"A woman must be willing to burn hot, burn with passion, burn with words, with ideas, with desire for whatever it is that she truly loves. One will arrange that one's creative life has consistent fire under it."
"women who run with the wolves: Myths and Stories of the Wild Woman Archetype"
(Clarissa Pinkola Estés)
8 Mart 2011 Salı
28 Ocak 2011 Cuma
Banana Moon is shining in the sky
Şimdi bi anlaşma yapalım; hayır ben kendimi anlatmıyorum, öyle de bi derdim yok aslında. Çünkü kendini anlatma çabası; yıpratma çabasının sadece bir yoludur. Benim yolum da bu olmamalı! Ama tarif edilemez bi duygu içindeyim; çünkü dünyanın istediği insan oldum, en azından öyle hissediyorum. Zevklerim, beğenilerim, yaptıklarım, uğraştıklarım... 20-21 yaş sanrılarını atlattım ve artık Camus'nün 'Sisifos Söylencesi' de eskisi kadar etkilemiyor. Bugün şöyle bi kendime tekrardan baktım tarafsız olarak; sanırım kendi kendime mutlu olmayı seviyorum. Kendi kendime konusuyor, gülüyor, aglıyor, kendime hediyeler alıyorum bazen ve bir mutluluk oyunu oynuyorum. Cok arkadaşım ve bana cok deger veren dostlarım var ve bunları kazanmak icin emek verdim ve evet ben bunları tüm ictenliğimle yaptım! Nasıl desem; ben hayatımı sevimli-mutlu yaşlıların yaşadığı soguk bi kasabada, dogayla ic ice olarak yalnızca gecirmek istediğimi düşlerdim, ama şimdi bu benim icin düş değil, kafamdaki kitap projesini gerceklestirmek icin yapmak istedigim bir şey, bir araç. Cünkü herşeyi uclarda yaşasamda, orta yolunu tutturmak icin gosterdiğim caba beni kendiliğindenliğe yönlendirdi. Şimdi, evet cok planım var, ama bunlarla hayata tutunuyorum. Hassas yapının altında güclü görünmeye yeltenmektir kimbilir bu. Camus mütevazice der ki; 'Bazılarının sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor.' Bazen topluma ters düsebiliyorum ki aslında cevreme, ama nasıl oluyor da herkese bu kadar uyabiliyorum? Yanıtsız sorularımla uyuşma süreci olsa gerek... Entelektüelizmin gectiği bunalım ve toplumu anlamama kaygıları degil, öyle bir kaygım da olmadı; ama boyle zamanlarda da lanet olası sevdiğim felsefenin bana yarattığı o duyguyu hissettim ve şu fiili uyguladım; soru sor ve cevap bulamadıgında köseye cekilmektense kafa yor! Peki ya sonrası? Ara cevabı her kelimede, her insanda, her duyguda. Uyum sürecinde ayakta kalmamı sağlayan seylerden biri de; paylaşımı sevmem, evet belki de asıl nedeni budur. Ne hic küfür bilmeden eğitmemdir kendimi, ne de nezaket kelimesinin önemini beynime yedirebilmemdir. Tabi bir de 'empati' sözcüğünün günün cogu anı etkisi de denebilir. Ne cok şeye neden olmustur bu sözcük. Yaşamın cok sıradanlıklarla oldugunu belirtmis olsam da yasamımda bi sürece, sürprizlerle dolu oldugunu da söylemişimdir. Cünkü ben normal olmak icin cok caba sarfettim. Ve hic kimse bunu fark etmedi... Kendimi kendim yetistirdim, ailemden aldıgım degerlerle. Dostluklarımı gelistirdim, insanlardan öğrendiğim güzel şeylerle... Ama şey, ben bazen duvarlarla konusmayı seviyorum sanırım. Siz beni anlamasanızda ben saygı duymaya devam ederim ama. Öğretildim buna karşı. Bazı geceler Banana Ay ile konusacagım, Kucuk Prens'i anacagım hic olmadık yerlerde, gozlerimi kapadığımda Sigur Ros'un şarkıları eşliğinde ormanları, suyun sesini hissedeceğim. Ve daha bir cogu... Ucuk kariyer planları yapsam da beş parasız olacagım isi secmekle ve durmadan maneviyat deyip insanlıga faydam dokunsun diye didinecegim. Saf desinler, umrumda degil. İnsanlar uyurken gece yarısı ben nesli tükenen hayvanlar icin care arayacagım. 23 yaşımda bazen beklenenden cocukca, bazen de olgunca davranıslar sergileyeceğim. Sizce de böyle olmuyor mu? Ve benle caddenin ortasında yürürken, müziğin ritmine kaptırmış Pınar'ı aradıgınızda şaşırmayın. Üstelik tek bir şarkıyla günlerimi gecirdiğim az görülmemiş degildir. Kafa dağınık, oda düzenliyken ve bazen o kafadaki kelimeleri sokakta bulmaya calısırken gorurseniz dokunmayın. Benim gibi yapın; bişeyler ispatlamak yerine zamandan tasarruf amaclı gülümseyin ki insanlar size bir gülyabaniymiş gibi baktıklarında dahi. Zor değil, hoş bazen zordur ama deneyin iste. Sadece olsa olsa avurtlarınız yakınır bu durumdan. Uzaktan yakından hicbir ilginiz olmadıgı bir erkege sırf güzel gülüyor diye aşık olun. Ben denedim, daha cok ıhıh ıhıh diye gülmeyi öğrendim, biseyler öğrendiğim ve ögrettiği icin de daha cok sevdim. Mutlu olmak icin değil, normal demelerinden cok öyle olmak, belki de kendinizi bulmak icin...
27 Ocak 2011 Perşembe
Aynılık
Benim güzel dostum merhaba
Parti maratonu sonrası kendi odamda son gunlerimi gecirerek ve heyecanla yazıyorum. Dikkat ettim de aynı cümleleri kuruyorum ki bu satırları okuyanlar, sonunda pek ilginc bir şey elde edemiyor. Anlayabilirim. Hep aynı duygu yogunlukları ki zıtlıkları ve celişkilerin endişesini yaşadıgım ve buraya aktardıgım icindir diye düşünüyorum. Yakın arkadaşlarım renkli bir insan oldugum görüşünde. Cok konuşup, cok fazla gülümsediğimdendir herhalde. Ama ben hep aynıyım; hayır bu bir rol değil sadece kişisel ruh halimi pek fazla yansıtmama istegimdir yalnızca. Mutluyum, huzurluyum, iyi arkadaşlarım ve ailem var, sağlıgım yerinde, arada bi aşık oluyorum, güzel şeyler yapıyorum ama...
Hatırladım da nereye gidilirse gidilsin kişinin kendisini de götürdüğü gerçeğini. Hayatımı degistirsem de ilginc derecede bi düzen arıyorum. Yaz sonu İzmir'e dönünce yapacaklarımın, planlarımınn esiri oluyorum. Burda tutunmak, orda direnmek... İkisi için de mutluluk hissetmek ama Türkiye'den bir öcüymüşçesine kaçmak! Nereye gidersem gideyim şehirler arkamdan geliyor; aidiyetlikten pek haz almasamda. Şairler hep dogruyu söylüyor anlaşılan.
Parti maratonu sonrası kendi odamda son gunlerimi gecirerek ve heyecanla yazıyorum. Dikkat ettim de aynı cümleleri kuruyorum ki bu satırları okuyanlar, sonunda pek ilginc bir şey elde edemiyor. Anlayabilirim. Hep aynı duygu yogunlukları ki zıtlıkları ve celişkilerin endişesini yaşadıgım ve buraya aktardıgım icindir diye düşünüyorum. Yakın arkadaşlarım renkli bir insan oldugum görüşünde. Cok konuşup, cok fazla gülümsediğimdendir herhalde. Ama ben hep aynıyım; hayır bu bir rol değil sadece kişisel ruh halimi pek fazla yansıtmama istegimdir yalnızca. Mutluyum, huzurluyum, iyi arkadaşlarım ve ailem var, sağlıgım yerinde, arada bi aşık oluyorum, güzel şeyler yapıyorum ama...
Hatırladım da nereye gidilirse gidilsin kişinin kendisini de götürdüğü gerçeğini. Hayatımı degistirsem de ilginc derecede bi düzen arıyorum. Yaz sonu İzmir'e dönünce yapacaklarımın, planlarımınn esiri oluyorum. Burda tutunmak, orda direnmek... İkisi için de mutluluk hissetmek ama Türkiye'den bir öcüymüşçesine kaçmak! Nereye gidersem gideyim şehirler arkamdan geliyor; aidiyetlikten pek haz almasamda. Şairler hep dogruyu söylüyor anlaşılan.
24 Ocak 2011 Pazartesi
Redd ve 21

Bikac gündür durmadan Redd dinliyorum ve 21 albümü en güzel albümlerden biri bana göre. Şarkılardaki ruh hali ve reflex soyle; bi yerden müzik geliyor ve öylece duruyorsun. Sözleri yakalamaya calısıyorsun ama basit değil. Plastik ciceklere ve yasadıgımız cagın plastikligine mi kafa yoracaksın yoksa kendi kendine yarattıgın icindeki ve hatta kulagındaki astrotanrıya mı? Cocuk olmayı isteyip; Peter Pan'ı anmak gibi. Sanırım bu şarkılar 'Varolmayan Ülke' ye götürüyor olsa gerek; ya da müzik, sözlerle hatta ritmlerlerle yaratıyoruz biz bu ülkeyi. Tesekkurler güzel ve kaliteli müzik icin...
23 Ocak 2011 Pazar
Kitaplara özlem
Bunu hissediyorum kitaplarımı özlüyorum. Bugün düsündüm de, bi yabancıyla konussam Türk kültürünün eksikligini goruyorum kendimde. Kızmıyor degilim kendime. Aziz Nesin'in Gol Kralı adlı kitabını okumustum yıllar once ve cok kisi bilmese de cok sevmistim. Ve şimdi, Oguz Atay'a, İhsan Oktay Anar'a, Hakan Günday'a ve daha belirtmedigim isimlere haksızlık yaptıgımı düsünüyorum. Müzikte de keza. Bu başarıdan ya da popülerlikten cok begeni ve etkiyle ilgili. Baska kültürlere olan ilginin benim zevklerime golge düsürmesini istemiyorum acıkcası ama buna da izin veriyorum ne yazık ki.
2 Ocak 2011 Pazar
2011
Yorumunu yapamadım, yazamadım, istedim ama... Güzel bi yıldı; dolu dolu oldugu icin güzeldi. Güzel anılarımın ve güzel arkadaşlıklarımın oldugu. İlk zamanlar her zamanki boşlugu hissettim, ama bunun bi sürec değil de olağan bişey oldugunu öğrettim kendime. Beynim düsündü durmadan gecelerce; başka bi Pınar olmak adına. Ama sonrası düşünmemek icin beynimi yordum. Gereksiz güldüm cogu zaman, gereksiz de ağladım; sıkıcı oldugum zamanlarda dahi pozitif olmayı yeğledim. İnsanlar arasında gülümsemeye gayret ettim elimden geldiğince. Hayatımı aileden uzak kendi kendime yönlerdirdim, karakterimi sağlamlastırdım, belki de olgunlastım. Zaman tükettim, ürettim de. Agaclar arasında yalnız yürümenin zevkini arzuladım kosusturmalarımda. Cogu zaman ilklerimi yasadım, yasamaya gayret ettim . Herkesin sıradan buldugu seyleri yücelttim, kutsallastırdıgı seyleri önemsemedim. Hümanist dediler, bazen insanlar arasında olmaya dahi katlanamasamda. Saygıyı önemsedim, vicdan kelimesinin hayatımdaki yerini unutmadan. Aileme, arkadaslarıma, gözümü kapatıp yalvarırcasına sıgındıgım Şey'e şükranlarımı ilettim. Tabiki incindim, toparlanmayı bildim, düşüp kalktım. Müziği eksiltmedim hayatımda, hep benimle olmasına özen gösterdim. Sarhoş oldum, mutluktan ağlayarak yürüdüm yollarda. Aşık oldugumu hissettim. Emek olmadan yararı olmayacagı icin hep gayret ettim...
Yaşamın bundan sonraki serüveni n'olur bilmiyorum ama ben hep gözlerimi kapadıgımda doğayı düşleyeceğim, cocuk olacagım ama tecrübeleri paylaşacagım da. Anlayana düşlerimi anlatacagım coşkuyla, anlamayana icten ice güleceğim. İnsanlar uyurken insanlığı düşüneceğim ki dünyanın istediği insan olma adına. Şaraplar tüketeceğim; şişenin icindeki duygularla. Bu yılın güzel gecmesi icin elimden geleni yapacağım...
Yaşamın bundan sonraki serüveni n'olur bilmiyorum ama ben hep gözlerimi kapadıgımda doğayı düşleyeceğim, cocuk olacagım ama tecrübeleri paylaşacagım da. Anlayana düşlerimi anlatacagım coşkuyla, anlamayana icten ice güleceğim. İnsanlar uyurken insanlığı düşüneceğim ki dünyanın istediği insan olma adına. Şaraplar tüketeceğim; şişenin icindeki duygularla. Bu yılın güzel gecmesi icin elimden geleni yapacağım...
7 Kasım 2010 Pazar
Sözcükler
Ve bazen iyi ki sözcükler var diyorum kendi kendime; kurabileceğim cümleler. İnsanın kendine kendini anlatabilmesi, varoluşun verdiği çelişkiyi ve boğazına kilitlenen o şeyi, tarifsiz acıyı aktarabilmesi için var belki de sözcükler. Beynindekileri susturmak için de kimi zaman... Hep bi kurtarıcı bekler ya insan işte asıl kurtarıcıdır bunlar fikrimce. Belki de sabahın gelişini kahve ve müziğe oldugu kadar geceye sıgınan kelimelere de borcludur insan. En önemlisi 'Sus' dediğinde biçimsiz harfler söylettirir gecenin sessizlikte dahi konuşmaya başlama çabalarını. Konusturmak isterdim hayvanları, bitkileri ya da onlarla konusmak. Dili olan herşeye ragmen, söylenilmesi gereken seyleri söyleyemeyenleri. Ama sadece şarkılar konussun şimdi. Cohen gecesi yapalım bu güzelim sonbahar gecesinde! Bir kez daha işkence edelim büyülü sözcüklerle birbirimize; susalım, bırakalım kendimizi öylece müziğe ve beraber yapalım bunu...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)