19 Kasım 2013 Salı

Bir Agaca Asik Olmak

Ben yine savsaklıyorum yazmayı. Belki çekincem elime kağıt kalem almaktan ya da düşüncelerimi bilgisayar tuşları karşısında samimiyetsizliğe dönüştürmekten kaynaklı. Ama şu an bunu gerçekleştirme gücünü gösterebiliyorum.
Bugün güneşli ve güzel bir günde yaşadığım şirin kasabanın yollarında yürürken bir ağaca aşık olma fikri geldi. Hayır gülmeyin; bu kişinin doğaya, evrene, duyduğu özel ilgiyle ilişkili. Çalıştığım yerde olsun, evimde olsun bazen bir ağaca bakarak mevsimlerin analizini yapmaya çalışıyorum. Evet, şu an anlayacağınız üzere sonbahar ve her yer kahverengi. Ve bir ağaç öylece karşınızda masumca duruyor. Gökyüzü ana kucaklarını açmış ve sana tüm güzelliklerini sunuyor. Mavilik, yeşillik, düşen ya da uçuşan yapraklar... Daha ne istenebilir? Biri hayallerimi sorsa kesinlikle Sahra Çölü'nde oturup, kendimi çölün kahverengiliğine ve gökyüzünün maviliğine bırakmak. Sadece iki renk ve önümdeki sonsuz görüntü.
İşte bir ağaca aşık olma fikri de bu. Sessizlik, değişkenlik, güzellik...
İnanç ve Tanrı kavramları yaşamımda önemini yitirdiği için doğanın kendisine çok şey atfediyorum belki de. Gökyüzü bir Tanrı olabilir, bir ağaç ise bir peygamber.
Evet, ben bir ağaca inanıyorum hem de tüm güzelliğine ve tüm masumluğuna. Ve bundan kocaman bir aşk doğuruyorum.
 
(18 Kasim 2013)

9 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Kiziniz Olursa Eger (Eksi Sozluk´ten)

"Asla ve asla toplumda kendisini geride hissetmemesini telkin ederdim.  herhangi bir ırka, herhangi bir cemaate, bir siyasi görüşe ya da herhangi bir topluluğa ait olarak yaşamaması gerektiğini söyler; ondan yalnızca özgür bir dünya vatandaşı gibi davranmasını isterdim.  içinde yaşadığı toplumda tamamen kendi düşünceleriyle ve yalnızca kendisi olarak var olması gerektiğini öğütlerdim.  cinselliği gözünde asla büyütmemesini, seksin yalnızca hoşlanılan kişiyle bir iletişim ve bütünleşim şekli olduğunu söylerdim. bu konuda ona yapacağım tek baskı -eğer yönelimi karşı cinse olacaksa- zamanı geldiğinde mutlaka korunmaları gerektiği yönünde olurdu.  toplumda kadınları ezmek için kullanılan kaşar, motor, orospu gibi hakaretleri ve yaftalamaları asla umursamamasını söyler; hatta yeri geldiğinde bunları kabullenip ters psikoloji olarak kullanmasını öğütlerdim.  özgüveni yüksek ve güçlü bir karakter olarak yetişmesini sağlar, büyüdüğünde kendi kız arkadaşlarını da etkileyebilecek biri olmasını sağlardım.  dini inançlara, astroloji gibi hurafelere itibar etmemesini tavsiye ederdim. bu konuları arzu ederse istediği gibi araştırabileceğini ve zamanla kendi doğrularını bulabileceğini söyler; fakat insanlığı ileriye taşımanın asıl yolunun çağdaşlıktan ve bilimsel düşünceden sapmamaktan geçtiğini de ona anlatırdım.  ona empatiyi aşılardım. kendisi gibi düşünmeyenlere, kendisi gibi giyinmeyenlere, kendisi gibi yaşamayanlara saygı göstermesi gerektiğini her zaman telkin eder; bizi insanların gözünde gerçekten saygıdeğer kılacak olan şeyin farklılıklara gösterdiğimiz saygıdan ibaret olacağını hatırlatırdım.  hata yapmaktan asla korkmamasını öğütler, insanın ancak hatalarından ders alarak güçlenebileceğini anlatırdım. bir seçim yapacağı zaman düşünmeden hareket etmemesini söyler, karar verdikten sonra da asla seçimlerinden dolayı pişmanlık duymamasını isterdim.  okuyacağı okulların onun aklını gerici düşüncelerle zehirlemeyecek okullar olmamasına dikkat eder, kendisini geriye çekmeyecek arkadaşlıklar kazanabileceği ortamlarda yetişmesini sağlardım.  çevresini ve içinde yaşadığı evreni anlamaya çalışmasına yardımcı olur, onun meraklı biri olarak yetişmesini sağlardım.  üniversite çağı geldiğinde avrupa’da okumak isterse ona bir interrail bileti alır, okumak isteyebileceği şehirleri tek tek gezmesini, oralardaki üniversiteleri ziyaret etmesini, profesörlerle görüşmesini ve okuyacağı üniversiteyi seçmesini söylerdim. dönüp tercihini yaptıktan sonra onu seçtiği üniversitede okuturdum. tercihi amerika’dan yana olursa ona yine aynı desteği verirdim.  ufak yaşlardan itibaren bir müzik aletini çalmayı öğrenmesi için gayret eder, önemli dünya dillerini öğrenmesini sağlardım. dünyanın çeşitli yerlerini gezdirip farklı kültürlerle küçük yaşta tanışmasını sağlardım.  çocukluğu ve gençliği boyunca tanıdığım önemli insanlarla mutlaka onu tek tek tanıştırır, onları dinlemesini ve izlemesini sağlar, hepsinden bir şeyler öğrenmesine çabalardım.  iyi bir sinema ve tiyatro kültürü kazanmasını sağlar; iyi müzik dinlemeye ve düzenli olarak kitap okumaya teşvik ederdim.  filmlerden, kitaplardan ve şarkılardan ona pompalanan abartılı aşk anlayışını gerçek dünyadan beklememesini öğütler; güvenilmemesi gereken insanların yanlış yönlerini görmeyip onlara gözü kör olacak kadar bağlanmaması gerektiğini söylerdim. kadınlarla olan eski ilişkilerimi ve gençliğimin ne kadar hareketli geçtiğini ona anlatır ve sevilmek konusunda gerçekçi beklentiler içinde olması gerektiğini tavsiye ederdim. olur da sevilmeyi ve değer görmeyi hak eden birisi karşısına çıkarsa onun kalbini asla kırmaması gerektiğini söylerdim.  babası gibi, günü gününe olmasa da düzenli bir şekilde günlük tutmasını tavsiye ederdim.  uçlarda yaşamanın toplumun ona öngördüğü biçimde yaşamaktan çok daha iyi olduğunu anlatır, fakat çevresiyle tamamen uyumsuz ve insanlardan izole bir hayat yaşamaması gerektiğini de eklerdim.  her zaman yanında olduğumu her zaman hissettir, ama ben yanında olmasam da kendisini aynı şekilde güçlü hissedebileceği şekilde yetiştirirdim.  hobilerinin olması konusunda onu motive eder, yapmak istediği şeylerde onu desteklerdim. ne yapmak isterse istesin her zaman arkasında olacağımı ona mutlaka hissettirirdim.  ona asla çok sert davranmaz ve asla şiddet uygulamazdım. onu olması gerektiği kadar disiplinli bir şekilde yetiştirir, ceza yerine doğru şeyler yaptığı zaman ödüllendirmeyi deneyerek yetiştirmeye gayret ederdim. gerektiği yerde bu konuda yetkin kişilerden mutlaka destek alırdım.  bütün bunları yaptıktan sonra ne şekilde yaşamak isterse istesin arkasında olacağımı ona hissettirir ve istediği biçimde yaşayabilmesi için ona güvence verirdim.  hepsinden daha önemlisi, onu sevgiyle yetiştirirdim."

29 Ekim 2013 Salı

Ve Lou Reed ölür.

Doğdum ve Lou Reed oldu. Evet, bu bir perfect day değil!   Biraz erken ama mutlu yaşlar Pınar'ım! İçimde tarif edilemez bir şey var; hiçbir heyecan yok ve galiba yaşlanıyorum. Ama nasıl desem; Elise burada ve çok çok mutluyum. 2 yıldan fazla bir süre en yakın dostunuzu görmezseniz ne yapardınız? Biriktirip bazı şeyleri içinizde yolunuza devam etmeye çalışırdınız. Ve o şimdi birkaç metre uzağımda. Ve O'na gelince; birbirimizi ikimizinde kedi olduğu bir diğer yaşamda göreceğimizi söyledi. Duygularım allak bullak. Ne kaldı geriye söylenecek kedi olmayı dilemekten başka?  Hiçbir dilek yok ve bu bir ilk. Sadece insanların ve anıların yaşamımdan gelip geçmesine yer var; buna müsaade etmeye.  Bol şaraplı ve güzel insanlar-anılarla dolu güzel bir yaş! Bolca film, şarkı, şiir, şehir dolu... Yaşam dolu; umut ve düş dolu...  İyi ki doğdum ve iyi ki hayatımda Velvet Underground vardı!

23 Ekim 2013 Çarşamba

Yasemin Mori

 ''özgür bırak. sınırsız kal. çık içinden. kes saçmalamayı! aç! aç kendini! hisset, yüreğini hisset! sen, sen, sen bensin ben senim, sensiz durmaz bu yol!   güçlen! onlar gibi, onlar ki şeytan! sen ki biir, sen ki bir güzel çiçek, bir ağacın dalı, bir ağaca toprak gerek! bir ağaca aşk gerek! toprak gerek! aşşşk gerek! sevgi gerek! sen de büyü, büyü. artık omuzumda yükü tüm dünyanın. dayanabilir misin buna? olabilir misin gerçek? bana seni gerek! dünyaya seni gerek! silahsız, çırılçıplak, karşında çınlıyor, yanıyor,hayallerimiz başlıyor filizlenmeye. kara topraktan çıkarak, gökyüzüne doğru yükselerek, aya selam vererek, seni bana gerek, seni! güçlenerek, hissederek, her yerde paylaşarak seninle büyük dünyamı.   kırma kalpleri, kırma. etme, ettiğin yol değil. gittiğin dikenler yol değil! güzelsen güzeliz.''

30 Eylül 2013 Pazartesi

Kadin Olmak

Kadin olmak herseyiyle guzel. Romantizmiyle, degiskenligiyle, fedakarligiyla, elden ne gelirse gerekirse yapabilirligiyle, tutkusuyla cok cok guzel. Guclu olmaya calismak, ayakta durmak icin caba harcamak ve daha fazlasi...

Bir anne olarak dusunemiyorum kendimi mesela. Kendimi daha taniyamamisken baska bir birey yeryuzune getirip ona tum fedakarligimi veremem gibi geliyor... Belki de bencilim bu konuda. Kendimi tanimaliyim once. Peki ya bu kalbim... Nasil aciyor ve herseyi nasil icime atiyorum bi´ bilsen. Iciyorum ve nedeni dusunmemek, ama dusunuyorum da. Elden hicbir sey gelmiyor.

Yarim saat sonra ayin ilk gunu olacak ve ben yine yeni kararlar alacagim. Ayniliklar ve yorgunluklari... Sigarayi biraktim ve su andan itibaren alkolu azaltma soz konusu. Daha guclu ve daha saglikli ama daha az hassasiyet.

Kadin olmak boyle iste. Prezervatifsiz sevismek gibi cesurca, en ufak seyde kirilganca...

Herseyiyle guzel...

29 Eylül 2013 Pazar

Gun Isigi

Tanri´ya inanasim ve oyle bir icimden bir sey icin yalvarasim var ki... Lutfen sabah olsun, lutfen sabah olsun diye... Yuzumdeki bu maskeyi yeni bir gun ve gunes isigiyla atabileyim diye.
Iyi mi ettim bilmiyorum buraya gelmekle. Sorgulamanin ya da yakinmanin zamani degil. Ama bir bosluga dustum. Elise dun gece emailinde sunu dedi: Biz Fransa´da yalniz hissediyoruz diye. Ciglik atamadim, komsular uyanmasin diye. Hayir donmeyi hic mi hic istemiyorum. Sonucta cok istedigim bir hayati yasiyorum. Sessizlik, doga ve kendindelik. Ama ne eksik bilmiyorum. Doyumsuzluk belki de...
Peki oyleyse guzel bir haber vereyim: Bugun sigarayi biraktim ve cok da kararliyim. Bilgisayarim da gecen haftadan beri bozuk; bi´ bakima iyi de oldu ama bugun odadaki boslugu yok etmek icin, hayatimda olk kez olmak uzere televizyonu acmak istedim. Bir sesler isitmek... Ama Istanbul´daki gibi yorucu ve bogucu seslerden degil. Tikandim ve kumandayi biraktim ve ise gittim erkenden.
Yarin yine sabah olacak, pazartesiler, ayin 1´i, dogum gunleri ve yil baslari... Yeni adimlar ve kararlar...
Sonuc olmayacak belki de...
Su an oyle bir Tom Waits dinlemek istiyorum ki ustelik beyaz sarabimi yudumlarken... Eskimeyenlerinden!

28 Eylül 2013 Cumartesi

49 Saat ve Dudaktaki Yaralar

Yazilacak, paylasilacak cok sey var. Sorun zaman ya da yükümlülülkler degil; bilgisayarimin bozuk olmasi ve zihnen hazir hissetmemem... Gecen hafta bugun cok guzeldi. Strazburg´da bulustuk, Perec´in kitabi olan hediyesini verdim, ictik, yolculuk yaptik, yuruduk, sustuk, dinledik ve et cetera... 49 saat gecti ve yolcu ettim ve trene bindikten sonra gunesli bir gunde calistigim yere dogru yurudum. Yuzumde anlatilamaz bir gulumseme ve bosvermislik vardi. Tatmin olmadigim cevaplar da soz konusuydu. 2.5 yildir bekledigim kisi gelmisti ve gitmisti. Arkami dondum ve trenden inip geri gelir mi ve o lanet olasi 18 eurosu cope gider mi diye... Olmadi. Koca bir aptal olduguma inaniyorum. Evet, onu sevmiyorum ve bu lanet olasi guzel kasabada yalnizligimdan dolayi careyi onda riyorum. Cunku benim icin bu saatten sonra yeni birini sarkilarima dahil etmek cok zor.
Ona gelince, acayip ve sagliksiz olacak sekilde kilo almis; stresten olup olmadigini sordum ve alkolden dedi. Tipik bir Alman olarak. Geceleri konustuk... Gitmeden once hayallerimizden bahsettik. Yazacagi kitabin ilk sayfasinda ben olacakmisim... Bana adayacakmis. Evet gurur verici ama birseyler eksik. Uzuldum halime. Iliski umdugumu soyledim ve bu benim hakkimdi. Onaylanmadi. Elimden geleni yaptim. Tatmin degildim. Sakin yargilama. Cevap mesafe idi. Yapma bunu gözüm, bir bina ötesinde yasarken de aldigim cevabi biliyordum.
Gidisinden sonra ikinci aglayisim bu. Su an gozumden yaslar geliyor. Ame gercekten onun icin degil. Kendi zavalliligim icin. Kendimi kucuk dusurdugum icin. Siir yazmadan ilhamsizlikla gecen 2.5 yil icin. Geriye kalansa hatirlamak icin 49 saat, su an dudagimda opusmekten olusmus yara ve yazar oldugunda beni arabayla Fas´a goturecek olmasina duyulan beklenti. Onun mutlu olmasini, su lanet kitabi yazmasini istiyorum.
Onun kacislarini anlamadim; beni sevdigini soyleyip arkasina bakmadan gidisini... Onu gercekten sevmiyorum, biz gercekten farkili dunyalara aidiz. Onun hayali unlu olmak, benimse Salinger gibi izole bir hayatimin olmasi... Ama zitliklar da guzeldi tabii ki. Ama saatlerce konusup planlarini, duslerini ogrendigim bu kisi hayatimin kisisi olamaz. Uzerimde oyle bir yuk var ki...
Göbegi, sari disler, sarap sisesini agzina dayayarak icisini unutmayacagim.
Dogum gunume davet ettim ve 3. tanisma yildonumumuzde Koln´e gidecegimi ve onu sahnede izleyecegimi soyledim. Donukluk... Gercekten bunlari istiyor muyum?
Bir bosluktayim; sallaniyorum, sallaniyorum ama dusmuyorum. Dussem kabuslarimdan uyanacakmisim gibi...
Laf kalabalikligi yapmanin sonu geldi... Ben yoruldum, teklifimi yaptim. Bekledim ve tukendim ki buna en az benim kadar sahitsin... Zihnim yorgun. Bir kitap ya da Fas hayaliyle yasayamam. Hayatta hep idealleri, amaclari, tutkulari olmus biriyim ve cogu seyden vazgecerek onu bekledim. Before Sunrise ve Before Sunset´cilik oynayacak yillarim da yok. Ona ayirdigim zaman yuzunden Almanya´da Almancami ilerletemedim ve cok yalniz gunler gecirdim. Onun da yalniz kalip ne olup bittigini ogrenmesi icin de gec. Zaman olgunlastit dedim ve ben yanildim. Hayir hayir rasyonel, gercekci, realistik olmakla ilgisi yok, sadece ayni hatalari yapmak, gelecegimi ucuruma suruklemek istemiyorum. Sisyphos gibi olmak istemiyorum. Yorgunluk ve hep geri donus... Hayatimin en guzel yillarini cope atmak gibi. Yeni bir ulkedeyim ve yeni bir dil, kultur, cevre. Bunu da bok etmek istemiyorum acikcasi. Evet, acik oldu hersey. Onun sefil hayatina girmek istemiyorum ki onu benim masum dunyama davet ederken.
Son bir haftadir yasami, düslerimi sorguladim. Ölen insanlari duydum, kucuk bir yolculuga ciktim, dusundum, kendimden biktim, yenilendim ve tazelendim.
Bir iki gün icinde onu Facebook´tan ve hayatimdan silecegim.

Sevgili Pinar, ileride bu blog sayfasini okuyacak ve belki yazdiklarinla gurur duyacaksin ya da hayiflanacaksin. Herkese anlattin hikayeyi yuzeysellikle ve aslinda hikayenin kendisini sen yasadin. Farkli yorumlar duydun ve 2.5 yil bekledin. Ilerde bu satirlari okursan sakin pisman olma. Cunku Bad Boy -kendisinin de kabul ettigi gibi- senin yaninda olmadi. Seni seviyorum´lar ve opucuklerle hayatin gecmedigini de biliyorsun. Sakin bir iliski anlamindaki yalnizligini gelecek planlarin ugruna oldugunu kabullenme. Sen elinden gelenin en iyisini yaptin ve zaman (bu gercekci) ustesinden gelecek. Fransizcaya odaklanmak icin olabilir ve sakin dil icin kalbinden vazgectigini dusunme. O senin yaninda yoktu ve en onemlisi olmayacak da. Kandirmanin manasi yok. Geri getirebilir misin Koln sokaklarinda bira icerek aglayislarini? Hayir, bunu sen istedin ya da istemeyerek oldu. Onu suclamanin manasi yok elbette. Onun yaptigi tek fedakarlik 5´er saatlik bir yolculukla ve max. 60 Eurosunu harcayarak seni gormeye gelmesi. Peki hic dusundun mu sen neler feda ettin ve ne buldun, evet umduklarim da oldu tabii. Sakin pisman olma. Hep guclu gorundum ve icindeki saf masumiyeti ona doktun ve o da bir ogle treniyle gitti.

Derler ya ütopyalar guzeldir, hayir düsler ve gercekler güzeldir.

Belki yillar sonra Fas´ta bir Fransiz lokantasinda ya da bir imza gununde. Hala hayalcisin be guzelim. Insanlar acimasiz, hayat vurdumduymaz. Toparlanma zamani...

Before Midnight: This is real life. It's not perfect, but it's real...

Bugun gunesli bir gun ve tum kotulukleri alip gidecekmis gibi... Hadi devam edelim sigaramiza. Ve hatta son bir kez, yillarca duymayacakmiscasina onun sesini duyalim telefonda.

49 saat bitti, tren yolunu aldi. Sarap bardaklari yikandi, oda temizlendi, isler yoluna koyuldu... Dudaktaki yaralar da iyilesmek uzere, beyin ise olumcul intikamindan vazgecmek uzere yol almakta...

It´s high time to say Good bye!