29 Ağustos 2012 Çarşamba

Hikaye(ler)

Benim de bir ask hikayem oldu gibi... Haftalar sonra mesajini alip telafi edemedikleri seyler icin ozur vs. Make up olayina gerek yok dedim ve bitirmek isterken onu tekrar gorup gormeme firsatimi sordum gelecek yaz icin. Tabiki diyerek yanitladi. Yillar sonra (cok degil) gorecegim onu ve bir yil sonra.
Cok ciddi bir surecin icine girecegim, biliyorsun deli gibi proje arastirdigimi ve Tanrim olursa Izlanda`ya basvuracagim. Ve uzakliklar gorunecek ki olursa. Sanssizlik bulutlari o kadar uzerimde ki umut edemiyorum artik. Peki bu icimdeki tuhaf agirlik ve tasinilan melankoli bizim ulkeye ozgu mu diyorum, hayir herkes farkli olsa da bir sekilde hepimiz kiskancliklarimizin, umutsuzluklarimizin, basarisizliklarimizin ve kayiplarimizin sonucu konusunda esitiz. Bu dunyanin en laylaylom ulkesinde olsun ya da Afrika`da bir kabile olsun. Nefes alan ve `insan` olarak nitelendirdigimiz her canli turu icin ayni. Kosullar farkli o kadar...
Sanirim bu haftayi NY`u kesfetmeye ayirmis olmamdan dolayi mi bilmiyorum cok sevdim, ucuz likor yeri de buldum ve viskimi-tekilami depoladim. :) Brooklyn`i sevdim, yuksek binalarla bogmadan kizilimsi duvarlarla pek de sevimli gorundu diyebilirim.
Cok cok tatli bir arkadasim var ve US Open tenis macini mailimi gec kotrol etmemden dolayi kacirmis bulunuyorum. Iyi ki Mike`i tanimisim, sayesinde son pazarim cok keyifli gecti, hatta C.Aznavour`un kuzeniyle bile tanistim.
Bakalim haftaya bizi neler bekliyor, gunler azalirken tadini cikarayim diyorum ama nasil desem biraz universite ortamini ozlemedim degil.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Agustos Aksami

Kahvem, yagmur ve Arvo Part... Minimalizm, beynimdeki durgunluk ve bitmek bilmeyen planlar ve hesaplamalar... Izlenilmeyi bekleyen filmler, ne olacagi belli olmayan son 7 hafta...

Soguk bir Iskandinav ulkesinde evimde kahvemi icip muzik dinlerken hayal ediyorum kendimi... Kitaplara gomulmeyi o kadar ozlemisim ve edebiyattan o kadar ayri kalmisim ki soguk ve yapay duygusallik etrafimi sarmis ve iceri girmesine izin veriyorum.

Gecen son gunler guzeldi ve cumartesi Central Park`ta turladim. Pazar is sabah erken Mike ile kutuphanenin onunde Mike ile bulusup tenis maci izlemeye gittik ve oncesinde de evini gosterdi. Geceleri yildizlari izliyorum dedi. Cok sempatik geldi gozume 70 yasindaki Irlanda asilli Amerikali arkadasim. Tenis maci sonrasi alkolsuz birayi paylasarak Lincoln Center`da punk rock konserini izlemeye gittik. `If you see something, say something`deki say`i "buy something" diye soyleyip bizi bi guzel eglendiren activist sanatcimizi es gecmemek lazim. Wonderful day diye yorumlamis emailde. Burda cok arkadasim yok, Erasmus`taki gibi partide tanistiktan sonra Facebook`ta arkadas olup iletismimizin dogum gunu kutlamadan ileriye gitmeyecek olan tanidiklarim yok. Oyle laylaylom yasayip donme dersinde de degilim. Daha uzaklara gitme planindayimisin asli...

Kahvem yarilanmis ve onumdeki devasa Manhattan manzarasi cama vurmus damlalar nedeniyle silik gorunuyor. Ve Arvo Part`in muzigi devam ediyor. Evde yalnizim ve mutfaktayim. Guzel bir agustos aksami. Raki sofrasindaki muhabbetin verdigi keyfi ozlemek yok. Sogugu seviyorum ve mumkunse soguk bir yerde yasamak istiyorum. Cok sey istemiyorum: Izlanda-Isvicre ya da Iskocya?

(Bugun icimden bir ses Toulouse`da yasayacagimi soyledi) :)

10 Ağustos 2012 Cuma

Utandim ve kizardim

Insanlar sinirlerimi bozdukca ya da birdenbire canim sikilinca Moby`nin sarkisindan umut bekliyor gibiyim. Gibisi fazla; oyleyim. Bugun kendimden cok utandim. Newport`ta tanistigim biri ile MoMa Muzesi onunde bulusacaktim ve telefonum olmadigindan ulasamadik birbirimize ve ben kisa bir sure sonra eve dondum ablam icin. Ve o tatli ve sevimli yasli kisi beni beklemis ve ozur icin aradigimda bana telefon hediye etmek istedigini, is konusunda da yardimci olacagini soyledi ki o kadar yol gelip bir de muzede anonsa yaptirdiktan sonra. Ben de onun icin ucretsiz biletlerden almistim ve cok cok utandim cunku daha fazla istekli olabilir veyahut uzunca bekleyebilirdim ya da tel.kulubesinden arayabilirdim. Eve donup tel. konusmasindan sonra bu tarz seylerin mertce arkasinda durmayan kisilere kizdigim icin kendime kizdim. Su an aklim hep onda. Hafta sonu gorusmeyi cok cok istedigimi soyledim. Seviyorum kalbi guzel olan insanlari ve bana kapisini acan insani... Bana o elektrigi veren insani...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Peki ya yarin?

