26 Nisan 2014 Cumartesi

Timothy Leary

"İnsanlık tarihi boyunca, bu kaos denizinde aslında kim olduğumuzu ve nereye gittiğimizi ararken korkutulduk ya da terörize olduk ve bunu yapan 'otoritelerdi'. siyasi otoriteler, din otoriteleri ve eğitim otoriteleri bize koydukları kurallarla, verdikleri emirlerle, yaptıkları düzenlemeler, şekillendirmeler ve bilgilendirmelerle bir gerçeklik algısı yarattılar ve bizleri bununla avuttular. kendinizi düşünmek için otoriteyi sorgulamalısınız ve açık fikirlilikle, devlet yüzünden ne kadar savunmasız, karışmış, düzeni bozulmuş halde olduğunuzu ve güvenliğinizin tehdit altında olduğunu öğrenmelisiniz."

22 Nisan 2014 Salı

English Patient

My darling. I'm waiting for you. How long is the day in the dark? Or a week? The fire is gone, and I'm horribly cold. I really should drag myself outside but then there'd be the sun. I'm afraid I waste the light on the paintings, not writing these words. We die. We die rich with lovers and tribes, tastes we have swallowed, bodies we've entered and swum up like rivers. Fears we've hidden in - like this wretched cave. I want all this marked on my body. Where the real countries are. Not boundaries drawn on mapswith the names of powerful men. I know you'll come carry me out to the Palace of Winds. That's what I've wanted: to walk in such a place with you. With friends, on an earth without maps. The lamp has gone out and I'm writing in the darkness.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Yolculuk

Louis-Ferdinand Céline, "Gecenin Sonuna Yolculuk"ta yaşamlarımızın yolculuklardan ibaret olduğunu defalarca vurgulamıştı. Öyleyse yine düşelim yollara; kafa dinlemek, keşfetmek, anılar biriktirmek, doğanın içinde olmak ve hatta gündemden uzak kalma adına.

29 Mart 2014 Cumartesi

Şiddet ve Porno

Savaşlara giriyoruz ve insanların nasıl öldürüldüğünü izliyoruz. İnternette boynu vurulan insanların klipleri dolaşıyor, ama toplumumuz bunları izleyip eğleniyor, gülüyor. Sevdiklerimizi savaşlara gönderiyoruz ve bunu mesele etmiyoruz, çünkü vatan millet uğruna gittiklerini düşünüyoruz. Ama cinselliği konusunda güçlü ve bilinçli bir kadın görünce, “ne kadar yanlış ve iğrenç, insanları tecavüze teşvik edecek” diyoruz. Bunu orduda çavuş rütbesinde birinden kulaklarımla duydum. Bütün bunlar olurken, cinsel açıdan hâlâ baskı altındayız. Şiddet, her nasıl oluyorsa, daha fazla kabul görüyor ve meşru addediliyor. İnsanlar porno filmlerden şikâyetçi, ama ben şahsen seksten değil de, şiddetten aptallaşan insanlar için daha fazla kaygılanıyorum. Bu tür düşünceleri genellikle “evin reisi” olmaya meraklı ve eşlerini dövmekte beis görmeyen erkekler sarfediyor. Seksten anladıkları, karşılıklı rızayla girilen, dönüştürücü, aydınlatıcı, arındırıcı bir ilişki değil, bir tür taciz. Son çekilen aksiyon filmini görmeye koşanlar ya da Amerika bir “terörist”i öldürüyor diye yumruklarını zaferle ilk kaldıranlar da bu tipler.

Sasha Grey

2 Mart 2014 Pazar

Geçmiş

Tümüyle geçmişe aitim; giyim tarzım, yaşam şeklim, internetle ilişkim her ne kadar bu yüzyılın ürünü olsa da ben 60'ların Fransa'sına aitim. Sorbonne olayları ve başkaldırı, edebiyatı ve sineması, Gainsbourg'u ve Birkin'i ile... Şu anda Fransa'da yaşıyorum ama o döneme ait hiçbir şey yok; arada bir dinlersem eski şarkılar ve izlersem eski filmler. Jules ve Jim, Hiroşima, 400 Darbe'si ile.
St Petersburg'da Nevsky'de gezerken de Dostoyevski'yi, Raskolnikov'u aramıştım. Kaç yüzyıl öncesinin karanlığından bahsettiğim söylenmişti.
Bir zaman makinası beynimdekileri susturabilir.

Hoşçakal Alain Resnais! Adieu.

http://www.youtube.com/watch?v=naFUgAHZusE


1 Mart 2014 Cumartesi

Göğün kendine doğru çektiği gergedan

"Düşlerinden uyanma vakti geldi" diyor heybetli bir gergedan.

"Acımasız olma. Bekle güneşi, uyandırır elbette o" diye yanıt veriyor ormanların kralı.

Peki ya Güneş içine çekerse bizi?

Güçsüz olmayacağız, yok olsak bile...



26 Şubat 2014 Çarşamba

Kısa Film

Bretonya'dayız Elise ile; Avrupa'nın sonu ve önümüzde koca bir okyanus. Yürüyoruz çıplak ayaklarla. Gerçekle ilişkimizi yitirmiş, düş dünyasında sarhoşuz. Güneş yüzümüze vuruyor. Zıtlıklar var aramızda. Yumruklarımızı sıkıyoruz, ve daha sonra bir rahatlama hissi sarıyor bizi. Gözlerimizi bir açılıp bir kapanmakta. Kapanınca kapkara olurken, açınca  mavi ile bütünleşiyor. Yürüyoruz hırçınlıklarımızla ve sakinliklerimizle. Ve bu şarkı başlıyor... İşte o an tüm materyaller kayboluyor ve bize doğanın ve ruhlarımızın çıplaklığı kalıyor. Diller, dinler, ırklar, pasaportlar, savaşlar, yarışlar duruyor. Zaman tüm benliğini yitiriyor. Kendindelik ve teslimiyet başlıyor.

http://www.youtube.com/watch?list=RDhQZfGa5t4e8&v=W_W7ydnPtB4