17 Haziran 2012 Pazar

Hamletvari

Gitmeli mi, kalıp mücadele etmeli mi? Pişman değilim, iyi ki geldim ama nasıl desem durup sözümü tutmalıyım! Sana güzel haberler vermeliyim.

Bugün babalar günü ve ailemi özlüyorum; önceki gece babamı rüyamda gördüm, kolunu kesmişlerdi. Ah Tanrım, aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.

Ablama gelince; dünyanın neresine giderseniz gidin yanıbasınızda olan kimseler aileniz üyeleridir. Evet, aile her seydir. Zevklerimiz, hayattan beklentilerimiz olsa da ablamı çok seviyorum ve onun her şeyin en iyisini hakettiğini düşünüyorum. İyi ki ablam, abim ve kardeşim var, çünkü bu bana çok şey katıyor.

Benim öyle laylaylom geçen Amerika günlerim yok hatta iş arıyorum da diyebilirim ama şunu azen çok söyleyebilirim ki ben güneşli günlerden, laylaylom tatil belgelerinden bazen çok sıkılıyorum. Bu arada buraya gelirken gecen hafta Penn Station'da sabah treni kaçırdık ve ablamla Manhattan'ın baş döndürücü binalarının orda zaman gecirdik. Central Park'ı göremedim ama Bryant Park harika ve tüm gün orda kitap okuyarak zaman geçirebilirim. Cuma günü ikini el kitaçı keşfettim ve Dostoyevski-Suç ve Ceza'nın ingilizcesini aldım. Yaşlı şeker amca Rus sandı beni ve herhalde Türk oldugumu söyleyince şaşırdı. Rus oda arkadaşlarım gitti ve kafamda şu cümleyi bıraktı: 'Ruslar paraya ne kadar düşkün'. Ayrıca AIESEC-Rusya stajından vazgeçtim gibi, Makedonya'da staj ve Balkan kültürünü tanıma, hatta Elise'yi kandırabilirsem orda bulusup Flexipass olayı yapma daha çekici.

Ve sanırım benim en güzel yazım geçen agustostu. Elise her mesajında beni özlediğini yazıyor. Ben de onu özlüyorum. Çok yazdım ama şu an Amerika'da değil, Fransa-Almanya-İsviçre'nin bir kasabasında Elise ile içmek isterdim. Belki uzun zamandan beri beni anlayacagına inandıgım tek insan oydu. Ve Kai, ondan haber yok. Tandem partnerim ve benim güzel kalpli Katja'm ise uzun süredir yazmıyor ki tezinden olsa gerek. NY'tayken kart göndermiştim ilk iş olarak. Hatırlanmak güzel şeydir...

Çevremde Türkler var ve siyahlar, ırkçı değilim, olanı da sevmem ama hani alıştıgımız Afrika'da aç olan siyahlar yerine benim gözlemlediğim hiphop müzik dinleyip 'Oh Man' diyen sakızlı insanlar bunlar. Müzede haftada bir gün gönüllü olarak çalışacagım Newport'ta. Ehliyet kursuna yazılacagım salı günü. New York ve Boston'a gitme planlarım var ama bakalım... Bu arada Alex'ten bahsetmeliyim ki kaldıgım motelin rezervasyon bölümünde ve ingilizce konusuyoruz
Amerika'dan nefret ediyor, Avrupa'da kalmıs ve orada okula gitmiş. Muhabbeti çok güzel. Geçen pazar Rhode Island'da ilk sabahımda Amerika'da kiliseler nasılmış diye girdiğim kilisede beni çok sevdiler! Aslında o kadar uykuluydum ki amaclarımdan biri şehri gezerken oturup dinlenmekti ama iyiki gitmişim. Avrupa'daki gibi görkemli ve korkutucu değil mimari olarak.

Zaman nasıl geçiyor bilmiyorum; Hamlet gibiyim, gitmeli mi kalmalı mı?
Bu arada dün notlara baktım ve koca bir aferin bana! 11 dersimin 10 tanesini gayet güzel geçmişim. O derse gelince zaten alttan bırakmak istedigim için çalılmadıgım ve gelecek dönem Hacettepe'de alıyor olmam nedeniyle çalışmadıgım dersti. Hedeflenen 10 dersin sadece bir tanesi (Din Sosyolojisi) CC ve Dünya Edebiyatı Tarihi-Hamlet ise gururla aldıgım ilk 100!

Uzunca bir ara verecegim sana, yogunlasmam gereken seyler var ve karar vermem gereken..
Cümleler karışık, kelimeler darmadağın. Yaşamın kolay olmadıgını öğrenme süreci ve kapitalizme hizmet etme ve diger yandan deneyim-CV diye kosturma. Planların içinde bogulma, üstleri çizilince hissedilen hafiflik. American dream hiç olmadı ama ne bilim karavanla baştan aşagı bu ülkeyi gençken hatta bazen otostopla (yasakmış bu arada) birkaç arkadasımla gezmek isterdim. Ama şimdilik Providence'ı keşfetme, Boston'a seyahat, sonra New York ve Niagara'ya tur.

Sevgiler

8 Haziran 2012 Cuma

Gunaydin New York

Hoscakal diyemeden apar topar geldim New York`a ve yolculuk keyifliydi. Iyiyim ve her sey yolunda. Yarin belki evet bu belki benim sehrimdir diye sahiplebilecegim kucuk bir sehre adim atacagim. Kaldi ki bir sehre bagimlilik olmamali. Nasil desem, korkularimin beni esir etmesine izin vermek istemiyorum ama korkacagimi bile bile adim atiyorum,\
Su anda New York`ta guzel bir sabah ve aksam merkeze Manhattan`a goz atacam ne var ne yok diye. Heyecan hic olmadi ve gercekten zorladim kendimi ki Amerikan Ruyasi`nin gelinlik sarhoslugunda degildim hicbir zaman.
Gecen son haftalar cok zorlandim ve Izmir`den kacmak icin can cekisiyordum. Yormustu hersey. Yurttaki oda arkadaslarim, hocalar, sinavlar, uzerimdeki yukler... Bir plan daha beni bekliyor ve sanki okul bitince hersey daha guzel olacakmis gibi geliyor. Bitsin artik. Bunu demek cok guc cunku ben 30uma kadar okumak istiyordum ki zaten oyle olacak ama gercekten yoruyor artik Turkiye ve ordakiler. Kimse ve hicbir sey icin verecek mucadelem yok. Hergun evet bugun degisecem, hayatimdaki cogu kimseyi silecem diyorum ve bu da Facebook`ta birkac insani silmekten pek oteye gidemiyor.
Geldim, aldim sirtima yuku. Gokdelenleri sevmiyorum ama yollardaki genislik ve agaclik yerler sanki ilimli bakmama neden oldu buraya. Bakalim ne maceralar bekliyor.
Amishleri gorebilecek miyim?
Peki ya Kovboylari?
Ve Amerikan Yerlileri?

Evet ben antropoloji uzerine master yapmak istiyorum; dunyanin aslinda kesfedilecek kulturlerini gormek ve aslinda dunyanin ne kadar cesitlilikle guzel oldugunu gozlerimke gormek istiyorum.
Bunu gercekten istiyorum!

6 Mayıs 2012 Pazar

H.R.

Kendimi Howard Roark'ta görüyorum; tamam onun kadar idealist değilim, hatta gayet de şikayetlerde bulunan versiyonuyum ama bi sempatim var bu karaktere...

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Okumalar

Son bir ay ve Amerika öncesi bolca Ayn Rand ve H.D.Thoreau...

iyi okumalar...

27 Nisan 2012 Cuma

Aylar sonra

Aylar sonra O'ndan haber almak ve Facebook-inbox'ımda yer alan bir message. Beni özlemiş. Ne kadar uzun zaman oldu haber almayalı. Yazdım cevap ama hala şoktayım. Dondum ve gözyaşımı zor tuttum. Ne kadar değiştiğimi görmesini isterdim. Sadece yapabildiğim küçük bir hayalle bir tren istasyonunda sarılışımız. Geçen sene 25 nisanda onu görmüştüm ve olaylı bir şekilde ayrılmıştım evinden. Son görüşüm olduğunu biliyordum ve sonrası içine girmiş olduğum depresyon ve Elise'nin dostluğuyla bazı şeyleri atlatabilmem; sonrasıysa Kai-dostluğumuz-uçışan hayaller ve geri dönüş.

Tanrım n'olur gideyim buradan artık!

Yine yarım biten bir yazı...

23 Nisan 2012 Pazartesi

Son gelişmeler

Bazı şeyler değişiyor; gelecek sene son yılımı Hacettepe Universitesi-felsefe bölümünde okuyacağım ve bu yaz Amerika için vizemi almış bulunmaktayım ve sırada gelecek yaz uğraşları var... Herşey yorucu ama güzel olacak...

14 Nisan 2012 Cumartesi

Kurtarılmış Şehir

Uzun süredir bu konudaki düşüncelerimi yazmak istiyordum ve dün de başlık aklıma gelince ilk fırsatta yazayım dedim. Bir şeyler söylemek istiyorum İzmir hakkında. Ne garip bir şehir; tamam kabul ediyorum kibar insanlar, güneşli havalar ama ben "Türkiye'nin en modern şehri" olarak gözüme sokulmasından rahatsız oluyorum. Modernlikten anlaşılan Sevinç pastanesinde oturan cool yaşlılar mı yoksa Alsancak'ta lüks mağazalarda alışveriş yapan ve burnumu parfüm kokularıyla rahatsız eden mi? Kulenin resmini her yana koyup bakın çok tarihsel-kültürel ortamımız var denilmesi nedeniyle mi? Peki bu insanlar Bornova merkezde mini etekle dahi yürünülemeyeceğini bilmiyor mu? Gidilen bir kültür-sanat etkinliğine kaç kişinin gelindiğine göz atılmıyor mu? Kabul ediyorum klasik bir Avrupa şehriyle yarışabilir ama lütfen kimse bana "en" kelimesini kullanarak gelmesin.

Sonuç; ben seviyorum bu şehri ve rakı eşliğinde Kordon'da oturup sohbet etmek uzun süredir istediğim bi şey ve neden gitmek istediğimi de bilmiyorum buradan. Ama modern ve modernlik kelimelerini kalıplaştırıp şehre yüklemeyin. Zaten gitgide Evropalılaşacaz deyip ne yaptıgını bilemez ülke olduk. Örneğin okula Avrupa Egitim Sistemi'ni getiriyorsun; süper-ötesi reklamlar yapıyor, cıkıp gençlere nutuk çekiyorsunuz ama öğrenciler hala mı ezber sisteminde saçmasapan şeylerle ugrasıyor onu geçtim biz Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden birinde oturacak yer bulamıyoruz. Demek istediğim; etegini mini giymek ve yolda rahat yürümek de modernlik degildir ve ben bunun beyinde olabilecegine inanıyorum. Bu kadar devasa degisimler bir yerde gercekten güzel; belki bu modern şehirlerinizde bilinçili insanlar tarafından onaylanabilir; peki ya içselleştirme? Bu bizim ülke için çok zor işte.
İzmir'e bakınca metrosu Avrupa'nınkiyle yarışabilecek düzeyde; peki ona tükürüp, tekme atanlar, sıraya girmeden binenler. Modernliğin içselleştirilmesi insanda olabileceğinden benim gözümde metronun güzelliğinin pek bir önemi kalmıyor. Ha deniyor ki neden bu kadar seviyorsun Almanları ve neden takdir ediyorsun Avrupalıları? Sizce bu nedeni olamaz mı? Tabii orda da kokuşmuşluk var ama ben onların az bir çogunlugu da olsakendine özgülüğünü çok sevdim diyebilirim. Ben gerçekten bu değişimi destekliyorum ama olan sonradan görme kavramının karsımıza çıkmasına neden oluyor. En cool parfümleri kullanabilirsiniz, en pahalı cep telefonlarını alabilirsiniz ama çok afedersiniz bunu bana modernlik altında sunamazsınız! Anlatmak istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum ama en azından kafamdakileri döktüm bir kenara... Huhh.