Odada bir bira ve biraz da vodka; balkonda son bi keyif catayım diyorum ama dısarısı soguk! Elise sabah gidiyor ve onun üzüntüsünü hissediyorum tüm kalbimle. Ama yine de eglenmem gerektiginin farkındayım; cünkü zaten ileride cok düsünüp senin beyninin etini yiyecem. Les Rita Mitsouko/Tonite dinliyorum; Elise cok sever bu ismi. Boris Vian ve Noir Desir sevgimiz aracılıgıyla tanısmıstık ve cok da güzel zaman gecirmistik. Birazdan ona mektup yazmayı düsünüyorum. Bu veda degil aslında; cunku görecegiz birbirimizi kalbimiz beraber attıgı müddetçe. Ne kadar sanslıyım dünyanın en iyi kalpli insanlarıyla zamanımı paylastıgım icin. Evet hayat güzel. Eski yazdıgım seylere bakıyorum da insanların cok aptal ve bencil hatta duyarsız oldugu kanaatindeymisim. Ama simdi bakıyorum da; hayır var ama tümüyle degil. Cünkü dünyanın herhangi bir yerinde gözyüzünün maviligini düsleyen baska insanlarda var.
Son bir hafta ve hoslandıgım cocukla zaman gecirip Koln'un tadını cıkaracam ve sonra cantamı alıp anılarla donecem. Adaptasyon surecimi düsünemiyorum...
30 Ağustos 2011 Salı
7
Gülümsedim dün kendi kendime; bir yıl once bu sehre geldigimde kimseyi tanımıyordum ve simdi yeni Koln'e gelip kayıt yaptırmak isteyen cocuga ingilizce olarak sehri anlattım. Zamanı durdurmak cok zor. Gitmeye hazır gibiyim ama gitmemeyede... Bazen güce ihtiyacım oldugunu düsünüyorum; buna gercekten ihtiyacım oluyor gereginden fazlaca. O geliyor aklıma ki yanındayken ne kadar gülümsesemde üzülüyorum bazen. Berlin'de master planı yapmaya basladım ama tüm kalbimle istiyor muyum ki gercekten bilmiyorum. Sadece zaman ihtiyacım var. Beynimi uyusturmaya calısıyorum. Tanrım mutluyum iste ve daha ne istiyorsun benden?
25 Ağustos 2011 Perşembe
6
Tanrım yardım et bana... Üzülmek istemiyorum; ne kadar cok eglendiysem bunun bedelini odemek istemiyorum. Güce ihtiyacım var!
18 Ağustos 2011 Perşembe
5
Bugun trende kendimi tutamadım ve birdenbire gozyaslarım aktı ve carprazımdaki kisi bana bakınca gunes gozlugumu kullanıp kullanmamam gerektigini dusundum; basladım sorulara... Neden bu kadar iyi diye sordum kendime, gereginden fazlaca iyi ve neden bu kadar gec karsılastım ya da total olarak karsılastım diye... Fakulteye dogru yururken birden kendimi surreal filmin bir sahnesindeymis gibi hissettim ve hersey etrafımda ucusmaya basladı ki sonrasında kendi kendime sordum; Neden siirsel degil hayat? Sonrasında arkadaslarla Brühl'deki satoya gittik ve mimari yapısı basımı agrıtmadı degil ve orada insanlara bakıp kimsenin oyle bir hayata sahip olmadıgını dusundum. Avrupa demek; tarih demek ki bunu anladım ama koskoca satoda o insanların nasıl yasadıklarını dusundum ve bi ara dısarı baktım pencereden ki gunesin altında calısan iscileri gordum; hayat ne zalim diye gecirmedim degil... Ben bunu anlayamıyorum iste. Ne kadar cok insan var yeryuzunde diye dusundum ve ne kadar adaletsiz sistem. Eskiden biraz daha acımasızdım ama simdi... Zor gercekten yasam zor; bi yerde sebepsiz yere soru sorup, her sorunun acısını cekmek mi yoksa hayattaki herseyle dalga gecip tumuyle eglenmek mi daha kolay diye gecirdim icimden. Cevabı bulamadım...
Yarın Berlin'deyim ve ordan da umut bekliyorum.
Yarın Berlin'deyim ve ordan da umut bekliyorum.
16 Ağustos 2011 Salı
4
Grilik... iste budur bi yerden bi yere surukleyen ya da bezen oylece durmana neden olan. Su anda belirgin olan hayatımda iste bu... Onumde bir siir var Peter Handke'ye ait olan; Cocukluk sarkısı. Bikac gundur Wim Wenders'ın 'der Himmel über Berlin'in etkisindeyim. Pazartesi biramı alıp Dom'un oradaki merdivende oturup ne yapmam gerektigini dusundum ve Berlin'i begenirsem master planlarımı ona gore ayarlamam gerektiginin farkına vardım. Gorecegiz. Ben Almanya'sız cok zorlanacam gibi...
iyi geceler.
Nerde kalmıstık?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
iyi geceler.
Nerde kalmıstık?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
14 Ağustos 2011 Pazar
3
Bu olmamalı! Sadece anı olarak kalması icin anlasmıstık; adını bilmemeliydim ve belki de hic konusmamalıydım. V e neden kendimi anlatma cabasına girdim; giristim? 2 hafta sonra en yakın arakdasım gidiyor ve bir hafta sonrasında ben! Gunler sayılı ne yazık ki... Ve bir daha O'nu goremeyecem; kalbim nasıl acıyor ve iki gundur beraberdik; ictik, konustuk, sinemaya gittik, güldük ve bazen de sustuk; kelimeleri tüketmeme düsüncesiyle... Ama daha cok yorulmalıydım daha once oldugu gibi; emek vermeliydim. Defalarca soyledim sehre aidiyetligi sevmedigimi ama bu insanlara karsı bir aidiyetlik mi bilmiyorum ki sadece aklımdan gecen 'Neden daha once konusmadım ya da tanısmaya calısmadım ve hersey farklı olabilirdi' Herseyin sonu oldugunu biliyorum ve cogu zaman en guzel yerinde...
Evde sarap kalmadı, sayısız sarkı var ama bir de yazmam gereken odevler ve bir de sorular... Tanrım; beynim huzuru kabul etmiyor mu ya da kalbim?
The Legendary Pink Dots/Zero Zero ya da Moby/Why does my heart feel so bad... Bu sarkılar cevap verebilir mi peki?
Evde sarap kalmadı, sayısız sarkı var ama bir de yazmam gereken odevler ve bir de sorular... Tanrım; beynim huzuru kabul etmiyor mu ya da kalbim?
The Legendary Pink Dots/Zero Zero ya da Moby/Why does my heart feel so bad... Bu sarkılar cevap verebilir mi peki?
10 Ağustos 2011 Çarşamba
2
100'ü geckin yazmısım bu bloguma ki yaklasık bir bucuk sene icinde. İyi beslemis miyim ruhumu, beynimi bilmiyorum. Benim bir konu hakkında soylemek istedigim bir sey var; aslında soyleyemedigim. 'Harry Potter' olayı? Kim o velet diyecem ama sanata olan saygımdan bu terimi kullanmayacagım ki her ne kadar populer olanın, populerlesen seylerin elestirisini yapmayı zevk edinsemde. Arkadaslarla bir araya geldigimizde mutlaka bi hokus pokus olayı mı desem konu bir sekilde H.P.'a geliyor ve gercekten hicbir fikrim yok diyerek susuyorum; cünkü sadece biri sinemada ve digeri de tv'de olmak üzere iki filmini izledim ve gercekten bir ortamda Harry Potter'dan laf acıldıgında cok yabani hissediyorum ki yaklasık 10 gun önce ikinci el pazarından 3 euroya yedinci kitabını almıs bulunmaktayım. Ha okuma hevesim var mı; hayır! Bi ara bi göz atmayı dusunuyorum.
Ama eve gidince ilk fırsatta Celine'e gomulecegim ve Thomas Bernhard'a zaman ayırmak istiyorum. Tutunamayanlar'ı tekrar elime almak isiyorum ve Olric ile basbasa kalmak...
Biraz politikaya kafa patlatmak ayrıca... Vapurda Hakan Gunday'ın son kitabını okuma hayali bile kuruyorum izmir icin. Simdiyse; onume gelen ingilizce makalelerle odev yapıyorum. Bizim bolumun kutuphanesi gunde 2 saat acık oldugu icin gitmeme taraftarındayım bu sıralar. Zaten bi ara epey zaman gecirdim zor gunlerimde ve simdi havalar guzelken (bazen aslında hala ceket-atkıyla dolasılınıyor agustosta) evde arastırma yapmayı tercih ediyorum. Arastırma derken; kendi capımda.
Biraz uyumalıyım sanırım. Ama haftaya kadar bitirmem gereken ve hatta baslamam gereken odevler var. Sure daralıyor ve zaman Oblomovluk zamanı degil...
Ama eve gidince ilk fırsatta Celine'e gomulecegim ve Thomas Bernhard'a zaman ayırmak istiyorum. Tutunamayanlar'ı tekrar elime almak isiyorum ve Olric ile basbasa kalmak...
Biraz politikaya kafa patlatmak ayrıca... Vapurda Hakan Gunday'ın son kitabını okuma hayali bile kuruyorum izmir icin. Simdiyse; onume gelen ingilizce makalelerle odev yapıyorum. Bizim bolumun kutuphanesi gunde 2 saat acık oldugu icin gitmeme taraftarındayım bu sıralar. Zaten bi ara epey zaman gecirdim zor gunlerimde ve simdi havalar guzelken (bazen aslında hala ceket-atkıyla dolasılınıyor agustosta) evde arastırma yapmayı tercih ediyorum. Arastırma derken; kendi capımda.
Biraz uyumalıyım sanırım. Ama haftaya kadar bitirmem gereken ve hatta baslamam gereken odevler var. Sure daralıyor ve zaman Oblomovluk zamanı degil...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)