30 Mayıs 2011 Pazartesi

Face

Defalarca denedim Facebook'tan uzak durmayı, ama olmuyor. Seviyorum, sevmiyorum hic bilmiyorum; onla da olmuyor onsuz da. Nasıl desem, insanlara yakınlastırıyor, uzaklastırıyor da.

29 Mayıs 2011 Pazar

Son günler

Günlerim dou dolu geciyor ve bunu seviyorum, uyuyacak zaman bulamayıp, partide uyumak. Bir yandan ailemden para istememek ve ayaklarım üzerinde durmak icin is bakıyorum, hos part-time calıstıgım islerden kazandıgım parayı gezme amaclı kullanıyorum; cünkü Türkiye'ye donunce tekrar yurtdısı ve vize olayı zor olacak. İyisi mi degelendireyim. Dönmek dedim de, icimden hic gelmiyor. Kalan 2 yıl nasıl gececek. Bu soru bir an olsun yalnız bırakmayıp, kemiriyor beynimi. Yogunluga vuracam kendimi tekrar tekrar, simdilik en iyi cözüm bu. En azından öyle görünüyor.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

la la la

Acayip mutlu hissettim aksam kedimi cunku izlandalı biriyle ilk kez konusup bilgi aldım, izlandaca derslerine giriyorum ki bi kac fiilin cekimini dahi ogrendim. İkinci dil olarak Danca ogrendiklerini, golf stream akıntılarından dolayı soguk olmadıgını, ogrenci yasamının pahalı oldugunu, azınlık olduklarında dolayı sıcakkanlı olduklarını...
Gidecem gidecem bi gün

22 Mayıs 2011 Pazar

Aptal

23 Mayıs 2011! Hic heyecan yok, oysa haftalar oncesinden bu tarihte bulusacagımız kararlastırılmıstı ve ilk baslarda bekledim. Hikayesi olan mavi elbiseyle kapını calacaktım, belki kek bile yapardım senin icin (elimden geleni yapardım aslında) Ama neden bunu yaptın ve neden bana bagırdın, beni incittin, aglattın, evden kovdun. Kabul ediyorum gece 2.00 civarı kapını calmak mantıksızcaydı; ama seni gercekten cok ozlemistim ve herseyi asıp gelirdim her kosulda ve bu benim icin hicbirseydi. Peki ya 2 ay suresince alkolun hayatımdaki lanetli islevi? Merak etmiyorsundur biliyorum; toparlandım ben, mutlu olmaya calısıyorum ve aklıma her geldiginde (lanet olasıca günün her anı) kızgınlık belirtisi hissetmek istiyorum, bazense aglıyorum. Ben hala acı cekiyorum ama egleniyorum da sanki kosullanmıs gibi. Ben bunu ve bu gozyaslarını hak etmedim. Sadece 3 ayım kaldı ve sonrası... Hayatın beni yonlendirdigi yone dogru gidecegim ki sen de oyle. İlk kez 'Biz'li bir cümle kurmak istersem; birbirimizi hatırladıgımızda gulumseyecegim ben. Tabiki bu mumkun, seni hatırlayacagım; tum iyi niyetimle. Erasmus'umun en acı kısmı olsanda benim anılara sadık yapım her zaman saygı duymam gerektigini hatırlatacak! Sen o lanet ve basarısız dünyanda yok olup giderken ben hep yazacam siirlerden ve sarkılardan intikam alarak. Palahniuk, Iggy Pop vs. hep seni hatırlatacak, hersey ardımdan gelecek ama her ne kadar isin zor kısmını atlatsam da arkamdan kovalayacak birseyler. Hallelujah gülümsetecek ve yıllar sonra seni cocuklarıma anlatacam. Sana söz veriyorum, hayır hicbir sey icin soz vermiyorum. Yıllar sonra birbirimizi gorecez; Before Sunrise'daki gibi. Salak bir hikayenin parcası olarak ben hala yumurtanı ve cakmagını saklıyor olacakken.
Kendi yolumuzu tuttuk ve Facebookta yeni yetmeler gibi rol yapmanın luzumu yok. Bazen susarak da cok sey anlatabilir insan. Senden sonra ben bunu sarkı ve siirle yaptım. Güclü hissediyorum. Kendine iyi bak. Hayır ne yaparsan yap. Bu kadar ve bitirmeliyim. İkimiz aptaldık ama ben mutlu bir aptaldım. Tesekkurler.

Umulanlar ve cennet

Hergün yazmak istiyorum ama gercekten uygun zamanı bulamıyorum.
Düsündüm de, su an 3 dilek dilememi soyleseler, iki tanesi beynimin hep bir kenarında. Cohen konserine gitmek ve İzlanda'ya gitmek (dikkatimi cekti 'gitmek' filli) Bazıları icin cok sıradandır biliyorum ama ben heyecanlanıyorum. Bilmem, oyle hissediyorum. Hememn hemen hergün, Tanrı'ya ki inanmasam bile Cohen'e daha uzun omur diliyorum, ilginctir ve İzlanda'yı aklıma dusurdugumde volkanların o ulkeden uzaklasmasını umuyorum.

Ve gecenlerde cennet nedir sorusunu irdelemek istedim derste, anlamıyorum almanca dersleri cogu zaman ve baska ugraslarda da bulundugum olmuyor degil, sanırım salı gunuydu ve gercekten bize vadedilen bir yer var mıydı, peki burası nereydi, bu gezegen, 'stairway to heaven'... Sonra aynı gün Stephan Hawking'in cennetin bir mit ve karanlıktan korkan insanlar icin bir peri masalı olduguna dair yazısını okudum. Ben sonuc alamadım, ama bazen kandırmak, kandırılmak da güzel oluyor.

Hayır hayır 3. dilegim cennet degil... Bilmiyorum!

15 Mayıs 2011 Pazar

ilk somut tepki

Bugün ilk kez elime aldıgım pankart ile Köln Katedrali'nin orda internet sansuru icin bulunduk. Amacımız güzel sekilde derdimizi anlatıp ve basına vermek icin fotograf-video almaktı. Peki yıllarca Cumhuriyet Yürüsleri dısında (babamın seker hastası haliyle tek basına Adana'dan Ankara'ya gitmesi benim icin etkileyiciydi ve gurur vericiydi) hicbir yürüyüse, protestoya, eyleme daha önce inanmayan ve katılmayan ben, neden ordaydım? Bu soruyu sormusmuydum öncesinde? Evet sormustum ve cevabını da verebiliyorum! Artık gercekten sesimi cıkarmak istiyorum ve aslında duyurmak. Cünkü cok fazla hakkımın yenildigini ve benim gibi düsünen nice insanın yeterince tüketildigini düsünüyorum. Masa basında oturup ya da Facebook'ta karsıtlıgını savunmak yerine üsüsemde gittim oraya. Bilincli gittim, söyleyecek iki cift lafım var diye gittim, umutsuz olsamda vicdanımı rahatlatmak icin gittim, ilerde o ülke icin ne yaptıgım soruldugunda cevap vermek icin gittim. Yalnız olmadıgımı, olmadıgımızı görmek icin gittim. Düsünüp-sikayet etmek yerine, harekete gecmek icin gittim. Bikac akıllı insanla dönecegimiz güzel ülke adına konusmak icin gittim...
Umutsuz muyum? Her zamanki gibi. Ama ben bugün bunu yaptım. Annem-babam gurur duysun ya da duymasın, ben bunu internet özgürlügümüz icin yaptım, yine olsa yine yaparım!

12 Mayıs 2011 Perşembe

Düs kur

Birgün, bir yazar olabilecek miyim? Kitaplarımın, siirlerimin cok okunmadıgı, ama hep paylasmak icin cabalayarak da olsa tükenebilecek sabırla bile deneyecek miyim? Siirlerimi adadıgım kisi okuyacak diye dünyanın en uzak koselerinde yazabilecek miyim? Anti-kahramanlar yaratarak zihnimde, onları harfler aracılıgıyla konusturabilecek miyim? Zaman gösterecek herseyi degil mi? Sadece zaman...