1 Eylül 2012 Cumartesi

Yarim

Sonbaharin ilk gunu... Ne getirecegini bilmedigim bir zaman... Kafami kurcalayan cumleler, sarap ve Cohen bir New York aksami...
Beni ozlemis ve gormeye gelecekmis, tum gun boyunca yurudum, oturdum, yurudum, oturdum ve de dusundum. Gercekten bunu yapar mi? Tarihleri ayarlamaya calistim ve sonunda yoruldum. 1.5 yil aradan sonra hazir olup olmadigimi sordum kendime. Hayatimda beni en cok gulduren insan tarafindan o kadar incitildim ki, aslinda onun beni gormek istemesinin ozlemden ya da kendi ic hesaplasmasinin vermis oldugu vicdan azabindan degil onun kendi yalnizligindan oldugu sonucuna vardim. Peki ben ozluyor muyum? Hem de cok, ama onu sevmiyorum. Hayir gururdan degil. Ben guclu-gucsuz, kararli-kararsiz oluslarimdan yoruldum. Bir seruvene kapildim ve kendi hayatim icin ayakta kalmaya calisiyorum. Asik olmak istiyorum ama askin beni ele gecirmesinden korkuyorum. Aslinda ben, `ben` olani arama ugrasindayim. Inan o kadar zamanimi aliyor ki...
Bir insani sevmek onun sizi uzmesine musade etmeniz anlamina gelmez (Yazmak cok kolay is uygulamaya gelince olmuyor ya). Ozellikle eger siirleriniz ve sarkilariniz tukenmis, tuketilmisse. Oyle donuk hissediyorum ki ve oyle yorgun... Insanin kendinden de siyrilmak istedigi anlar var ya iste o zamandayim tekrar. Yazmak geliyor yazamiyorum, konusmak istiyorum ama konusamiyorum.
Bu yazi oncesinde uzunca olacagi konusunda uzlasilmis ve yarida bitenlerden olacak tekrardan. O kadar cok isterdim ki herseyi herseyi yazmak ve kelimeleri tuketmek, canini acitmak... Kendini uzmekten ote gitmiyor oysa, ustelik baska dilde anlanilacaksa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder