29 Eylül 2010 Çarşamba

Cohen Konseri

Bir ay olmuş yazmayalı. Şu anda Cohen süper şarkılarını burnumun dibinde söylüyor. Dortmund'da konseri var. Orda olmak ve nefis şarkıları söylemek icin neler vermezdim. Ben de odam da dinliyorum.

29 Ağustos 2010 Pazar

with ♥ from Cologne

Geldim sonunda ve soğuk bir akşamda Köln'den yazıyorum. 2 gün biraz şehir merkezini, Köln Katedrali'ni gezecem. Ben burayı sevdim; soğuk ve insanları yardımsever görünüyor. Biliyorum şimdi Erasmus günlüğüne zaman ayıracağım için sana çok dar zamanlarda yazacam

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Yolculuk

Sevgili Olric'im; ben şimdi Sabiha Gökçen Havaalanı'ndayım; 3 saat sonra yola çıkacağım. Vedalaşma korktuğum gibi olmadı; eğlence beni bekliyor dedim ama Adana havaalanında ablam arayınca birazcık gözyaşımı tutamadım; ama sonra taktım kulaklığı; hadi eyvallah deyip Adana'ya ki geldim buraya. Bakalım beni neler bekliyor. Gece gece tren beklemece, ve lütfen soğuk... Sonrası macera!

23 Ağustos 2010 Pazartesi

i♥Facebook

Şu sosyal medya denen olayın aslını çözebilmiş değilim; popüler kültürün bir parçası olarak yıllar öncesinden üye oldum. İlkokul-ortaokul arkadaşlarımı (ki çoğu yurtdışındaymış) bulmak süper keyif vericiydi. Sonra 100-200 derken 400 ü aşan arkadaş sayım, onlarca eklediğim video ve gereğinden fazlaca harcanan vakti göz önüne alınca epey işe yarıyor. Erasmus ve çoğu meselede az yardım aldığım da söylenemez (Youtube gibi uzun süre yasaklandığnda eksikliğini hissederim); ki msn-cep telefonu az kullanan biri olarak hiç kullanmamaya başladım ama bazen yoruyor; tabi ben kendi kendimi yoruyorum. Anlamadığım şeyse sükse yapma aracı olup olmadığı. Televizyon kanallarında X'in yerinde olmak isterken, kendi sayfamızda kendimizden bir X yaratıyoruz. Evet bunu biz yapıyoruz... Çoğu kişinin eğer gerçek aynasıysa; 'alt tarafı Facebook' demeli mi üye? Bilmem.
Ayrıca şu klasik yorumlar var ya 'cnm çok güzel çıkmışsıııııııın' hahaha. Ya da düğün fotolarını altındaki klasik tebrikler. Böylece bizim insanımızı tanıyoruz. Yorum gücünü görüyoruz. Hoş facebook bir kıstas olmamalı ama napayım işte sevdiğim gibi eleştirmeyi de seviyorum. (ki facebooku eleştirmiyorum!)
İşlevselliğinden haz aldığım feys'e dönmeliyim; ki annem-babam dışında hemen hemen herkes facebookta. Kim ne mi yapmış? Neyi kim mi yapmış? Britney ablamız kilo vermiş, Recep Tayyip amcamızın komik videoları eklenmiş :) Safsatalarım işte...

22 Ağustos 2010 Pazar

Maldoror'un Şarkıları

En sevdiğim kitap; yıllardır yerini kimseye kaptırmadı; arada sırada Küçük Prens ile yanyana durdu çantamda. Ama onun yeri ayrıydı; başucu kitabım oldu hep. Aylarca etkisinden kurtulamadım; hatta 6 bölümden oluşan bu kitabın 7. bölümü yani 7. şarkısını ben yazmaya karar verdim ve epeyce karaladım; sürrealizmle ilgilendim. Arasıra Isidore Ducasse'ı andım; daldım gittim; sustum ve gülümsedim. Fransızca öğrenmeye karar verdim çevirisi için, kursa da gittim. Ulaşmam güç olmuştu kitaba ilk başlarda ama ulaşınca satırları ezberledim. Kitabı barındıran okyanus kelimesi oldum kimi zaman da Maldoror'la okyanusun dibinde dalıp giden biri. Elend'in Solitude şarkısıyla kaç gecemi geçirdim onunla uzun zaman önce.
Uzun süre oldu elime alıp sayfaları kurcalamayalı; açıkçası benim için değerli şarkıları yanımda götürüp götürmemekte de tereddüt ediyorum.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Uçtu uçtu

O kadar sıcak ki; aklımı tutamadım kafatasımdan uçtu uçtu :)
Üşümek, iliklerime kadar donmak, kardan adam yapmak (hatta kardan kadın olmak), atkı-bere kullanmak istiyorum. Karda kaymadan, kardan adam yapmadan büyüyen çocuk olmak... Gelecek hafta için sabırsızlanıyorum. Karmakarışık planlar var; bu hafta hazırlanması gereken çantalar. İnsanı tembelleştiren sıcağa rağmen.
Bu arada 13 kasımda Scorpions'un Köln'de konseri var ki; son turneleriymiş; o klasik ve eşsiz şarkılarında kendimden geçmek eylemi de var planlarda.

20 Ağustos 2010 Cuma

Kıskandığım tek kadındır Marianne!

Marianne
Kıskandığım tek kadındır Marianne
Yüzünü görmem, mizacını bilmem;
Duymam, hissetmem.
Körüklü bir duygu bendeki sadece.
Oysa ben yine de derim ki;
Görmeksizin, bilmeksizin
Kıskanmaya değer özel bir kadın Marianne.
İmrenmeye değer.
-
Adı Marianne Ihlen. O zamanki adı Marianne Jensen. Kocası Norveçli yazar Axel Jensen’den alıyor adını. Axel ve Marianne 1950’lerin sonunda bir şekilde Yunanistan’a gidiyorlar.Yer Hydra adası. Burası o zaman sanatçıların takılmaya geldiği, öğlen bir, akşam bir saat elektriği olan, insanların gece gaz lambasının aydınlattığı mekanlarda yiyip içip sohbet ettiği, şiirler yazıp şarkılar bestelediği bir ortam.Ama bu sanatçı takımı öyle ekmek elden su gölden de yaşamıyor.Mesela Marianne’in anlattığına göre sadece birer temiz tişörtleri ve basit yemekler yiyecek kadar paraları var. Ama çok mutlular.Axel ile evleniyorlar. Yıl 1958. Bir de çocukları oluyor.Ancak işler pek de harika gitmiyor. Axel yayıncısıyla görüşmek için Norveç’e gidip gelmelere başlıyor.Ve ortaya çıkıyor ki meğer sadece yayıncısını görmüyormuş Axel.O noktada Marianne adada kendi gibi sarışın çocuğuyla yaşayan, herkesin hikayesini kulaktan kulağa anlattığı bir efsane oluyor. Yunan adasındaki Norveçli kadın.23 yaşında o sırada.Adaya gelen Leonard Cohen’in ilgisini çekmesi de uzun sürmüyor tabii.Marianne onu ilk gördüğü anı dün gibi hatırlıyor:“Bakkaldan süt alıyordum. Kapıda biri belirdi. Kolları sıvanmış bir gömlek ve beyaz spor ayakkabıları giymişti. Güneş arkasından geldiği için yüzünü göremiyordum. Bana ‘Dışarı gelip bizimle oturmak istemez misin?’ dedi. Etkilenmiştim…”Marianne ile Leonard Cohen önce dost oluyorlar. Bir süre sonra da sevgili.Adada harika günler geçirdikten sonra Norveç’e dönmek isteyen Marianne’i Cohen götürüyor arabayla. Ve Montreal’e döndükten sonra dayanamayıp arıyor. “Burada bir evim var, şimdi tek ihtiyacım hayatımın kadını ve oğlu.”Marianne çantaya iki tişört bir gömlek atıyor, çocuğunu da alıp gidiyor.Gidiş o gidiş…Hikayenin nasıl sonlandığı bu noktada hiç mühim değil.Axel’in Cohen’le iyi dost olduğunu, 70’lerde Hintli bir kadına aşık olup evlendiğini ve 2003’te ölene kadar onunla mutlu bir şekilde evli kaldığını söyleyeyim.Cohen malum.Marianne 2005’e kadar ortalıkta görünmedi, kimseye konuşmadı. Norveçli televizyoncu Kari Hesthamar ’a verdiği röportajda anlattıkları bunlar.Ve ne oldu biliyor musunuz?İki hafta önce, 16 Temmuz’da Norveç’in Langesund kentinde Cohen sahneye çıktığında seyirciler arasında tanıdık birini gördü. 75 yaşında sarışın bir kadın, iki torunuyla birlikte yüzünde gülücüklerle kalabalığın arasındaydı.“İlişkimiz biteli yıllar oldu. 30 yıldır biriyle evliyim ve çok mutluyum. Ama onun her zaman beni sevdiğini, koruduğunu bilirim” diyor Marianne.