Saatler kaldı yeni yıla; bir dilek tutmayı deniyecem her yeni yıl baslangıcında ve kafamdan gecirdigimde neyin olmasını ictenlikle istedigime dair; o kadar cok sey icimden gecirdim ki gelecege dair. Sanırım kucuk seylerin pesinden gitmeliyim.
Mesela hayal kurmalıyım; Elise İstanbul'a gelecek, Kai ile beraber Ren Nehri kenarında icecez, Freiburg'da kücük bir evim olacak ve haftasonları doganın icinde yürüyecem ve farklı ülkeler-sehirler keskedecem, Cohen-Cave ile sarabımı yudumlayacam güzel serin bir gecede, Sigur Ros esliginde Izlanda'yı düşleyecem, üzerimdeki tüm yükten arınmıscasına ben; ben olacam, baskalarının yonlendirilmesi olmadan kendim ayaklarımın üzerinde duracam. "Cok kosturma; bi dur hayatı dinle" demeyecem icimden.
Keske yapabilsem hayatımdaki samimiyetsiz insanları kendi mikrokozmosumdan cıkarabilsem. Ve büyük büyük hayalleri cıkardım hayatımdan. "Kime gore-neye gore buyuk" yaklasımına da tanıdık olmaya basladım. Herseyi kücültünce gozunde; bazı insanların deger buyuklukleriyle acımasızca karsılasınca insan ister istemez giyiyor gardını. Cok sey anlatamadım bu cumlede. Ki zaten haftalardır sana yazmak istediklerim madde madde beynimin icinde cırpınıyordu.
Yeni kararlar ve yollar... Gelecek yaz Amerika'da olacam; Facebook'ta belirtmem dısında hic heyecan yok; Erasmus'um gibi olmayacak. Hayatımın hicbir dönemi bunun gibi olmayacak ve belki de bunu bildigim icin Erasmus daha cok degerleniyor ya gozumde.
Anlam veremedigim davranıslar ve durumlar karsısında ortamı terk etmem gerekiyorsa yapacam bunu tereddtsüzce bundan boyle. Hayır bu bir ukalalık olarak algılanmasın. Cünkü güleryüzlülük adı altında cok fazla müsaade ettim ama artık beynimin yorulmasını istemiyorum. Daha sadeyi hep sevdim ve hep de bunun pesinde olacam. Bir erkege asık olursam bunu sırf erkek arkadasım olsun diye degil (cünkü bazen bunun eksikligini hissettigim icin istedim); bendeki diger yanımın eksikligini gidermek ve bir bütün olmak icin isteyecem. Dostlarıma olan tutkum yapmacık olan insana tapınmam seklinde oldugundan onları de degerlendirip iyi sececem. En nefret ettigim insan türünden biri olan cok cok bildigini iddia ederek elestirip ama kendisinin aslında az bilmesini gectim aslında sıradanlıgından kurtularak benligini sunan insan tipi (digeriyse kaba, bencil, "ben" kelimesini agzından dusurmeyen) ve kesinlikle uzak duracam. Cünkü bunlar beynimi yoruyor hakikaten. İncitiyor cevremde olan bu insanların duyarsızlıgı hassas yapımı. Daha cok dogada zaman gecirecem. Derslerin yogunlugu nedeniyle azaltmıs oldugum roman okumalarını arttırıp daha cok düsünmek icin zaman harcayacam ve en önemlisi kendini hep anlatan ve öven insanlara karsın daha az konusacam. Evet bunu ben yapacam. Hayır bu bir sozlesme degil ki uzun zamandır uygulamak istedigim kendi kendime söz vermekten dahi kacındıgım seyler. Roman seklinde hayatım yok ama anılarım ve birikimim var ki onların dayanagıyla boyle dusunuyorum. Bilinc devrede... Zorlukları biliyorum; en basta bu ülkede yasamanın bedelini de... Gazeteleri ve insanları da ve her daim beynimi yemege hazır kücük seyleri de. Anladım ki; ben baskaldırıları seviyorum ama korkuyorum onlardan ki en kücügü dahil. Mızmızlanmamalıyım, daha az uyuyup daha cok üretmeliyim ama bu ülkenin yasalarına, insanlarına hicbir sekilde güvenim kalmadıgından dolayı alıp basını gitme hayallerinin izindeyken kendi kendi cırpınmalıyım. Nerede gökyüzü mavi? Berlin altında mı? Derenin ırmak-ırmagınsa sel olmasını isteyen cocuk nerede? Uclarda yasamayıp, neden hep uclarda sevgilerin kurbanıyım? Ve bir yaratıcı varsa, neden bana bunların cevabıyla aydınlatmıyor? "Tanrı" derken bile ikinci kez düsünmeme iten sey insanlar mı olmalıydı? Peki ya benim insanlara inancım? Ve yine her zamanki gibi konudan konuya atladım...
Tabiki mutlu yıllar, tabiki bol sans, tabiki günesli günler ve tabiki huzurlu düşler...
Yılın Sarkısı "The Carny" idi ve günü şarkısı da Francoise Hardy/Traume!
31 Aralık 2011 Cumartesi
28 Aralık 2011 Çarşamba
Hatırlıyorum; hem de cok iyi hatırlıyorum
'Hatırlıyorum; hem de cok iyi hatırlıyorum'
Bu cümleler geciyor aklımdan son günlerde. Ve eger 'Kinyas ve Kayra'da gecmeseydi o cümle; daha bir olgunlukla karsılayabilirdim ama bir copluk gibi onu kullanabilmekteyim. Ne mutlu bana! Aralık ayı da bitmek üzere... Hala neden özlem denen duygunun bende bu kadar yogum oldugunu bilememekteyim. 'Scheisse meisse yok bu defa' :) Hayır eskisi gibi yasamı düsünmüyorum, ne olacagımı da. Düsündügüm sey; tasarladıklarımın bir sonuca ulasıp ulamayacagı gercegi ve beyimin durmadan kararsızlık icinde bir seyler üretmesi.Hayır bu eskisi gibi isyan ya da sikayet degil ki kendi kendime bir sonuc arayıs... Bu ay icinde; bir tane arkadaslıgımı bitirdim, kararlar almaya calıstım ve herzamanki gibi insanları tanımaya. Bazen olgunluk göstermeye calıssamda bezen kendimden farklı biriymiş gibi davranmaktayım. Serzenis yok bunda ya da cekip gitme istegi... Simdilik burda bitirmeliyim. Kristin Asbjornsen'in muhtesem sesiyle ama en kısa zamanda ki yılın son yazısı olması adına yazacam!
Bu cümleler geciyor aklımdan son günlerde. Ve eger 'Kinyas ve Kayra'da gecmeseydi o cümle; daha bir olgunlukla karsılayabilirdim ama bir copluk gibi onu kullanabilmekteyim. Ne mutlu bana! Aralık ayı da bitmek üzere... Hala neden özlem denen duygunun bende bu kadar yogum oldugunu bilememekteyim. 'Scheisse meisse yok bu defa' :) Hayır eskisi gibi yasamı düsünmüyorum, ne olacagımı da. Düsündügüm sey; tasarladıklarımın bir sonuca ulasıp ulamayacagı gercegi ve beyimin durmadan kararsızlık icinde bir seyler üretmesi.Hayır bu eskisi gibi isyan ya da sikayet degil ki kendi kendime bir sonuc arayıs... Bu ay icinde; bir tane arkadaslıgımı bitirdim, kararlar almaya calıstım ve herzamanki gibi insanları tanımaya. Bazen olgunluk göstermeye calıssamda bezen kendimden farklı biriymiş gibi davranmaktayım. Serzenis yok bunda ya da cekip gitme istegi... Simdilik burda bitirmeliyim. Kristin Asbjornsen'in muhtesem sesiyle ama en kısa zamanda ki yılın son yazısı olması adına yazacam!
7 Kasım 2011 Pazartesi
Zero
...
There never is a way without a why. Do we return after we die?
Is life a circle?
Are we hurtled headfirst into space?
Will we wind up as the bunch of grapes that makes the wine...
that Christ exchanged for water. Are we blood?
Are we lime? Do you live? We need a sign -
is anybody there? Are you listening?
And still the statues cry, the queen bee flies...
we try our damndest to explain the reasons
why and how and when and where...
we're getting nowhere.
No doors deep inside this corridor of space and time...
if space and time exist.
Oh we'll persist, if we exist.
Are you listening?
There never is a way without a why. Do we return after we die?
Is life a circle?
Are we hurtled headfirst into space?
Will we wind up as the bunch of grapes that makes the wine...
that Christ exchanged for water. Are we blood?
Are we lime? Do you live? We need a sign -
is anybody there? Are you listening?
And still the statues cry, the queen bee flies...
we try our damndest to explain the reasons
why and how and when and where...
we're getting nowhere.
No doors deep inside this corridor of space and time...
if space and time exist.
Oh we'll persist, if we exist.
Are you listening?
