Gitmeli mi, kalıp mücadele etmeli mi? Pişman değilim, iyi ki geldim ama nasıl desem durup sözümü tutmalıyım! Sana güzel haberler vermeliyim.
Bugün babalar günü ve ailemi özlüyorum; önceki gece babamı rüyamda gördüm, kolunu kesmişlerdi. Ah Tanrım, aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.
Ablama gelince; dünyanın neresine giderseniz gidin yanıbasınızda olan kimseler aileniz üyeleridir. Evet, aile her seydir. Zevklerimiz, hayattan beklentilerimiz olsa da ablamı çok seviyorum ve onun her şeyin en iyisini hakettiğini düşünüyorum. İyi ki ablam, abim ve kardeşim var, çünkü bu bana çok şey katıyor.
Benim öyle laylaylom geçen Amerika günlerim yok hatta iş arıyorum da diyebilirim ama şunu azen çok söyleyebilirim ki ben güneşli günlerden, laylaylom tatil belgelerinden bazen çok sıkılıyorum. Bu arada buraya gelirken gecen hafta Penn Station'da sabah treni kaçırdık ve ablamla Manhattan'ın baş döndürücü binalarının orda zaman gecirdik. Central Park'ı göremedim ama Bryant Park harika ve tüm gün orda kitap okuyarak zaman geçirebilirim. Cuma günü ikini el kitaçı keşfettim ve Dostoyevski-Suç ve Ceza'nın ingilizcesini aldım. Yaşlı şeker amca Rus sandı beni ve herhalde Türk oldugumu söyleyince şaşırdı. Rus oda arkadaşlarım gitti ve kafamda şu cümleyi bıraktı: 'Ruslar paraya ne kadar düşkün'. Ayrıca AIESEC-Rusya stajından vazgeçtim gibi, Makedonya'da staj ve Balkan kültürünü tanıma, hatta Elise'yi kandırabilirsem orda bulusup Flexipass olayı yapma daha çekici.
Ve sanırım benim en güzel yazım geçen agustostu. Elise her mesajında beni özlediğini yazıyor. Ben de onu özlüyorum. Çok yazdım ama şu an Amerika'da değil, Fransa-Almanya-İsviçre'nin bir kasabasında Elise ile içmek isterdim. Belki uzun zamandan beri beni anlayacagına inandıgım tek insan oydu. Ve Kai, ondan haber yok. Tandem partnerim ve benim güzel kalpli Katja'm ise uzun süredir yazmıyor ki tezinden olsa gerek. NY'tayken kart göndermiştim ilk iş olarak. Hatırlanmak güzel şeydir...
Çevremde Türkler var ve siyahlar, ırkçı değilim, olanı da sevmem ama hani alıştıgımız Afrika'da aç olan siyahlar yerine benim gözlemlediğim hiphop müzik dinleyip 'Oh Man' diyen sakızlı insanlar bunlar. Müzede haftada bir gün gönüllü olarak çalışacagım Newport'ta. Ehliyet kursuna yazılacagım salı günü. New York ve Boston'a gitme planlarım var ama bakalım... Bu arada Alex'ten bahsetmeliyim ki kaldıgım motelin rezervasyon bölümünde ve ingilizce konusuyoruz
Amerika'dan nefret ediyor, Avrupa'da kalmıs ve orada okula gitmiş. Muhabbeti çok güzel. Geçen pazar Rhode Island'da ilk sabahımda Amerika'da kiliseler nasılmış diye girdiğim kilisede beni çok sevdiler! Aslında o kadar uykuluydum ki amaclarımdan biri şehri gezerken oturup dinlenmekti ama iyiki gitmişim. Avrupa'daki gibi görkemli ve korkutucu değil mimari olarak.
Zaman nasıl geçiyor bilmiyorum; Hamlet gibiyim, gitmeli mi kalmalı mı?
Bu arada dün notlara baktım ve koca bir aferin bana! 11 dersimin 10 tanesini gayet güzel geçmişim. O derse gelince zaten alttan bırakmak istedigim için çalılmadıgım ve gelecek dönem Hacettepe'de alıyor olmam nedeniyle çalışmadıgım dersti. Hedeflenen 10 dersin sadece bir tanesi (Din Sosyolojisi) CC ve Dünya Edebiyatı Tarihi-Hamlet ise gururla aldıgım ilk 100!
Uzunca bir ara verecegim sana, yogunlasmam gereken seyler var ve karar vermem gereken..
Cümleler karışık, kelimeler darmadağın. Yaşamın kolay olmadıgını öğrenme süreci ve kapitalizme hizmet etme ve diger yandan deneyim-CV diye kosturma. Planların içinde bogulma, üstleri çizilince hissedilen hafiflik. American dream hiç olmadı ama ne bilim karavanla baştan aşagı bu ülkeyi gençken hatta bazen otostopla (yasakmış bu arada) birkaç arkadasımla gezmek isterdim. Ama şimdilik Providence'ı keşfetme, Boston'a seyahat, sonra New York ve Niagara'ya tur.
Sevgiler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder