11 Ağustos 2010 Çarşamba

Adana

Yürüdüm bu şehrin sokaklarında sabah ama kendimi ait hissetmeden; doğup büyünülen bir şehre saygıdan ileri gitmiyor düşüncelerim. 'Adana merkez-susar herkes' gibi bu şehrin üzerindeki kaba örtüyü kaldırmaya çalışsanda gözün İzmir'i arıyor. Aile-arkadaş-ev üçgeninde pek birşey anlatmıyor; sorularıma yanıt vermiyor. Sıcaklığıyla (insanların çoğunu samimi sıcakkanlılığına diyecek birşey yok), ruhsuzluğuyla yanaşamıyorum. Sanırım ben bu şehrin (ve hatta İzmir'in) palmiyelerini seviyorum.

8 Ağustos 2010 Pazar

Yol

Sevgili dostum; yarın sabah evimde olacağım ama Adana'nın o sıcaklarını gözüm hiç kesmiyor. İnternet-vedalaşmalarla geçince 20 gün sonra ablan, kardeşin, herbişeyin, hiçbişeyin uçacak uzaklara.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Değer

Çok değil, yakın zamanlarda insanlara gereğinden fazlaca değer vermemem gerektiğini öğrendim ve eve dönünce bu durumla ilgili kararlar almak istiyorum!

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Dördüncü bloğum da yolda

Seni aldatacağımı sakın düşünme sevgili bloğum; bu hafta Erasmus ve Interrail maceralarını yazabileceğim yeni bir blog açacağım. Sen Pınar'ın Oldric'i, yolda olan da Pınar'ın maceraları. Anlaştık?

3 Ağustos 2010 Salı

dım dım dım dım

Güzel yaz akşamlarıyla rüzgarlar olsun, güzel müzikler ve güzel muhabbetlerle güzel dostluklar da.
Az politika olsun, bol edebiyatla dolsun.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

sürprizlere açık ol

geliştir/seç/katıl/devam et!

dili geliştir
arkadaşlarını seç
partilere katıl
derslere devam et

sonrası sürprizler...

1 Ağustos 2010 Pazar

Biraz Kinyas Biraz Kayra Biraz da Arkadaşım

Yazmak istediğim diğer şeye gelince; pazartesi öğle saatlerinde kütüphanedeydim; yaklaşık iki sene önce okuduğum Hakan Günday’ın Kinyas ve Kayra’yla birlikte bikaç kitap alıp k.hanenin ikinci katının girişinde oturuyordum; elim kitaba gidip gidip geldi, arkasını okuyor, sayfalara tekrar tekrar bakıyor, yeniden okuyup okumamama arasında gidip geliyordum. Üniversiteyi kazandığımda ve yeni bir şehre geldiğimde ki kendimi yenileme döneminde okuduğum kitaptı; bitmesin diye kıymıyordum okumaya diyebilirim. Uzun bi süre etkisinden çıkamadım. ÖSS’ye hazırlık dönemindeki Kayralıktan üniversitede başarılı bir sosyal öğrenciliğimdeki Kinyas dönemime benzetiyorum bu kitabı. Çok yakın bir arkadaşımı hatta dostumu etkilemiş ve bir barda müzik arasında o arkadaşımın ve ekşi sözlüğün tavsiyesiyle okumuştum da diyebilirim tam anlamıyla. O arkadaşım (Emine) benim Kayra’mdı, bense onun Kinyas’ı. Her görüştüğümüzde Hakan Günday’ı anarız hatta. İşte kütüphanede gelgitlerimle cebelleşirken (okursam etkisiyle nasıl baş edecem az kalmışken gitmeme) O sırada önümden geçen kişiyi görünce ayağa kalkıp konuşmaya başladım. Bana o günün en güzel haberinden ikisini verdi. ÖSS’de sözelde ilk 500’e girmiş ve büyük ihtimalle Mimar Sinan Üniversitesi’ne yerleşecekmiş. Onun adına o kadar sevindim ki. İbrahim’i anlatmak istiyorum sana. İbrahim’i geçen kıştan beri her etkinlikte görüyordum (Ahmet İnam ve Beno Kuryel’in sempozyumu, kısa film festivali, edebiyat günleri vs.) Genellikle en arkalarda tek başına oturur, koyu renk giyer, salondan sessizce çıkar. Hiç arkadaşıyla görmedim. Uzun boylu, kendi halinde bir tip. Okuldaki hiçbir etkinliği kaçırmayan biri olarak her defasında ilgimi çekiyor; tanışmaktan çok tanımayı istiyordum. Ege’nin tiyatro günlerinde arkadaşımla gittiğimde salon dolarken hemen atlayıverip onun önüne oturdum ve arada ilk adımı atarak tanıştım. Edebiyat öğrencisi olduğundan okulu bırakacağından ve sınava hazırlandığından bahsetmişti. Daha sonraki etkinliklerde görüşüp konuşuyorduk. Az soru sorar, kibarca da soruları yanıtlardı. Onunla kısacık sohbetlerimizde keyif alırdım açıkçası. Geçen hafta onunla ayakta konuşurken o kadar mutlu olduğunu gördüm ki; Kinyas ve Kayra’daki gel-gitimi anlatınca iki defa okuduğunu söyledi. (Bu kitabı okuyanlara ayrı bi sempatim var.) Kalabalıktan hoşlanmadığını, İstanbul’da kamera edinip filmlerine yoğunlaşıp vaktini bunun için harcayacağını anlattı. Ben de önerilerde bulundum; mailini de aldım ki şiirlerimi, yazılarımı göndereceğim). Kısa ama öz bir sohbetti. İbrahim’in ne Kinyas ne de Kayra olduğunu bilecek kadar samimiyim ama onun çok güzel şeyler başaracağı kanısındayım ve buna inanıyorum. Son aylarda ve hatta yıllarda diyebileceğim karşılaştığım insanlardan ki yaşına göre fazlasıyla farklı. Tek başına görürüm; oysa kendiyledir. Sessiz görürüm; oysa diyecekleri vardır. Koyu renk giyinir; oysa amaçları rengarenktir…
Kitaba gelince aldım mı tekrar okumak için; hazır olmadığımı fark ettim…