Ben yine savsaklıyorum yazmayı. Belki çekincem elime kağıt kalem
almaktan ya da düşüncelerimi bilgisayar tuşları karşısında
samimiyetsizliğe dönüştürmekten kaynaklı. Ama şu an bunu gerçekleştirme
gücünü gösterebiliyorum.
Bugün güneşli ve güzel bir günde yaşadığım
şirin kasabanın yollarında yürürken bir ağaca aşık olma fikri geldi.
Hayır gülmeyin; bu kişinin doğaya, evrene, duyduğu özel ilgiyle
ilişkili. Çalıştığım yerde olsun, evimde olsun bazen bir ağaca bakarak
mevsimlerin analizini yapmaya çalışıyorum. Evet, şu an anlayacağınız
üzere sonbahar ve her yer kahverengi. Ve bir ağaç öylece karşınızda
masumca duruyor. Gökyüzü ana kucaklarını açmış ve sana tüm
güzelliklerini sunuyor. Mavilik, yeşillik, düşen ya da uçuşan
yapraklar... Daha ne istenebilir? Biri hayallerimi sorsa kesinlikle
Sahra Çölü'nde oturup, kendimi çölün kahverengiliğine ve gökyüzünün
maviliğine bırakmak. Sadece iki renk ve önümdeki sonsuz görüntü.
İşte bir ağaca aşık olma fikri de bu. Sessizlik, değişkenlik, güzellik...
İnanç
ve Tanrı kavramları yaşamımda önemini yitirdiği için doğanın kendisine
çok şey atfediyorum belki de. Gökyüzü bir Tanrı olabilir, bir ağaç ise
bir peygamber.
Evet, ben bir ağaca inanıyorum hem de tüm güzelliğine ve tüm masumluğuna. Ve bundan kocaman bir aşk doğuruyorum.
(18 Kasim 2013)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder