9 Şubat 2014 Pazar

Zamanın başlangıcında, gökyüzü uçan fillerle doluydu (Ashes and Snow)

''bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün, ve günlerin bir ömür olur.
fillerin prensesine…
tam bir yıl önce kayboldum.
o gün bir mektup aldım.
beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu.
lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla.
bu mektup sessizliği kırdı.
sana yazacağım 365 mektubun ilki. herbir sessizlik günü için bir tane.
asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım.
bunlar benim kuş yolu haritalarım.
ve bunlar doğru olacağını
bildiklerimin hepsi.
herşeyi hatırlayacaksın.
herşey öncesi gibi olacak.
zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu.
her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı.
eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız… bir gözleri açık uyuyan fillerin
ışıldayan gözlerini görürsünüz.
en iyisi bizi izlemeye devam edin.
evim yandığından beri ayı daha net görüyorum.
içime düşen tüm cennetlere bakıyorum.
ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım.
tutamadığım sözler gördüm.
azaltamadığım acılar…
iyileştiremediğim yaralar…
dökemediğim gözyaşları…
kederlenemediğim ölümler gördüm.
karşılık veremediğim dualar…
açmadığım kapılar…
kapatmadığım kapılar…
geride bıraktığım sevgililer…
ve yaşamadığım hayaller…
kabul edemediğim, bana sunulanların hepsini gördüm.
arzu ettiğim,
fakat asla almadığım mektuplar gördüm.
olabileceklerin tümünü gördüm,
fakat asla olmayacak…
hortumunu yukarı kaldırmış bir fil
yıldızlara bir mektuptur.
balinanın suda sıçraması
denizin dibinden bir mektuptur.
bu imgeler hayallerime bir mektuptur.
bu mektuplar sana olan mektuplarımdır.
kalbim pencereleri yıllardır açılmamış
eski bir ev gibidir.
fakat şimdi pencerelerin
açıldığını duyuyorum.
turnaların himalayaların
eriyen karlarının üstünde…
…yüzdüğünü hatırlıyorum.
deniz ayısının kuyruğunda uyumak…
sakallı fokların şarkısı…
zebranın havlaması…
kumun çıtırdamaları…
karakulakların kulakları…
fillerin egemenliği…
balinaların suda sıçraması…
ve boğa antilopunun silueti…
meerkat’in* ayak parmağının
kıvrımını hatırlıyorum.
ganga nehrinde yüzmek…
nil’de gemi yolculuğu…
hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve
birçok kadının yüzünü hatırlıyorum.
sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…
…babalar ile çocuklar hatırlıyorum…
…ve tadı…hatırlıyorum…
ve şeftalinin kabuğunu soymayı…
herşeyi hatırlıyorum.
fakat geride bırakılanları
hiç hatırlamıyorum.
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
rüyalarını hatırla…
hatırla…
savanna fillerini daha uzun izledikçe,
daha fazla dinledikçe,
daha fazla açtıkça,…
…bana kim olduğumu hatırlatıyorlar.
koruyucu filler, doğa orkestrasının
tüm müzisyenleri ile birlikte…
…çalışma isteğimi duyabilir mi?
filin gözlerinden görmek istiyorum.
adımları olmayan dansa katılmak istiyorum.
dansın kendisi olmak istiyorum.
eğer daha yakına gelir veya
daha uzağa gidersen söyleyemem.
yüzüne baktığımda bulduğum
huzuru özlüyorum.
eğer şimdi yüzün bana dönerse,
kaybolduğunu sandığım yüzü
tekrar bulmam belki daha kolay olur.
kendimin.
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
kan kemiğe
kemik iliğe
ilik küllere
küller kara
tüy ateşe
ateş kana
balinalar şarkı söylemiyor,
çünkü bir cevapları var.
şarkı söylüyorlar,
çünkü bir şarkıları var.
ne önemlidir,
sayfada yazılı olan değil,
önemli olan,
gönülde ne yazılı olduğudur.
haydi mektupları yak
ve küllerini kara ser.
nehrin kenarında,
bahar geldiğinde ve kar eridiğinde
ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön.
ve kapalı gözlerinle
mektuplarımı tekrar oku.
bırak kelimeler ve imgeler vücudunu
dalgalar gibi yıkasın.
ellerinle kulaklarını kapa
ve mektupları tekrar oku.
cennet müziklerini dinle.
sayfa, sonraki sayfa, sonraki sayfa…
kuşun yolundan uç.
uç…
uç…
uç…''

26 Ocak 2014 Pazar

Birdenbire kendini hatirlatan sarkilardan



http://www.youtube.com/watch?v=NLtFsiOFn-4


9 Ocak 2014 Perşembe

Temize çıkmak için kafa karışıklığı

Gidiş mi daha cesurcadır, yoksa kalmak mı? Her gidiş özünde bir kaybediştir, ama daha gururluca.

Neden tamamlanmak değil de, yok etmeye çalışmak? Alfred de Musset haklı mı? “Tek gerçek, mantığın ötesindeki aşktır.” Peki bizi ve anıları flulaştıran mantığın ötesine gidememizdi, ya da buna cesaretten kendimizi kaçındırmamızdı.

Kafam yerinde değil, şu son günlerde yaşadıklarım, haftalardır içimde sakladıklarım gerçekten kolay değil. Daha az ağlıyorum ve hatta geçmişe oranla daha az düşünüyorum, odaklanacak birşeylerin peşindeyim. Boğazdaki düğümlenmeler daha az. 

Çok nedenler var ve bu nedenler arasında çırpınan gerçekler. Ya da her anış ve düşüncede vicdan azabını dindirebilmek için yeni nedenler üretmek.

Asıl gerçek daha fazla düşünerek tüm yaşamı geçirmek istememek ve böylelikle yalnız kalmayı öğrenmiş olmak.

"Mevsimler ağaçlardan düşüyor,

sırtı huzurlu şeftali teninde uyuyor,

umudun olmadığı bir evde yaşıyor,

geçmişimiz beyaz tuğlalı evinde küçük bir hayvan gibi uyuyor,

birisi tuğlayı pembeye boyamış,

sıkıntıya bir iyilik yaptığını düşünerek…" (Laurence Anyways)



http://www.youtube.com/watch?v=0rxwdVRB15Y


11 Aralık 2013 Çarşamba

B. Cantat ve P. Humbert

Yıllar önce Fransızca'ya başladığım sıralar Nori Desir dinlerdim (Ha bir de rock konusunda Louise Attacque vardı hayatımda). Des Armes playlistimde çalar dururdu. Geçen ay Paris'te metroda billboardlarda gördüğümde Bertrand Cantat'ın müziğe geri dönmesine çok sevindim. Son dönem Fransız müziğinde özgün bir isim olduğunu düşünüyorum. İlginç de bir hayatı var. Öldüresiye dövdüğü dünyalar güzeli oyuncu bir sevgilisi,intihar eden karısı, hapis yılları...
Müzik insanı yaşamındaki en sihirli şeydir, arzu gibi...

6. şarkı uçurucu.


https://play.spotify.com/album/5NAlRXuJEAqDjuYlzuGewb

10 Aralık 2013 Salı

Bir Cohen Gecesinde Lorca

"Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
birçok kere yitirdim denizde kendimi
gidiyorum aramaya, suyu bilmeden
beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri."

Federico Garcia Lorca.

19 Kasım 2013 Salı

Bir Agaca Asik Olmak

Ben yine savsaklıyorum yazmayı. Belki çekincem elime kağıt kalem almaktan ya da düşüncelerimi bilgisayar tuşları karşısında samimiyetsizliğe dönüştürmekten kaynaklı. Ama şu an bunu gerçekleştirme gücünü gösterebiliyorum.
Bugün güneşli ve güzel bir günde yaşadığım şirin kasabanın yollarında yürürken bir ağaca aşık olma fikri geldi. Hayır gülmeyin; bu kişinin doğaya, evrene, duyduğu özel ilgiyle ilişkili. Çalıştığım yerde olsun, evimde olsun bazen bir ağaca bakarak mevsimlerin analizini yapmaya çalışıyorum. Evet, şu an anlayacağınız üzere sonbahar ve her yer kahverengi. Ve bir ağaç öylece karşınızda masumca duruyor. Gökyüzü ana kucaklarını açmış ve sana tüm güzelliklerini sunuyor. Mavilik, yeşillik, düşen ya da uçuşan yapraklar... Daha ne istenebilir? Biri hayallerimi sorsa kesinlikle Sahra Çölü'nde oturup, kendimi çölün kahverengiliğine ve gökyüzünün maviliğine bırakmak. Sadece iki renk ve önümdeki sonsuz görüntü.
İşte bir ağaca aşık olma fikri de bu. Sessizlik, değişkenlik, güzellik...
İnanç ve Tanrı kavramları yaşamımda önemini yitirdiği için doğanın kendisine çok şey atfediyorum belki de. Gökyüzü bir Tanrı olabilir, bir ağaç ise bir peygamber.
Evet, ben bir ağaca inanıyorum hem de tüm güzelliğine ve tüm masumluğuna. Ve bundan kocaman bir aşk doğuruyorum.
 
(18 Kasim 2013)

9 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Kiziniz Olursa Eger (Eksi Sozluk´ten)

"Asla ve asla toplumda kendisini geride hissetmemesini telkin ederdim.  herhangi bir ırka, herhangi bir cemaate, bir siyasi görüşe ya da herhangi bir topluluğa ait olarak yaşamaması gerektiğini söyler; ondan yalnızca özgür bir dünya vatandaşı gibi davranmasını isterdim.  içinde yaşadığı toplumda tamamen kendi düşünceleriyle ve yalnızca kendisi olarak var olması gerektiğini öğütlerdim.  cinselliği gözünde asla büyütmemesini, seksin yalnızca hoşlanılan kişiyle bir iletişim ve bütünleşim şekli olduğunu söylerdim. bu konuda ona yapacağım tek baskı -eğer yönelimi karşı cinse olacaksa- zamanı geldiğinde mutlaka korunmaları gerektiği yönünde olurdu.  toplumda kadınları ezmek için kullanılan kaşar, motor, orospu gibi hakaretleri ve yaftalamaları asla umursamamasını söyler; hatta yeri geldiğinde bunları kabullenip ters psikoloji olarak kullanmasını öğütlerdim.  özgüveni yüksek ve güçlü bir karakter olarak yetişmesini sağlar, büyüdüğünde kendi kız arkadaşlarını da etkileyebilecek biri olmasını sağlardım.  dini inançlara, astroloji gibi hurafelere itibar etmemesini tavsiye ederdim. bu konuları arzu ederse istediği gibi araştırabileceğini ve zamanla kendi doğrularını bulabileceğini söyler; fakat insanlığı ileriye taşımanın asıl yolunun çağdaşlıktan ve bilimsel düşünceden sapmamaktan geçtiğini de ona anlatırdım.  ona empatiyi aşılardım. kendisi gibi düşünmeyenlere, kendisi gibi giyinmeyenlere, kendisi gibi yaşamayanlara saygı göstermesi gerektiğini her zaman telkin eder; bizi insanların gözünde gerçekten saygıdeğer kılacak olan şeyin farklılıklara gösterdiğimiz saygıdan ibaret olacağını hatırlatırdım.  hata yapmaktan asla korkmamasını öğütler, insanın ancak hatalarından ders alarak güçlenebileceğini anlatırdım. bir seçim yapacağı zaman düşünmeden hareket etmemesini söyler, karar verdikten sonra da asla seçimlerinden dolayı pişmanlık duymamasını isterdim.  okuyacağı okulların onun aklını gerici düşüncelerle zehirlemeyecek okullar olmamasına dikkat eder, kendisini geriye çekmeyecek arkadaşlıklar kazanabileceği ortamlarda yetişmesini sağlardım.  çevresini ve içinde yaşadığı evreni anlamaya çalışmasına yardımcı olur, onun meraklı biri olarak yetişmesini sağlardım.  üniversite çağı geldiğinde avrupa’da okumak isterse ona bir interrail bileti alır, okumak isteyebileceği şehirleri tek tek gezmesini, oralardaki üniversiteleri ziyaret etmesini, profesörlerle görüşmesini ve okuyacağı üniversiteyi seçmesini söylerdim. dönüp tercihini yaptıktan sonra onu seçtiği üniversitede okuturdum. tercihi amerika’dan yana olursa ona yine aynı desteği verirdim.  ufak yaşlardan itibaren bir müzik aletini çalmayı öğrenmesi için gayret eder, önemli dünya dillerini öğrenmesini sağlardım. dünyanın çeşitli yerlerini gezdirip farklı kültürlerle küçük yaşta tanışmasını sağlardım.  çocukluğu ve gençliği boyunca tanıdığım önemli insanlarla mutlaka onu tek tek tanıştırır, onları dinlemesini ve izlemesini sağlar, hepsinden bir şeyler öğrenmesine çabalardım.  iyi bir sinema ve tiyatro kültürü kazanmasını sağlar; iyi müzik dinlemeye ve düzenli olarak kitap okumaya teşvik ederdim.  filmlerden, kitaplardan ve şarkılardan ona pompalanan abartılı aşk anlayışını gerçek dünyadan beklememesini öğütler; güvenilmemesi gereken insanların yanlış yönlerini görmeyip onlara gözü kör olacak kadar bağlanmaması gerektiğini söylerdim. kadınlarla olan eski ilişkilerimi ve gençliğimin ne kadar hareketli geçtiğini ona anlatır ve sevilmek konusunda gerçekçi beklentiler içinde olması gerektiğini tavsiye ederdim. olur da sevilmeyi ve değer görmeyi hak eden birisi karşısına çıkarsa onun kalbini asla kırmaması gerektiğini söylerdim.  babası gibi, günü gününe olmasa da düzenli bir şekilde günlük tutmasını tavsiye ederdim.  uçlarda yaşamanın toplumun ona öngördüğü biçimde yaşamaktan çok daha iyi olduğunu anlatır, fakat çevresiyle tamamen uyumsuz ve insanlardan izole bir hayat yaşamaması gerektiğini de eklerdim.  her zaman yanında olduğumu her zaman hissettir, ama ben yanında olmasam da kendisini aynı şekilde güçlü hissedebileceği şekilde yetiştirirdim.  hobilerinin olması konusunda onu motive eder, yapmak istediği şeylerde onu desteklerdim. ne yapmak isterse istesin her zaman arkasında olacağımı ona mutlaka hissettirirdim.  ona asla çok sert davranmaz ve asla şiddet uygulamazdım. onu olması gerektiği kadar disiplinli bir şekilde yetiştirir, ceza yerine doğru şeyler yaptığı zaman ödüllendirmeyi deneyerek yetiştirmeye gayret ederdim. gerektiği yerde bu konuda yetkin kişilerden mutlaka destek alırdım.  bütün bunları yaptıktan sonra ne şekilde yaşamak isterse istesin arkasında olacağımı ona hissettirir ve istediği biçimde yaşayabilmesi için ona güvence verirdim.  hepsinden daha önemlisi, onu sevgiyle yetiştirirdim."