Bugun trende kendimi tutamadım ve birdenbire gozyaslarım aktı ve carprazımdaki kisi bana bakınca gunes gozlugumu kullanıp kullanmamam gerektigini dusundum; basladım sorulara... Neden bu kadar iyi diye sordum kendime, gereginden fazlaca iyi ve neden bu kadar gec karsılastım ya da total olarak karsılastım diye... Fakulteye dogru yururken birden kendimi surreal filmin bir sahnesindeymis gibi hissettim ve hersey etrafımda ucusmaya basladı ki sonrasında kendi kendime sordum; Neden siirsel degil hayat? Sonrasında arkadaslarla Brühl'deki satoya gittik ve mimari yapısı basımı agrıtmadı degil ve orada insanlara bakıp kimsenin oyle bir hayata sahip olmadıgını dusundum. Avrupa demek; tarih demek ki bunu anladım ama koskoca satoda o insanların nasıl yasadıklarını dusundum ve bi ara dısarı baktım pencereden ki gunesin altında calısan iscileri gordum; hayat ne zalim diye gecirmedim degil... Ben bunu anlayamıyorum iste. Ne kadar cok insan var yeryuzunde diye dusundum ve ne kadar adaletsiz sistem. Eskiden biraz daha acımasızdım ama simdi... Zor gercekten yasam zor; bi yerde sebepsiz yere soru sorup, her sorunun acısını cekmek mi yoksa hayattaki herseyle dalga gecip tumuyle eglenmek mi daha kolay diye gecirdim icimden. Cevabı bulamadım...
Yarın Berlin'deyim ve ordan da umut bekliyorum.
18 Ağustos 2011 Perşembe
16 Ağustos 2011 Salı
4
Grilik... iste budur bi yerden bi yere surukleyen ya da bezen oylece durmana neden olan. Su anda belirgin olan hayatımda iste bu... Onumde bir siir var Peter Handke'ye ait olan; Cocukluk sarkısı. Bikac gundur Wim Wenders'ın 'der Himmel über Berlin'in etkisindeyim. Pazartesi biramı alıp Dom'un oradaki merdivende oturup ne yapmam gerektigini dusundum ve Berlin'i begenirsem master planlarımı ona gore ayarlamam gerektiginin farkına vardım. Gorecegiz. Ben Almanya'sız cok zorlanacam gibi...
iyi geceler.
Nerde kalmıstık?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
iyi geceler.
Nerde kalmıstık?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
14 Ağustos 2011 Pazar
3
Bu olmamalı! Sadece anı olarak kalması icin anlasmıstık; adını bilmemeliydim ve belki de hic konusmamalıydım. V e neden kendimi anlatma cabasına girdim; giristim? 2 hafta sonra en yakın arakdasım gidiyor ve bir hafta sonrasında ben! Gunler sayılı ne yazık ki... Ve bir daha O'nu goremeyecem; kalbim nasıl acıyor ve iki gundur beraberdik; ictik, konustuk, sinemaya gittik, güldük ve bazen de sustuk; kelimeleri tüketmeme düsüncesiyle... Ama daha cok yorulmalıydım daha once oldugu gibi; emek vermeliydim. Defalarca soyledim sehre aidiyetligi sevmedigimi ama bu insanlara karsı bir aidiyetlik mi bilmiyorum ki sadece aklımdan gecen 'Neden daha once konusmadım ya da tanısmaya calısmadım ve hersey farklı olabilirdi' Herseyin sonu oldugunu biliyorum ve cogu zaman en guzel yerinde...
Evde sarap kalmadı, sayısız sarkı var ama bir de yazmam gereken odevler ve bir de sorular... Tanrım; beynim huzuru kabul etmiyor mu ya da kalbim?
The Legendary Pink Dots/Zero Zero ya da Moby/Why does my heart feel so bad... Bu sarkılar cevap verebilir mi peki?
Evde sarap kalmadı, sayısız sarkı var ama bir de yazmam gereken odevler ve bir de sorular... Tanrım; beynim huzuru kabul etmiyor mu ya da kalbim?
The Legendary Pink Dots/Zero Zero ya da Moby/Why does my heart feel so bad... Bu sarkılar cevap verebilir mi peki?
10 Ağustos 2011 Çarşamba
2
100'ü geckin yazmısım bu bloguma ki yaklasık bir bucuk sene icinde. İyi beslemis miyim ruhumu, beynimi bilmiyorum. Benim bir konu hakkında soylemek istedigim bir sey var; aslında soyleyemedigim. 'Harry Potter' olayı? Kim o velet diyecem ama sanata olan saygımdan bu terimi kullanmayacagım ki her ne kadar populer olanın, populerlesen seylerin elestirisini yapmayı zevk edinsemde. Arkadaslarla bir araya geldigimizde mutlaka bi hokus pokus olayı mı desem konu bir sekilde H.P.'a geliyor ve gercekten hicbir fikrim yok diyerek susuyorum; cünkü sadece biri sinemada ve digeri de tv'de olmak üzere iki filmini izledim ve gercekten bir ortamda Harry Potter'dan laf acıldıgında cok yabani hissediyorum ki yaklasık 10 gun önce ikinci el pazarından 3 euroya yedinci kitabını almıs bulunmaktayım. Ha okuma hevesim var mı; hayır! Bi ara bi göz atmayı dusunuyorum.
Ama eve gidince ilk fırsatta Celine'e gomulecegim ve Thomas Bernhard'a zaman ayırmak istiyorum. Tutunamayanlar'ı tekrar elime almak isiyorum ve Olric ile basbasa kalmak...
Biraz politikaya kafa patlatmak ayrıca... Vapurda Hakan Gunday'ın son kitabını okuma hayali bile kuruyorum izmir icin. Simdiyse; onume gelen ingilizce makalelerle odev yapıyorum. Bizim bolumun kutuphanesi gunde 2 saat acık oldugu icin gitmeme taraftarındayım bu sıralar. Zaten bi ara epey zaman gecirdim zor gunlerimde ve simdi havalar guzelken (bazen aslında hala ceket-atkıyla dolasılınıyor agustosta) evde arastırma yapmayı tercih ediyorum. Arastırma derken; kendi capımda.
Biraz uyumalıyım sanırım. Ama haftaya kadar bitirmem gereken ve hatta baslamam gereken odevler var. Sure daralıyor ve zaman Oblomovluk zamanı degil...
Ama eve gidince ilk fırsatta Celine'e gomulecegim ve Thomas Bernhard'a zaman ayırmak istiyorum. Tutunamayanlar'ı tekrar elime almak isiyorum ve Olric ile basbasa kalmak...
Biraz politikaya kafa patlatmak ayrıca... Vapurda Hakan Gunday'ın son kitabını okuma hayali bile kuruyorum izmir icin. Simdiyse; onume gelen ingilizce makalelerle odev yapıyorum. Bizim bolumun kutuphanesi gunde 2 saat acık oldugu icin gitmeme taraftarındayım bu sıralar. Zaten bi ara epey zaman gecirdim zor gunlerimde ve simdi havalar guzelken (bazen aslında hala ceket-atkıyla dolasılınıyor agustosta) evde arastırma yapmayı tercih ediyorum. Arastırma derken; kendi capımda.
Biraz uyumalıyım sanırım. Ama haftaya kadar bitirmem gereken ve hatta baslamam gereken odevler var. Sure daralıyor ve zaman Oblomovluk zamanı degil...
9 Ağustos 2011 Salı
1
Saat 02:08 ve uykusuz, yorguncasına yazıyorum. Yaklasık bir hafta Fransa'daydım ve cok da güzel zaman gecirdim. Dinlenmeksizin biseylerin beni yine kendine dogru hapsettiginin farkına vardım. Nedensizce gozlerim doldu, org konserinde gozyaslarımı tutamadım ve kalbimin acıdıgını hissettim. Bunlar duygusal modda yazılan seyler degil ve yıllardır olan... Yasamı kacırmamak adına verilen caba, birdenbire gitme cabaları... Erasmus'un da bitmesi gerektigini dusundum; cunku gercek hayatıma donmek istiyorum ki herseyin planlı bir sekilde donus surecine gore ayarlanması canımı sıkmıyor degil. Donunce de bekleyenin ne oldugunu bilmiyorum; gercekten bilmiyorum. Ne yazık ki kimse anlamıyor, anlamaz da, anlamalarını beklemiyorum da... Peki ya O... Cok zor olabilir benim icin... Gecen hafta org konserine beraber gittik ve ardından katedralin ordaki merdivenlerde oturup, müzik dinleyerek konustuk ki konserde yerde oturdugumuzda ben hep onu izlemistim, son goruslerimizden biriydi yalnızca. Konustuk... Sustum bazen... Biliyor musun her ne kadar Tanrı'ya ya da Tanrı diye adlandırdıgımız seylere inanmasam da; ben katedralde Tanrı'yla konusuyorum. Katedrallerin soguk havası ve atmosferi, ilginc duvar resimleri, mum ısıkları beni hep etkiliyor. Ve iste ben Tanrı'ya yalvardım, inanmasam da bunu yaptım gecen hafta. O beni yine duymayacak... Beynim Tanrı ile konusurken ben sustum basımı yukarı dogru kaldırarak.
Bu güzel olmalı; evet evet güzel olmalı... Arkadas kalınmalı...
Konuyu degistirmem gerekiyor; Cave ve sarap üstüme üstüme geliyor. İzmir'e gidip vapura binmeyi ve Celine okumayı o kadar cok istiyorum ki, en cok ailem, arkadaslarım, kitaplarım dısında vapura binmeyi ozledim. Belki de birseyler ozlemek ve bunu becerebilmek adına bir bahane. Ama ne olursa olsun ilk sırada.
Bu güzel olmalı; evet evet güzel olmalı... Arkadas kalınmalı...
Konuyu degistirmem gerekiyor; Cave ve sarap üstüme üstüme geliyor. İzmir'e gidip vapura binmeyi ve Celine okumayı o kadar cok istiyorum ki, en cok ailem, arkadaslarım, kitaplarım dısında vapura binmeyi ozledim. Belki de birseyler ozlemek ve bunu becerebilmek adına bir bahane. Ama ne olursa olsun ilk sırada.
20 Temmuz 2011 Çarşamba
öylesine
Hersey yolunda; bazen 'geri dönüs' fikri aklıma gelince üzülmüyor degilim ki özleyecegim cok seyler olacak diye. Anne gibi bir hoca, dünyalar tatlısı bir dost, harika arkadaslar ve hoslandıgım kisi. Daha fazla konusmamalı. 'Yasandı ve bitti' olsun ve öylece kalsın. Peki ya sonra...
Neyse, hersey yolunda, planlarım var ve evde internetim yoktu cunku ders calısmak icin internet kablosunnu arkadasa verdim. Kitaplarımı özledim. Hava temmuz ayı olmasına ragmen sonbahar gibi ve soguk cogu zaman. Eve kapanıp kitap okuyasım geliyor ama ders-aksam parti olayı adapte olayını zorlastırıyor. internet oldugunda yeni isimler kesfediyordum dinlemek icin ve Last fm-youtube aracılıgıyla kulaklarım ve ruhum muzige duyuyordu. Ayrıca hala Nick Cave'in sarkılarını bıkmadan usanmadan dinliyorum, saatlerimi alıyor ama olsun. Uyurken de Sigur Ros acık ki dünyadan haberim olmuyor. Mutluyum. Extrem bir hayatım yok (sacma oldu bu kelime ama anlatmak istedigimi anlattım sanırım) ama yetiyor. Ben bunu seviyorum. :)
Sangria manyaklıgım basladı. (Ve neden hep ben ucarda seviyorum?) Bugun de 'Öteki Renkler' kelimesi kafama takıldı. Bi kac yazarı andım...
Neyse, hersey yolunda, planlarım var ve evde internetim yoktu cunku ders calısmak icin internet kablosunnu arkadasa verdim. Kitaplarımı özledim. Hava temmuz ayı olmasına ragmen sonbahar gibi ve soguk cogu zaman. Eve kapanıp kitap okuyasım geliyor ama ders-aksam parti olayı adapte olayını zorlastırıyor. internet oldugunda yeni isimler kesfediyordum dinlemek icin ve Last fm-youtube aracılıgıyla kulaklarım ve ruhum muzige duyuyordu. Ayrıca hala Nick Cave'in sarkılarını bıkmadan usanmadan dinliyorum, saatlerimi alıyor ama olsun. Uyurken de Sigur Ros acık ki dünyadan haberim olmuyor. Mutluyum. Extrem bir hayatım yok (sacma oldu bu kelime ama anlatmak istedigimi anlattım sanırım) ama yetiyor. Ben bunu seviyorum. :)
Sangria manyaklıgım basladı. (Ve neden hep ben ucarda seviyorum?) Bugun de 'Öteki Renkler' kelimesi kafama takıldı. Bi kac yazarı andım...
4 Temmuz 2011 Pazartesi
O
İcim kıpır kıpır, tamam cok klasik ama anlamlı benim icin, en azından tatlı bi heyecan. Ben sınıf arkadasıma karsı bir seyler hissediyorum ki sadece t-shirtünün ve kaleminin rengini biliyordum zaten derste onu izlemekten yorulmustum. Üstelik gecen sene Heidegger dersini ortak almıs olmamıza ragmen bu yıl Aristotle'da aynı sınıftayız ve ben bikac hafta once biseyler hissetmeye basladım. Bilmiyorum klasik bir Alman yüzüne sahip ve hep düsünceli. Dersten once yalnız oturur ve her zaman selam verir bana ki bugun de gidip Aristotle odevinde sorum olursa yardımını istemek icin mail adresini istedim. Tabiki yok boyle bir sey ve amacım sadece adını ögrenmek ve basardım. Elise'nin tahmin ettigi isme sahipmis. Mutluluktan uctum sonra. Bi daha göremeyecem belki onu ama ne bilim güzel bi anı (macera diyemeyecgim) olarak kalsın!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)