Rusya’daki
son günlerim gerçekten çok çok güzeldi. Hiçbir yerde bulamadığım sıcak ortam
oradaydı. Birçok ülkeden (Latin Amerika, Hindistan, Balkanlar, Afrika vs.)
arkadaşlarım olmuştu ve en canlı grubu oluşturan Mısırlılardı. Ülke, dil, din
ayrımı olmaksızın beraberdik ve hatta hep beraber olunulmasından da sıkılıyordu
artık insanlar. Staj bitmişti; pek de ciddi bir staj değildi. Yaklaşık son iki
hafta yapacak hiçbir şeyim yoktu. Durmaksızın sigara ve alkol tüketip,
mekanlara gitmek dışında. Merkezde kaldığımız otelin yanında bir parkımız
vardı, toplanır içer ve sohbet ederdik. Aşka gelince, küçük bir maceram bile
oldu bir Brezilyalı ile. İlerde gülümseyerek anımsayacağım bir macera. Ama
arkadaşlarım, aşık olduğum St Petersburg’dan bile daha çok yer edinmişti
kalbimde.
Son birkaç
gün gidecek olmanın gerginliğiyle stres içindeydim ve sonra yeni bir macera
Fransa’da başlayacağı için bu stresi yenmeye çalıştım. İnsanların beni övmesi
tatmin sağlar, ama tam anlamıyla çok utanırım, cümleyi değiştirmeye çalışırım.
Son günlerde çok güzel cümleler duydum. Adeta ayrılacak olmanın hüznünü içime
akıttım. Defalarca sarıldık nefesimiz kesilene dek. Farklı ülkelerde buluşmak
üzere söz verdik. Mesela ekimde İtalya, Fransa ve Portekiz; şubatta Mısır ve
gelecek yaz Exit Festivali için Sırbistan...
Vedalaşmaya
gelince görmek istediğim herkes etrafımdaydı. Güzel dileklerde bulunarak
sarılıyorduk. “Evet, artık gitmeliyim; havaalanı beni bekliyor” Hayır, o kadar
güzeldi ki herşey Hanna’nın ağlamasıyla içim burkuldu ki pek bir samimiyetim
yoktu ama birbirimizi saran bir sıcaklık vardı. Ve sonra Allan, onu gözüm aradı
ve geldi; sarıldık ve yanaklarımızdan öperek vedalaştık. Sıra trene binip son
otobüsü yakalamak üzere yollara düşmek vardı. Aslında şu an bilgisayarı elime
alıp yazmama neden olan kişi için bu başlığı kullanmak istedim. Sara;
İtalya’nın kırmızı kıvırcık saçlı Marla Singer’ı. Hayata hep pozitif bakan, en
aptalca cümlenizde bile sizi yargılamadan dinleyen ve gülen, mutlu olduğunda
(ki hostelin çatısında gecenin bir yarısı mutluluktan uçuyordu) kanatlarını
açıp koşabilen gerçekten çok güzel bir kız... Başlarda bu kadar yakın değildik
ama biraya alışkın midemiz ve hayata bakış açımız bizi yakınlaştırdı. “Sara, no
sweet please’e “No no no no no...” diye yanıt veren şirin durmaksızın tatlı
şeyler tüketen birini hayal edin. Ve onu trende gidiyorum diye ağlarken ilk
defa görmek içimi çok acıttı, oysa o kadar alışmıştım ki onun gözlerine bakınca
gülüşüne... Saçlarından öptüm. Ve vedalaştık, gittim. Anılarla geldim Fransa’ya.
Bavulumu bulamamış bir şekilde moralim bozuk havaalanından karşılandım ve
muhteşem doğa manzaraları eşliğinde Niederbronn’a geldim. İlk akşam çok zordu
benim için; erken geldiğim için odada yalnızdım ve alışmışım hostelde kalabalık
insanlarla uyanmaya, iyi geceler demeye. Çok zordu odadaki ilk halim. Şimdi
biraz daha iyiyim; yaklaşık 3 gündür buradayım ve ortamı çok sevdim. Avrupa’dan
– özellikle Almanya – çok fazla genç insanla tanıştım. Özellikle havaalanından
gelirken arabadan inerken koordinatörün ve çalışacağım centre’ın direktörünün
PİİİNAAR diye bağırarak selamlamaları hoşuma gitmedi değil.
St
Petersburg’u özlüyor muyum? Hem de nasıl, orada olmak için neler vermezdim şu
an. Orada olmak isterdim, sırf Sara’nın şu son gününde onu mutlu etmek için bir
çabaya girmek isterdim. Dahası, çatıda uyumak isterdim arkadaşlarımla, MOD’un
yerçekimine yenik düşüp sarhoş kafayla Sara ve Natalia’yla yere düşmek ve
saniyelerce kahkaha atmak isterdim, Allan’a sarılmak isterdim, Dicle’nin o
güzel sesinden parkta oturarak Morrissey
dinlemek isterdim, Grete ile Green House’da sabah sigaramızı içmek isterdim, Serena
ile Location Hostel’de görüşüp İtalyan aksanıyla günlük maceralarını dinlemek
isterdim, Mısırlıların darbukalarını dinlemek isterdim... Belki birgün yine
yolum düşecek SP’ye; endişelendiğim şey; bir daha aynı insanları aynı yerde,
aynı heyecanla göremeyecek olmak...
Çünkü şimdiden çevremdekilere baktığımda elele dolaşabileceğim, en
sıradan şeylere kahkahayla gülebileceğim yeni bir Sara yok. Belki de olmaması daha
iyi; çünkü o gözyaşlarını tekrar görmeye dayanamam!
Nazdrovya,
Çin Çin, Şerefe...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder