişi özellikle; "Pinağ"... O kadar özlüyorum ki onunla yalınayak çimlerde dolasmayı; cunku cok yürümüştük doğanın içinde.
Söyler misin Elise; "Rüzgar bizi ne zaman taşıyacak?"
Söyler misin Elise; "Rüzgar bizi ne zaman taşıyacak?"
Kaydol:
Yorumlar (Atom)