Dil, din, kültür, yaşam tarzının farklı olduğu bir ülkeye gitmek ve kendini sokaklara bırakmak...
İngilizce bilmeyenlere yolumu sorduğumda vücut dilini kullanarak bir şeyler açıklamak ve sonra birbirinizin yüzüne bakarak gülümsemek...
Yazlık ayakkabılarınızı ve rahat kıyafetlerinizi giyerek caddelerde yürümek...
Fotoğraf çekmek, binaların tarihini merak etmek, sormak ve cevap almak ya da almamak...
Yeni kişiler hayatınıza eklemek, beraber gülmek, bilmediğin kültürleri gözlerini açarak dinlemek, onların hikayelerine, maceralarına tanık olmak ve ilerde görüşüleceğine dair söz almak...
Devasa güzellikteki mimariye kendini kaptırmak, gözlerine inanamamak...
Başka bir şehri terk etmeye karar vermek, bir şehre hayran olmak ya da bazen hiç aidiyetlik hissedememek...
Parklarda dolaşmak, sokak müzisyenlerini dinlemek, farklı tatları ve biraları denemek...
Hava alanlarında sabahlamak, yeri geldiğinde sohbetlerden hostellerde geç uyumak...
Tarihi aramak, ararken sorgulamak ve çıkmış olduğun keşif yolculuğunun tadını çıkarmak...
St. Petersburg hissettiğim en güzel duygularımın bir ifadesi gibi. Havanın beklediğimden çok sıcak olması, lüks mağazaların çokluğu karşısında Rusların bu hızlı dönüşüme bu kadar açık olması benim için şaşırtıcıydı. Bir şey çekiyor beni bu şehre. Bir aydan fazla zamanım var ayrılmak için, şimdiden ileride daha uzun süre kalmak üzere gelmeye dair söz veriyorum kendime. Geçen yaz Manhattan'daki gökdelenlerin arasında sıkışmışlığa karşın buradaki geniş caddeleri çok sevdim. Kanallarını, müzelerini, sokak sanatçılarını, ulaşımını, gökyüzünün saf maviliğini, geceleri aydınlığını, burada saatlerce yürümeyi, binaların kendine özgü özelliklerini, şirin cafelerini, kimsenin kimseyi umursamamasını ve de Raskolnikov ile Nevsky Prospekt'ini çok sevdim. Koskoca bir kültürü ve tarihi barındırdığı için hayran kaldım belki de...