Sağlam noktalar gerekli hayatta, silinmeye muktedir kırılgan noktalar değil...
Güzel şeyler oluyor son günlerde: Almanya (Potsdam)'dan proje için alınan olumlu yanıtla gelen biraz kafa karışıklığı ve Pascal'ı anma... Her seçim aynı zamanda bi' kaybediştir! Kalbim Fransa'dan yana. Üstelik ISWI 2013 için hazırlıklara başlanması...
Yeşil gazetede Dünya Su Günü için yayımlanan yazı...
Mozart (Saraydan Kız Kaçırma) ve Puccini (Tosca) operaları için 6'şar TL'ye alınan biletler...
King Crimson'a geri dönüş ve Gecenin Sonuna Yolculuk'a gömülüş...
Evde geçirilecek birkaç gün...
Bharıın gelmesine az kaldı ve Güneş gösterecek sevimli yüzünü...
Sigur Ros'un 2 Temmuz'da Tr'ye geleceğini öğenme (Tanrım, bu bir rüya olmalı!) ve lanet olsun o tarihlerde Tr'de olamama...
Birkaç saatlik aşık olma ve birkaç gündür akla gelince hem üzülme hem de mutlu olma. Geçen pazar günü (17 Mart 2013) davet edildiğim yemekte tanıştığım kişiden hoşlandım ve ne yazık ki hiçbir iletişim adresi yok. Bence bazen böyle şeylerin olması güzel. O'na gelince bu nokta da onun için. Evet, aptalım ve hala istediğim şekilde bir olgunluğu taşıyamıyorum. E-mailime de yanıt yok. En iyisi ne mi yapmalı? Madem güzel şeyler gerçekleşiyor hayatımda neden ben koşup mücadele veriyorum. Hayır, bunları daha önce de defalarca beynimden geçirdim. Bu kadar zayıf olmamalıyım! Hadi Pınar'ım, başla ve çık yola onsuz. Yeni bir başlangıç, keskin ve acımasız bir noktayla...
22 Mart 2013 Cuma
10 Mart 2013 Pazar
Özlemler
Kai'ı çok özlüyorum. Neden bilmiyorum; geçmişe sadakatle 1.5 sene sonra bile insan aynı özlemin farklı duygulanımlarında olabilir. Yaz akşamlarında üzerimize esen rüzgarlar, katedraldeki orgun tınıları hepsi hepsi beynime geldi bu gece ve gözyaşlarımı ele geçirdi.
Kalp derindir ve güzel anılar en derindedir.
Kalp derindir ve güzel anılar en derindedir.
18 Şubat 2013 Pazartesi
Öz
Ve sessizlik bir ejderhaymışçasına giyinmişti karanlığın
suskunluğunu...
Kahvesinin içine bakarak arıyordu bulamadıklarını.
Oturmuş, ellerini yanağına koyarak seyrediyordu kalabalığı. Elindeki kahveyle
bütünleşerek düşünüyor, cevap bulmaya çalışıyordu. O olabilirdi; önünden geçen
genç çocuk, sigarasını yakmaya çalışan köşedeki adam ve belki de elektirik
lambasından süzülen ışık, insanların arasındaki aidiyetsizlik, maneviyetsizlik...
Kendisi olabilirdi. Etrafına bakındı ve sonra bitmek bilmeyen kahvesine. İçinde
bulunmuş olduğu arayışın keyfiyetiyle tekrar ve tekrar varoluşsal bir yolculuğa
çıkmak istedi her yudumunda; tüm benliği ve kendindeliğiyle.
“Tüm hayatımız bir anlam arayışı; varoluşumuzun özü bu.” Hiçlikten
doğmaz umut, yokoluştan hiç değil. Ne uzaklara gitmek bir çabadır
anlamlandırmak için ne de boşluktan sesler-varlıklar-biçimler yaratmak. Varoluş
kaygısının en derinlerinden gelir uğraş ve en derinlerdeki ses yöneltir insanı
anlama ve anlamsızlığa. Çağlardır yüzü silinmemiş insan yaratır varlığını
kendince ve özünü bulmak için masum ve bütünlüklü bir yolculuğa çıkar kendi
küçük kozmosunda, üstelik rolünü iyi oynamaya yönelerek. Araçlar yaratır insan,
amaçlarla birlikte. Kimi bu arayışı edebiyat aracılığıyla kalemiyle, kimiyse
bunu müzik aracılığıyla bir enstrümanın telleriyle gerçekleştirir. Zor bir
yaratık olan insan zamanın tatminkarsızlığı, deneyimlerinin dersleriyle ve eylemlerinin
sorgulanmasıyla kendi kendine inşa eder arayışlarını, çoğu zamansa bunu
tutkularıyla gerçekleştirir. Ona bir isim vermek gerektiğindeyse zorlanır. Zordur
tam anlamıyla kavramlaştırmak ve isimleştirmeye çalışmak tümüyle. İşte o zaman
kalem derinlerden daha da sivrileşerek cümlelerin canını acıtır, amacı melodiler
yaymak olan enstrümanın telleri daha da keskinleşir. İşte bu noktada bıkmaksızın
yeniden köklü bir yola çıkış, tavizsizce kendini gerçekleştirmeye odaklı
bireysel bir seferberlik, gerçekliğe yönelik gerekçeli bir özveri, sonsuzluğa
duyulan sonsuz inanç ve tükenmeksizin kişinin içsel yolculuğu başlar içi
doldurulan siyah-beyaz tutkularla. Soruların acımasız spiralliği yüzünü
gösterir:
Zamanı kendine
göre ayarlamak mümkün mü? Peki ya gerçek ve zaman arasında adil bir ilişki
kurmak?
Bilmenin
kendisine ulaşmada yaratılan çelişkiler neresindedir yaşamın? Bilmemek mi
doğurur henüz yorumlanmamış umudu,
bilmek mi anlamsızlaştırır umutsuzluğu? Tanımlamalar mı öldüregelmiştir umutsuzluğu?
Herşey özünde
insanda başlayıp, insanda bitiyorsa, bu yolculukta insana dair neleri
görmek/görmemek mümkün?
Gördüğüm ve karşılaştığım
şeyler bir hakikat çılgınlığı için ruhumun gitgide artan çırpınışları mı, yoksa
kaçışları mı? Öyleyse hakikat nerede? Ulaşması ve kabullenmesi neden dayanılmaz
ve çetrefilli? O sahiden saf hakikat mi?
Soruların ekseninde koca ağızlı doymak bilmeyen bir
ejderha yeniden belirir.
Beynindeki soruların yaratamadığı görüntü insanların
yüzlerinde gizliydi belki de. Kimbilir,
belki çok yakınında, önünden geçmiş çocuğun elindeki kitabın satırlarında ya da
köşedeki adamın elindeki enstrümanda. Kahveyi,
bedenin bir makine gibi çalışmasına katkıda bulunmasına ve daha fazla ruha
istemlice tecavüz etmesine izin vermeksizin bırakır birdenbire; düşünmeyi
keser; yorgun, uyumsuz, cevapsız sorularıyla ayrılır sandalyesinden. Elleri çoktan ayrılmıştır yanaklarından, göz
kapakları savunmasızca açmıştır kendilerini öncesinde. İçtenlikle evetlediği;
bedeninin amaçsızca, bilme ve görme olmaksızın koca caddenin kalabalığında
kayboluşunu kabullenmeden ibaretti.
Ve ejderha tüm tutkularıyla hala açtır; insansa kendi sessizliğinde aydınlık adına yolculuğunun hep başındadır, sonlu bedeniyle sonsuzluğa doğru...
30 Ocak 2013 Çarşamba
Bir Murakami kitabı sonrası geçmişe bakış
There never is a way without a why. Do we return after we die?
Is life a circle? Are we hurtled headfirst into space?
Will we wind up as the bunch of grapes that makes the wine...
that Christ exchanged for water. Are we blood? Are we lime? Do you live?
We need a sign - is anybody there? Are you listening?
24 Ocak 2013 Perşembe
Kadınlar için kitaplar
Kurtlarla Koşan Kadınlar - Clarrissa P. Estes
Cinsel Kimlikler - Camille Paglia
19 Ocak 2013 Cumartesi
Yalnızlık Sarayları
Ara sıra okumam gereken yazılardan...
Ellerine sağlık Cüneyt Özdemir.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1110955&Yazar=CUNEYT-OZDEMIR&CategoryID=97
Ellerine sağlık Cüneyt Özdemir.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1110955&Yazar=CUNEYT-OZDEMIR&CategoryID=97
12 Ocak 2013 Cumartesi
Doğa ve Sanat ile Bütünlük
"İnsanın tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir. Bu saatin içeriği sonsuz kez, zamanın uzun bir dakika aralığı dolana dek akar durur. O zaman, acılarının ve sevinçlerinin her birini, arkadaşlarını ve düşmanlarını, umutlarını ve hatalarını, en küçük bir ot parçasını ve en küçük güneş ışığını ve her şeyin tamamını bulacaksın. Senin küçük bir parçası olduğun bu halka ömür boyu parlayacaktır."
(Nietzsche-Ewige Wiederkunft)
Düşünüyorum da, hastalıklı depresif ruhlardan uzak durmak gerek. Insanın yapabilecekleri, elde edebilecekleri her şey çok sınırlı, ama bunların hiçbiri hayata bir tavır takınmasına neden olmamalı. Gerçekleştirebilecek, yapacak, tutunacak çok şey var. Ve bunların en üstünde olağanüstü ihtişamıyla "doğa". Doğanın bir parçası olarak onunla bütünleşmek ve belki de bir ağacın kökünde, bir yağmurun damlasında varoluşun özünü bulmak... Ben doğaya ve onun gücüne inananlardanım. Ve sonrasında "sanat". Onun tıkandığımızda dahi varoluşumuza anlam ve coşku kattığı inancındayım. İster sanat bir gerçeklik isterse bir taklit öğesi olarak algılansın benim görüşüm onun her koşulda insana daha çok uyumsallık katmasından yana. Doğanın büyüklüğüne, sanatın ritmine bırakırsa insan kendini neden mutsuz ve tüm bu dinanizme rağmen umutsuz hissetsin ki?
Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Kampüsü Kütüphanesi - 11 Ocak 2013 - 12.16
(Nietzsche-Ewige Wiederkunft)
Düşünüyorum da, hastalıklı depresif ruhlardan uzak durmak gerek. Insanın yapabilecekleri, elde edebilecekleri her şey çok sınırlı, ama bunların hiçbiri hayata bir tavır takınmasına neden olmamalı. Gerçekleştirebilecek, yapacak, tutunacak çok şey var. Ve bunların en üstünde olağanüstü ihtişamıyla "doğa". Doğanın bir parçası olarak onunla bütünleşmek ve belki de bir ağacın kökünde, bir yağmurun damlasında varoluşun özünü bulmak... Ben doğaya ve onun gücüne inananlardanım. Ve sonrasında "sanat". Onun tıkandığımızda dahi varoluşumuza anlam ve coşku kattığı inancındayım. İster sanat bir gerçeklik isterse bir taklit öğesi olarak algılansın benim görüşüm onun her koşulda insana daha çok uyumsallık katmasından yana. Doğanın büyüklüğüne, sanatın ritmine bırakırsa insan kendini neden mutsuz ve tüm bu dinanizme rağmen umutsuz hissetsin ki?
Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Kampüsü Kütüphanesi - 11 Ocak 2013 - 12.16
Kaydol:
Yorumlar (Atom)