18 Ağustos 2011 Perşembe

5

Bugun trende kendimi tutamadım ve birdenbire gozyaslarım aktı ve carprazımdaki kisi bana bakınca gunes gozlugumu kullanıp kullanmamam gerektigini dusundum; basladım sorulara... Neden bu kadar iyi diye sordum kendime, gereginden fazlaca iyi ve neden bu kadar gec karsılastım ya da total olarak karsılastım diye... Fakulteye dogru yururken birden kendimi surreal filmin bir sahnesindeymis gibi hissettim ve hersey etrafımda ucusmaya basladı ki sonrasında kendi kendime sordum; Neden siirsel degil hayat? Sonrasında arkadaslarla Brühl'deki satoya gittik ve mimari yapısı basımı agrıtmadı degil ve orada insanlara bakıp kimsenin oyle bir hayata sahip olmadıgını dusundum. Avrupa demek; tarih demek ki bunu anladım ama koskoca satoda o insanların nasıl yasadıklarını dusundum ve bi ara dısarı baktım pencereden ki gunesin altında calısan iscileri gordum; hayat ne zalim diye gecirmedim degil... Ben bunu anlayamıyorum iste. Ne kadar cok insan var yeryuzunde diye dusundum ve ne kadar adaletsiz sistem. Eskiden biraz daha acımasızdım ama simdi... Zor gercekten yasam zor; bi yerde sebepsiz yere soru sorup, her sorunun acısını cekmek mi yoksa hayattaki herseyle dalga gecip tumuyle eglenmek mi daha kolay diye gecirdim icimden. Cevabı bulamadım...
Yarın Berlin'deyim ve ordan da umut bekliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder