9 Ağustos 2011 Salı

1

Saat 02:08 ve uykusuz, yorguncasına yazıyorum. Yaklasık bir hafta Fransa'daydım ve cok da güzel zaman gecirdim. Dinlenmeksizin biseylerin beni yine kendine dogru hapsettiginin farkına vardım. Nedensizce gozlerim doldu, org konserinde gozyaslarımı tutamadım ve kalbimin acıdıgını hissettim. Bunlar duygusal modda yazılan seyler degil ve yıllardır olan... Yasamı kacırmamak adına verilen caba, birdenbire gitme cabaları... Erasmus'un da bitmesi gerektigini dusundum; cunku gercek hayatıma donmek istiyorum ki herseyin planlı bir sekilde donus surecine gore ayarlanması canımı sıkmıyor degil. Donunce de bekleyenin ne oldugunu bilmiyorum; gercekten bilmiyorum. Ne yazık ki kimse anlamıyor, anlamaz da, anlamalarını beklemiyorum da... Peki ya O... Cok zor olabilir benim icin... Gecen hafta org konserine beraber gittik ve ardından katedralin ordaki merdivenlerde oturup, müzik dinleyerek konustuk ki konserde yerde oturdugumuzda ben hep onu izlemistim, son goruslerimizden biriydi yalnızca. Konustuk... Sustum bazen... Biliyor musun her ne kadar Tanrı'ya ya da Tanrı diye adlandırdıgımız seylere inanmasam da; ben katedralde Tanrı'yla konusuyorum. Katedrallerin soguk havası ve atmosferi, ilginc duvar resimleri, mum ısıkları beni hep etkiliyor. Ve iste ben Tanrı'ya yalvardım, inanmasam da bunu yaptım gecen hafta. O beni yine duymayacak... Beynim Tanrı ile konusurken ben sustum basımı yukarı dogru kaldırarak.
Bu güzel olmalı; evet evet güzel olmalı... Arkadas kalınmalı...
Konuyu degistirmem gerekiyor; Cave ve sarap üstüme üstüme geliyor. İzmir'e gidip vapura binmeyi ve Celine okumayı o kadar cok istiyorum ki, en cok ailem, arkadaslarım, kitaplarım dısında vapura binmeyi ozledim. Belki de birseyler ozlemek ve bunu becerebilmek adına bir bahane. Ama ne olursa olsun ilk sırada.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder