27 Mart 2011 Pazar
come closer, look deeper
Madem yazıyorum ve hayatım boyunca yazacam o zaman bu konu hakkındaki düsüncelerimi paylasmak istiyorum. Tanımını yapmayı ve kelimeleri kavramlastırmayı ki aslında bir kalıba sokmayı pek dogru bulmuyorum kendimce; ama en azından üzerimde hissettirdiklerini kagıtla, kalemle, klavye tuslarıyla dile getirebilirim. Her zaman yasamın renkli ve sürprizlerle dolu olduguna sahit olmusumdur ve kendi yasamıma ve hatta bir ceyreklik yüzyılıma baktıgımda hep mücadele dolu ugraslarım olmustur. İyi bir aile, güzel arkadaslıklar, okumayı istedigim bir bölüm, ilerde zevkle hatırlayabilecegim güzel anılarım olmustur. Tutkularım da tabii. Bir resme, bir sarkıya hatta özlemini duydugum herseye. Uclarda sevmişimdir, istemisimdir de. Ama hep en az beklentim aşktan yana olmustur. Bu konuda gercekten cok iyimserim; gereginden fazlaca! Son zamanlarda yasadıklarıma bakıyorum da; cok güzel seyler yasadım ama bir bakıma incindim de. Kendimi adapte edecek ugraslarım olmasaydı epey yorgun cıkacaktım duygularımdan. Cok sevdim, cok sevildim. iki iliskiyi kıyaslayınca ve empati kurunca 'ask' denen seyin tanımını buldum. Bizim duygularımızdan cok öte birsey! Mutluluklarımızın toplamının ve kutsal saydıgımız herseyin ötesinde. Ne yazık ki ben bunu yaptım ve somut seylere anlam yükledim. Gelecekle ilgili planlar yapmak yerine hayaller insa ettim ama bir hayalperest olarak değil. Gerceklik kavramı bazen o kadar sıkıcı olabiliyor ki... Hem ay ısıgı altında hayal kurmanın nesi garip olabilir ki; bırak ask iceri girsin ve bırak kendini bir cocukmuscasına. Ama ay ısıgının seni acıtmasına izin verme; ay ısıgının da canını sıkma. Ben bunu da yaptım ama tüm iyimserligimle. Sadece bir gülüs ve sadece bir bakıs icin aşık oldum; ordaki samimiyet adına. Güzeldi ve deger miydi? Kesinlikle evet! Ve bununla birlikte ben her zaman suna inandım. Felsefe sokakta yapılır, insanların arasında; bir odaya kapanarak degil. Bu sadece dünyaya daha fazla soru sorup; cevap alamadıgın ölcüde anlam verememekten ileri gitmeyen bir sey. Sonra kendi hayatıma uygulayınca bunu, bir odada sarkılardaki sözcüklerle iskence etmenin, alınan alkol oranını arttırmanın ve belki daha az acı hissederim olgusuyla daha fazla uyumanın pek saglıklı bir cözüm olmadıgını gördüm, eger bir aşıksan. Cünkü sarapta bile baska yüz görebilirsin. Ask icin ölünmez de; bu kadar yapay ve aciz olmamalı bu ve düz cözümmüs gibi. Birseyler yapılmalı. 'Seni seviyorum'un manasını tüketmeden. Her manevi seyde oldugu gibi mücadele edip, sonra vicdan rahatlıgına bırakmalıydım herseyi. Kendim olmalıydım. 'O seviyor' diye baska zevklerin kurbanı olmamalıydım; olmadım da! Kendin olmak; sabah aynaya baktıgında mutlu oldugun icin mi yoksa ona mutlu görünmek icin mi sorusunun cevabını verebilir. Biliyorum cok zor cevabı günümüzde. Bizler ne Sid&Nancy ne de Bonny&Clyde'ız. Bizler ebeveynler tarafından söylenen 'Büyüyünce doktor olacak' neslinin sadece birer parcalarıyız. Kaldı ki, insanoglunun tuhaf bi yaratık oldugunu düşünmüşümdür. Ne kadar farklı karakterlere sahip olursak olalım hepimizin özünde anlamlandıramadıgımız ama bunun icin ugraslar verdigimiz ortak bi yönümüz var. Gelecege dair bir umut! Tüm iliskilerimizde oldugu gibi. Kırgınlıklarımız olsa da mutlaka icimizde bi umut tasımısızdır; insanlıga dair, gelecege dair, dünyanın daha yasanılır bir gezegen olacagına dair... Hayata dair endiselerim olsa da ben bu konuda cok kararsızım. 'Benim hala umudum var' cümlesini her ne kadar sevsemde böyleyim iste. Benim bi hayalim vardı; yaslandıgımda asık oldugum kisiyle dünyanın en sevimli kasabalarının birinde sarap üretimi yapmak. Sey, sanırım benim bi umudum var. Ama simdi cok yorgun hissediyorum ve biraz da kırgın. Ama minnettar! Demistim ya ask; bizim duygularımızdan cok öte bir sey; kıskanclıklarımızdan, hayal kırıklıklarmızdan, incinmisliklerimizden ve herseyden öte. Peki ya umuttan?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder