Söylenecek çok şey var, ama kelimelerin tükenmesinden yana endişeliyim. Hatırladım, ondan hatıra diye bir şey istemiştim. Kafka'nın resminin basılı olduğu t-shirtün arkadaşı tarafından hediye edildiğini söylemişti. Ve sonra yatağının üzerinde duran günler öncesinden haşlanmış yumurtayı ve çakmağı vermişti. Hem de hatıra olarak. Yumurtayı saklamıştım. Bu çok aptalca gelecek ama bunu yapmıştım. Belki çok romantik anıma denk gelmişti belki de aptallığıma. Köln'den ayrılırken -gerçekten ona karşı tüm duygularımı yitirmişken- bavulumda ağırlık yapmasın diye tam da eşyalarımı toplarken birdenbire yere fırlatmıştım yumurtayı. Tüm kızgınlığımın patlaması gibiydi o an o sahne. O yumurtayla bitmemişti herşey. Çok öncesinden, aramızdaki saygının bitmesiyle ve aslında zamanın acıyı dindirmesiyle bitmişti. Peki çakmak? Hala evde. Hiç kullanmadım. Küçük bir hatıra olarak odamın bir kenarında duruyor.
Ve şimdi diyor ki,
Sana bir hediye vermek isterim onu hatırlamam için. Kibarlık mı yoksa geçmiş mi? Hiçbir şey istemiyorum. Benim kimseyi hatırlamaya ihtiyacım yok gibi. Çünkü elimde zaman gibi güçlü bir silahım var tüm anıları gerektiğinde yok edebilmek için. Birkaç şarkı ve birkaç haftaya ait anılar... Yeter belki de. İnanıyorum ki şu an daha çok anlam kazanan o çakmak benim onu ilerde hatırlamam için yeterli olacak. Yeterince somut.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder