12 Ağustos 2010 Perşembe

İhsan Oktay Anar

Sevgili Hocam İhsan Oktay Anar... Onunla ilgili yazmak isterken nerden ve nasıl başlayabilirim hiç bilmiyorum; sanırım parmalarım kendi kendini yönlendirir diye düşünüyorum.
Ama ilk aklıma gelen kelime 'farklı' oluşu. Sıradan bir farklılık değil ama. Birinci sınıfta dersime girmemişti ki; Ege Üniversitesi'ni kazandığıma sevinmemin ilk ve en önemli nedeni oydu. Sosyoloji-birinci sınıflardaki 'felsefeye giriş' derini takip ederdim; odasında pek bulunmaz (haftanın belirli günleri okulda olur) Ben ders aralarında bahçede yakalar; edebiyatla ilgili konuşmaya tutardım ya da koridorda hal hatır sorardım. Hiçbir popüler hatta olmayan programa katılmaz, rektörden gelen yemek tekliflerini reddeder, kendi kitaplarıyla ilgili konuşmaktan hoşlanmazmış. Uzun boylu ve aşırı bir içtenlikle kibar biridir. Ben hızlı konuşur, o ise beni duymaz bir cümleyle cevap verirdi ama hep düşünürdü. Kelimeleri seçmek için olduğunu düşünürdüm ben de. Ama hayran kaldığım her daim dolu olan gözleriydi. Mütevaziliği ve gözlerindeki içtenlik pek az insandadır ki bunu da içtenlikle yapan da epey azdır. Kendisini görünce susar edebiyatın hassalığının yarım asırlık insanın dahi ruhuna nasıl dokunabileceğini hissederdim. İhsan Hocam'ın Yunanca dersinden pek kişi geçemez olduğundan bazı kişilerin kötü kalpli ve manasız eleştirilerine hedef olmuştu; yürüyüşünün yavaş olduğunu kafaya takan zavallı felsefecikler üretiyordu bizim bölüm. O kadar kızardım ki farklılığından edebiyatçı oluşunda her gördüğümde gözlerim dolardı. Hatta ilk dersine girdiğimde derste ağlamıştım nedensizce. (Sakın eleştirme beni blogger etkilenmiştim tavırlarından) Bölümün 'Düş ve Düşünce' adlı edebiyat dergisinde şiirimin yayımlandığını söyleyince tebrik etmişti ve Erasmus meselesinde de her gördüğünde 'Siz halla gitmediniz mi' diye sorardı. Hatta Almanya'dan kaliteli bir çikolata getireceğime dair söz verdim ki asla unutmam. Şimdi ikinci sınıfta Ege Üniversitesi'nde olamadığım için üzüleceğim tek nokta İhsan Hoca'dan Eski Yunanca dersini alamamak; kalmayı bile göze alarak söylüyorum bunu. Emekli olacağını ama Yunanca dersini vereceğine dair haberler duydum ki doğruluğunu İhsan Hoca'ya sordum teyit etti. Ha neden bu kadar yazdım hocamla illgili; gitmeden önce Suskunlar'ı okumaya başladım. 'Puslu Kıtalar Atlası'ndaki alamını bilmediğim kelimelerden korkmuş ve ilk okuyuşumda yarım bırakmış, ikincisini iki gün sürmeden bitirmiştim sömestr tatilinde. Suskunlar'ı okurken aklımdan geçti de; keşke İhsan Hocam bahçede otursa ve ben onu rahatsız etmeye gitsem; ben konuşsam, o dinlese; ben anlatsam o dinlese. Neler vermezdim ki...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder