22 Nisan 2014 Salı

English Patient

My darling. I'm waiting for you. How long is the day in the dark? Or a week? The fire is gone, and I'm horribly cold. I really should drag myself outside but then there'd be the sun. I'm afraid I waste the light on the paintings, not writing these words. We die. We die rich with lovers and tribes, tastes we have swallowed, bodies we've entered and swum up like rivers. Fears we've hidden in - like this wretched cave. I want all this marked on my body. Where the real countries are. Not boundaries drawn on mapswith the names of powerful men. I know you'll come carry me out to the Palace of Winds. That's what I've wanted: to walk in such a place with you. With friends, on an earth without maps. The lamp has gone out and I'm writing in the darkness.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Yolculuk

Louis-Ferdinand Céline, "Gecenin Sonuna Yolculuk"ta yaşamlarımızın yolculuklardan ibaret olduğunu defalarca vurgulamıştı. Öyleyse yine düşelim yollara; kafa dinlemek, keşfetmek, anılar biriktirmek, doğanın içinde olmak ve hatta gündemden uzak kalma adına.

29 Mart 2014 Cumartesi

Şiddet ve Porno

Savaşlara giriyoruz ve insanların nasıl öldürüldüğünü izliyoruz. İnternette boynu vurulan insanların klipleri dolaşıyor, ama toplumumuz bunları izleyip eğleniyor, gülüyor. Sevdiklerimizi savaşlara gönderiyoruz ve bunu mesele etmiyoruz, çünkü vatan millet uğruna gittiklerini düşünüyoruz. Ama cinselliği konusunda güçlü ve bilinçli bir kadın görünce, “ne kadar yanlış ve iğrenç, insanları tecavüze teşvik edecek” diyoruz. Bunu orduda çavuş rütbesinde birinden kulaklarımla duydum. Bütün bunlar olurken, cinsel açıdan hâlâ baskı altındayız. Şiddet, her nasıl oluyorsa, daha fazla kabul görüyor ve meşru addediliyor. İnsanlar porno filmlerden şikâyetçi, ama ben şahsen seksten değil de, şiddetten aptallaşan insanlar için daha fazla kaygılanıyorum. Bu tür düşünceleri genellikle “evin reisi” olmaya meraklı ve eşlerini dövmekte beis görmeyen erkekler sarfediyor. Seksten anladıkları, karşılıklı rızayla girilen, dönüştürücü, aydınlatıcı, arındırıcı bir ilişki değil, bir tür taciz. Son çekilen aksiyon filmini görmeye koşanlar ya da Amerika bir “terörist”i öldürüyor diye yumruklarını zaferle ilk kaldıranlar da bu tipler.

Sasha Grey

2 Mart 2014 Pazar

Geçmiş

Tümüyle geçmişe aitim; giyim tarzım, yaşam şeklim, internetle ilişkim her ne kadar bu yüzyılın ürünü olsa da ben 60'ların Fransa'sına aitim. Sorbonne olayları ve başkaldırı, edebiyatı ve sineması, Gainsbourg'u ve Birkin'i ile... Şu anda Fransa'da yaşıyorum ama o döneme ait hiçbir şey yok; arada bir dinlersem eski şarkılar ve izlersem eski filmler. Jules ve Jim, Hiroşima, 400 Darbe'si ile.
St Petersburg'da Nevsky'de gezerken de Dostoyevski'yi, Raskolnikov'u aramıştım. Kaç yüzyıl öncesinin karanlığından bahsettiğim söylenmişti.
Bir zaman makinası beynimdekileri susturabilir.

Hoşçakal Alain Resnais! Adieu.

http://www.youtube.com/watch?v=naFUgAHZusE


1 Mart 2014 Cumartesi

Göğün kendine doğru çektiği gergedan

"Düşlerinden uyanma vakti geldi" diyor heybetli bir gergedan.

"Acımasız olma. Bekle güneşi, uyandırır elbette o" diye yanıt veriyor ormanların kralı.

Peki ya Güneş içine çekerse bizi?

Güçsüz olmayacağız, yok olsak bile...



26 Şubat 2014 Çarşamba

Kısa Film

Bretonya'dayız Elise ile; Avrupa'nın sonu ve önümüzde koca bir okyanus. Yürüyoruz çıplak ayaklarla. Gerçekle ilişkimizi yitirmiş, düş dünyasında sarhoşuz. Güneş yüzümüze vuruyor. Zıtlıklar var aramızda. Yumruklarımızı sıkıyoruz, ve daha sonra bir rahatlama hissi sarıyor bizi. Gözlerimizi bir açılıp bir kapanmakta. Kapanınca kapkara olurken, açınca  mavi ile bütünleşiyor. Yürüyoruz hırçınlıklarımızla ve sakinliklerimizle. Ve bu şarkı başlıyor... İşte o an tüm materyaller kayboluyor ve bize doğanın ve ruhlarımızın çıplaklığı kalıyor. Diller, dinler, ırklar, pasaportlar, savaşlar, yarışlar duruyor. Zaman tüm benliğini yitiriyor. Kendindelik ve teslimiyet başlıyor.

http://www.youtube.com/watch?list=RDhQZfGa5t4e8&v=W_W7ydnPtB4

9 Şubat 2014 Pazar

Zamanın başlangıcında, gökyüzü uçan fillerle doluydu (Ashes and Snow)

''bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün, ve günlerin bir ömür olur.
fillerin prensesine…
tam bir yıl önce kayboldum.
o gün bir mektup aldım.
beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu.
lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla.
bu mektup sessizliği kırdı.
sana yazacağım 365 mektubun ilki. herbir sessizlik günü için bir tane.
asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım.
bunlar benim kuş yolu haritalarım.
ve bunlar doğru olacağını
bildiklerimin hepsi.
herşeyi hatırlayacaksın.
herşey öncesi gibi olacak.
zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu.
her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı.
eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız… bir gözleri açık uyuyan fillerin
ışıldayan gözlerini görürsünüz.
en iyisi bizi izlemeye devam edin.
evim yandığından beri ayı daha net görüyorum.
içime düşen tüm cennetlere bakıyorum.
ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım.
tutamadığım sözler gördüm.
azaltamadığım acılar…
iyileştiremediğim yaralar…
dökemediğim gözyaşları…
kederlenemediğim ölümler gördüm.
karşılık veremediğim dualar…
açmadığım kapılar…
kapatmadığım kapılar…
geride bıraktığım sevgililer…
ve yaşamadığım hayaller…
kabul edemediğim, bana sunulanların hepsini gördüm.
arzu ettiğim,
fakat asla almadığım mektuplar gördüm.
olabileceklerin tümünü gördüm,
fakat asla olmayacak…
hortumunu yukarı kaldırmış bir fil
yıldızlara bir mektuptur.
balinanın suda sıçraması
denizin dibinden bir mektuptur.
bu imgeler hayallerime bir mektuptur.
bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.
kalbim pencereleri yıllardır açılmamış
eski bir ev gibidir.
fakat şimdi pencerelerin
açıldığını duyuyorum.
turnaların himalayaların
eriyen karlarının üstünde…
…yüzdüğünü hatırlıyorum.
deniz ayısının kuyruğunda uyumak…
sakallı fokların şarkısı…
zebranın havlaması…
kumun çıtırdamaları…
karakulakların kulakları…
fillerin egemenliği…
balinaların suda sıçraması…
ve boğa antilopunun silueti…
meerkat’in* ayak parmağının
kıvrımını hatırlıyorum.
ganga nehrinde yüzmek…
nil’de gemi yolculuğu…
hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve
birçok kadının yüzünü hatırlıyorum.
sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…
…babalar ile çocuklar hatırlıyorum…
…ve tadı…hatırlıyorum…
ve şeftalinin kabuğunu soymayı…
herşeyi hatırlıyorum.
fakat geride bırakılanları
hiç hatırlamıyorum.
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
hatırla…
savanna fillerini daha uzun izledikçe,
daha fazla dinledikçe,
daha fazla açtıkça,…
…bana kim olduğumu hatırlatıyorlar.
koruyucu filler, doğa orkestrasının
tüm müzisyenleri ile birlikte…
…çalışma isteğimi duyabilir mi?
filin gözlerinden görmek istiyorum.
adımları olmayan dansa katılmak istiyorum.
dansın kendisi olmak istiyorum.
eğer daha yakına gelir veya
daha uzağa gidersen söyleyemem.
yüzüne baktığımda bulduğum
huzuru özlüyorum.
eğer şimdi yüzün bana dönerse,
kaybolduğunu sandığım yüzü
tekrar bulmam belki daha kolay olur.
kendimin.
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
balinalar şarkı söylemiyor,
çünkü bir cevapları var.
şarkı söylüyorlar,
çünkü bir şarkıları var.
ne önemlidir,
sayfada yazılı olan değil,
önemli olan,
gönülde ne yazılı olduğudur.
haydi mektupları yak
ve küllerini kara ser.
nehrin kenarında,
bahar geldiğinde ve kar eridiğinde
ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön.
ve kapalı gözlerinle
mektuplarımı tekrar oku.
bırak kelimeler ve imgeler vücudunu
dalgalar gibi yıkasın.
ellerinle kulaklarını kapa
ve mektupları tekrar oku.
cennet müziklerini dinle.
sayfa, sonraki sayfa, sonraki sayfa…
kuşun yolundan uç.
uç…
uç…
uç…''