23 Eylül 2011 Cuma
Son Günler
Döndüm; havaalanında çakırkeyftim ve hafif bi mutluluk vardı özlediğim insanları görmeye dair. Hiç gözyaşı olmadı ve son günler hayatımı yurt dışında gecirecegim ve bunun bi sürec ve hatta unutulmaz anılarla dolu deneyim oldugunu beynime kazıyarak gecirdim. Sadece iki yıl ve bu sürede ülkeni daha iyi tanır, bolca seyahat eder, okumadıklarını okur, izlemedigin filmleri izlersin dedim. Heyecan vardı ta ki uçakta O'nun verdiği kitabı (T.Bernhard/Gehen) acıp ilk sayfadaki yazıları okuyana kadar, sonrası gözlerim doldu içten cümleler için. Ve çogu zaman arkadaslarımı, anılarımı anımsıyorum; Elise ve Kai'ı, diğerlerini, her bi anımın gectiği caddeleri hatırlıyorum ve özellikle karşılastırma yapınca iki ülke arasında daha bi yoruluyorum. Sehir miydi, arkadaslar mıydı yoksa anılar mı? Berlin planları, B.Bargeld, Wim Wenders, Habermas... Almanya'yı sevdiğim için mi yoksa özlediğim için mi?
insanları karşılastırınca bu daha bi çekilmez oluyor; 'neden sen onun verdiği tepkiyi vermiyorsun?', 'neden sen onun gibi yardımcı degilsin?, 'neden sen onlar gibi bana gülümsemiyorsun?' Tanrım; yeteneksizliğim sanata daha cok hayran olmama neden olsa da şu duygularımı sinemeya aktarabilsem...
Önümde tek bir yol kalıyor katetmek için... Okulu bitirmek en kısa süre içinde ve para biriktirmek. 'Gitme' düşüncesi neden bu kadar hakim? Ve yarım bırakma ve bunun alışkanlık yapmasından korkma... Neden bu kadar hassasiyet?
Yapmam ve gerceklestirmem gereken planlar var; düşünmek istiyorum ama bu sendrom izin vermiyor ki düzenimin oturmadıgını düşünüyorum ama ekimde herseyin yoluna girecegi inancındayım.
insanları karşılastırınca bu daha bi çekilmez oluyor; 'neden sen onun verdiği tepkiyi vermiyorsun?', 'neden sen onun gibi yardımcı degilsin?, 'neden sen onlar gibi bana gülümsemiyorsun?' Tanrım; yeteneksizliğim sanata daha cok hayran olmama neden olsa da şu duygularımı sinemeya aktarabilsem...
Önümde tek bir yol kalıyor katetmek için... Okulu bitirmek en kısa süre içinde ve para biriktirmek. 'Gitme' düşüncesi neden bu kadar hakim? Ve yarım bırakma ve bunun alışkanlık yapmasından korkma... Neden bu kadar hassasiyet?
Yapmam ve gerceklestirmem gereken planlar var; düşünmek istiyorum ama bu sendrom izin vermiyor ki düzenimin oturmadıgını düşünüyorum ama ekimde herseyin yoluna girecegi inancındayım.
18 Eylül 2011 Pazar
30 Ağustos 2011 Salı
8
Odada bir bira ve biraz da vodka; balkonda son bi keyif catayım diyorum ama dısarısı soguk! Elise sabah gidiyor ve onun üzüntüsünü hissediyorum tüm kalbimle. Ama yine de eglenmem gerektiginin farkındayım; cünkü zaten ileride cok düsünüp senin beyninin etini yiyecem. Les Rita Mitsouko/Tonite dinliyorum; Elise cok sever bu ismi. Boris Vian ve Noir Desir sevgimiz aracılıgıyla tanısmıstık ve cok da güzel zaman gecirmistik. Birazdan ona mektup yazmayı düsünüyorum. Bu veda degil aslında; cunku görecegiz birbirimizi kalbimiz beraber attıgı müddetçe. Ne kadar sanslıyım dünyanın en iyi kalpli insanlarıyla zamanımı paylastıgım icin. Evet hayat güzel. Eski yazdıgım seylere bakıyorum da insanların cok aptal ve bencil hatta duyarsız oldugu kanaatindeymisim. Ama simdi bakıyorum da; hayır var ama tümüyle degil. Cünkü dünyanın herhangi bir yerinde gözyüzünün maviligini düsleyen baska insanlarda var.
Son bir hafta ve hoslandıgım cocukla zaman gecirip Koln'un tadını cıkaracam ve sonra cantamı alıp anılarla donecem. Adaptasyon surecimi düsünemiyorum...
Son bir hafta ve hoslandıgım cocukla zaman gecirip Koln'un tadını cıkaracam ve sonra cantamı alıp anılarla donecem. Adaptasyon surecimi düsünemiyorum...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)