1 Mart 2014 Cumartesi

Göğün kendine doğru çektiği gergedan

"Düşlerinden uyanma vakti geldi" diyor heybetli bir gergedan.

"Acımasız olma. Bekle güneşi, uyandırır elbette o" diye yanıt veriyor ormanların kralı.

Peki ya Güneş içine çekerse bizi?

Güçsüz olmayacağız, yok olsak bile...



26 Şubat 2014 Çarşamba

Kısa Film

Bretonya'dayız Elise ile; Avrupa'nın sonu ve önümüzde koca bir okyanus. Yürüyoruz çıplak ayaklarla. Gerçekle ilişkimizi yitirmiş, düş dünyasında sarhoşuz. Güneş yüzümüze vuruyor. Zıtlıklar var aramızda. Yumruklarımızı sıkıyoruz, ve daha sonra bir rahatlama hissi sarıyor bizi. Gözlerimizi bir açılıp bir kapanmakta. Kapanınca kapkara olurken, açınca  mavi ile bütünleşiyor. Yürüyoruz hırçınlıklarımızla ve sakinliklerimizle. Ve bu şarkı başlıyor... İşte o an tüm materyaller kayboluyor ve bize doğanın ve ruhlarımızın çıplaklığı kalıyor. Diller, dinler, ırklar, pasaportlar, savaşlar, yarışlar duruyor. Zaman tüm benliğini yitiriyor. Kendindelik ve teslimiyet başlıyor.

http://www.youtube.com/watch?list=RDhQZfGa5t4e8&v=W_W7ydnPtB4

9 Şubat 2014 Pazar

Zamanın başlangıcında, gökyüzü uçan fillerle doluydu (Ashes and Snow)

''bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün, ve günlerin bir ömür olur.
fillerin prensesine…
tam bir yıl önce kayboldum.
o gün bir mektup aldım.
beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu.
lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla.
bu mektup sessizliği kırdı.
sana yazacağım 365 mektubun ilki. herbir sessizlik günü için bir tane.
asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım.
bunlar benim kuş yolu haritalarım.
ve bunlar doğru olacağını
bildiklerimin hepsi.
herşeyi hatırlayacaksın.
herşey öncesi gibi olacak.
zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu.
her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı.
eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız… bir gözleri açık uyuyan fillerin
ışıldayan gözlerini görürsünüz.
en iyisi bizi izlemeye devam edin.
evim yandığından beri ayı daha net görüyorum.
içime düşen tüm cennetlere bakıyorum.
ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım.
tutamadığım sözler gördüm.
azaltamadığım acılar…
iyileştiremediğim yaralar…
dökemediğim gözyaşları…
kederlenemediğim ölümler gördüm.
karşılık veremediğim dualar…
açmadığım kapılar…
kapatmadığım kapılar…
geride bıraktığım sevgililer…
ve yaşamadığım hayaller…
kabul edemediğim, bana sunulanların hepsini gördüm.
arzu ettiğim,
fakat asla almadığım mektuplar gördüm.
olabileceklerin tümünü gördüm,
fakat asla olmayacak…
hortumunu yukarı kaldırmış bir fil
yıldızlara bir mektuptur.
balinanın suda sıçraması
denizin dibinden bir mektuptur.
bu imgeler hayallerime bir mektuptur.
bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.
kalbim pencereleri yıllardır açılmamış
eski bir ev gibidir.
fakat şimdi pencerelerin
açıldığını duyuyorum.
turnaların himalayaların
eriyen karlarının üstünde…
…yüzdüğünü hatırlıyorum.
deniz ayısının kuyruğunda uyumak…
sakallı fokların şarkısı…
zebranın havlaması…
kumun çıtırdamaları…
karakulakların kulakları…
fillerin egemenliği…
balinaların suda sıçraması…
ve boğa antilopunun silueti…
meerkat’in* ayak parmağının
kıvrımını hatırlıyorum.
ganga nehrinde yüzmek…
nil’de gemi yolculuğu…
hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve
birçok kadının yüzünü hatırlıyorum.
sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…
…babalar ile çocuklar hatırlıyorum…
…ve tadı…hatırlıyorum…
ve şeftalinin kabuğunu soymayı…
herşeyi hatırlıyorum.
fakat geride bırakılanları
hiç hatırlamıyorum.
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
hatırla…
savanna fillerini daha uzun izledikçe,
daha fazla dinledikçe,
daha fazla açtıkça,…
…bana kim olduğumu hatırlatıyorlar.
koruyucu filler, doğa orkestrasının
tüm müzisyenleri ile birlikte…
…çalışma isteğimi duyabilir mi?
filin gözlerinden görmek istiyorum.
adımları olmayan dansa katılmak istiyorum.
dansın kendisi olmak istiyorum.
eğer daha yakına gelir veya
daha uzağa gidersen söyleyemem.
yüzüne baktığımda bulduğum
huzuru özlüyorum.
eğer şimdi yüzün bana dönerse,
kaybolduğunu sandığım yüzü
tekrar bulmam belki daha kolay olur.
kendimin.
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
balinalar şarkı söylemiyor,
çünkü bir cevapları var.
şarkı söylüyorlar,
çünkü bir şarkıları var.
ne önemlidir,
sayfada yazılı olan değil,
önemli olan,
gönülde ne yazılı olduğudur.
haydi mektupları yak
ve küllerini kara ser.
nehrin kenarında,
bahar geldiğinde ve kar eridiğinde
ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön.
ve kapalı gözlerinle
mektuplarımı tekrar oku.
bırak kelimeler ve imgeler vücudunu
dalgalar gibi yıkasın.
ellerinle kulaklarını kapa
ve mektupları tekrar oku.
cennet müziklerini dinle.
sayfa, sonraki sayfa, sonraki sayfa…
kuşun yolundan uç.
uç…
uç…
uç…''

26 Ocak 2014 Pazar

Birdenbire kendini hatirlatan sarkilardan



http://www.youtube.com/watch?v=NLtFsiOFn-4


9 Ocak 2014 Perşembe

Temize çıkmak için kafa karışıklığı

Gidiş mi daha cesurcadır, yoksa kalmak mı? Her gidiş özünde bir kaybediştir, ama daha gururluca.

Neden tamamlanmak değil de, yok etmeye çalışmak? Alfred de Musset haklı mı? “Tek gerçek, mantığın ötesindeki aşktır.” Peki bizi ve anıları flulaştıran mantığın ötesine gidememizdi, ya da buna cesaretten kendimizi kaçındırmamızdı.

Kafam yerinde değil, şu son günlerde yaşadıklarım, haftalardır içimde sakladıklarım gerçekten kolay değil. Daha az ağlıyorum ve hatta geçmişe oranla daha az düşünüyorum, odaklanacak birşeylerin peşindeyim. Boğazdaki düğümlenmeler daha az. 

Çok nedenler var ve bu nedenler arasında çırpınan gerçekler. Ya da her anış ve düşüncede vicdan azabını dindirebilmek için yeni nedenler üretmek.

Asıl gerçek daha fazla düşünerek tüm yaşamı geçirmek istememek ve böylelikle yalnız kalmayı öğrenmiş olmak.

"Mevsimler ağaçlardan düşüyor,

sırtı huzurlu şeftali teninde uyuyor,

umudun olmadığı bir evde yaşıyor,

geçmişimiz beyaz tuğlalı evinde küçük bir hayvan gibi uyuyor,

birisi tuğlayı pembeye boyamış,

sıkıntıya bir iyilik yaptığını düşünerek…" (Laurence Anyways)



http://www.youtube.com/watch?v=0rxwdVRB15Y


11 Aralık 2013 Çarşamba

B. Cantat ve P. Humbert

Yıllar önce Fransızca'ya başladığım sıralar Nori Desir dinlerdim (Ha bir de rock konusunda Louise Attacque vardı hayatımda). Des Armes playlistimde çalar dururdu. Geçen ay Paris'te metroda billboardlarda gördüğümde Bertrand Cantat'ın müziğe geri dönmesine çok sevindim. Son dönem Fransız müziğinde özgün bir isim olduğunu düşünüyorum. İlginç de bir hayatı var. Öldüresiye dövdüğü dünyalar güzeli oyuncu bir sevgilisi,intihar eden karısı, hapis yılları...
Müzik insanı yaşamındaki en sihirli şeydir, arzu gibi...

6. şarkı uçurucu.


https://play.spotify.com/album/5NAlRXuJEAqDjuYlzuGewb

10 Aralık 2013 Salı

Bir Cohen Gecesinde Lorca

"Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
birçok kere yitirdim denizde kendimi
gidiyorum aramaya, suyu bilmeden
beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri."

Federico Garcia Lorca.