Basladim tekrar proje arastirmaya ve gelecek yaz staj icin de gunlerdir netteyim. Gelecekten korkuyor gibiyim, okul kapandiktan sonra Turkiye`de kalmak istemiyorum ve sirin bir kasabada bir sureligine yasamak istiyorum; daha dogrusu master icin de ugrasmak. Biraz stres altina girdim gibi ve zamana birakmak istemiyorum. Yerimde oturup gun de saymiyorum. Yarin ne getirecek bana?

Ayrica dayimdan bir sureligine arastirma yapmak ve film izleme amacli laptop`unu odunc aldim. Bu demektir ki bol bol yazabilirim. :)

Bugun kesfettigim guzel sarki, Cohen`e selam olsun... http://www.youtube.com/watch?v=soZMuJWYVqQ&feature=youtu.be

30 Temmuz 2012 Pazartesi

NY ve haberler

Ve tekrar NY ve hatta 15. gun... Sevdim mi sevemedim mi bilmiyorum. Aramda hicbir sekilde bir bag kuramiyorum. Ozgurlukler ulkesi degil burasi, Kurallar var, Almanya`dan daha cok. Ama Tr`de olmaktan daha iyi hissettiriyor burasi. Daha az kompleksli insanlar var. Donmeyi istemiyorum ama dondugumde son aylarimi yasayacagim. Insanin ulkesini sevememesi ne kotu bi sey. Planlar yapiyorum hayati daha programli yasamak icin. Gelecek yaz staj derdindeyim. NY Publi Library`den Irlanda ile ilgili 2 belgesel aldim ya da diger alternatif olarak Rusya. Hangisi hesapli gelirse. Hangisinin havasi daha soguksa... Ama samimi olmak istersem Almanya`min yeri ayri. Avrupa`ya daha cok aidiyetlik hissediyorum. Bura icinse ileride Californiya`yi gormek icin gelirim, Amisleri hazir burdayken gorur donerim diyorum.
Bugun 2 guzel haber aldim. Cok sevdigim ve Berlin`de master hayali kurdugum arkadasim Varsova`da mastera kabul edilmis. Sabah sabah cok mutlu etti. Az once de Scorpions`un ekimde Izmir`de konseri oldugunu gordum! Saka mi? Jay Jay Johanson`i da Izmir`de kacirmistim ve buna umarim firsatim olur.
Ben iyiyim; hersey yolunda. Tezimi yazmaya baslayacagim ve su siralar kutuphaneden aldigim filmleri izliyorum. Is ariyorum. Ablamla arami duzelttim. Bu hafta Amerikali bir arkadasimla bulusacagim ve haftasonu dayimin arkadasiyla tanisacagim... Yeni insanlar giriyor hayatima ve bu da beni mutlu ediyor.

17 Haziran 2012 Pazar

Hamletvari

Gitmeli mi, kalıp mücadele etmeli mi? Pişman değilim, iyi ki geldim ama nasıl desem durup sözümü tutmalıyım! Sana güzel haberler vermeliyim.

Bugün babalar günü ve ailemi özlüyorum; önceki gece babamı rüyamda gördüm, kolunu kesmişlerdi. Ah Tanrım, aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.

Ablama gelince; dünyanın neresine giderseniz gidin yanıbasınızda olan kimseler aileniz üyeleridir. Evet, aile her seydir. Zevklerimiz, hayattan beklentilerimiz olsa da ablamı çok seviyorum ve onun her şeyin en iyisini hakettiğini düşünüyorum. İyi ki ablam, abim ve kardeşim var, çünkü bu bana çok şey katıyor.

Benim öyle laylaylom geçen Amerika günlerim yok hatta iş arıyorum da diyebilirim ama şunu azen çok söyleyebilirim ki ben güneşli günlerden, laylaylom tatil belgelerinden bazen çok sıkılıyorum. Bu arada buraya gelirken gecen hafta Penn Station'da sabah treni kaçırdık ve ablamla Manhattan'ın baş döndürücü binalarının orda zaman gecirdik. Central Park'ı göremedim ama Bryant Park harika ve tüm gün orda kitap okuyarak zaman geçirebilirim. Cuma günü ikini el kitaçı keşfettim ve Dostoyevski-Suç ve Ceza'nın ingilizcesini aldım. Yaşlı şeker amca Rus sandı beni ve herhalde Türk oldugumu söyleyince şaşırdı. Rus oda arkadaşlarım gitti ve kafamda şu cümleyi bıraktı: 'Ruslar paraya ne kadar düşkün'. Ayrıca AIESEC-Rusya stajından vazgeçtim gibi, Makedonya'da staj ve Balkan kültürünü tanıma, hatta Elise'yi kandırabilirsem orda bulusup Flexipass olayı yapma daha çekici.

Ve sanırım benim en güzel yazım geçen agustostu. Elise her mesajında beni özlediğini yazıyor. Ben de onu özlüyorum. Çok yazdım ama şu an Amerika'da değil, Fransa-Almanya-İsviçre'nin bir kasabasında Elise ile içmek isterdim. Belki uzun zamandan beri beni anlayacagına inandıgım tek insan oydu. Ve Kai, ondan haber yok. Tandem partnerim ve benim güzel kalpli Katja'm ise uzun süredir yazmıyor ki tezinden olsa gerek. NY'tayken kart göndermiştim ilk iş olarak. Hatırlanmak güzel şeydir...

Çevremde Türkler var ve siyahlar, ırkçı değilim, olanı da sevmem ama hani alıştıgımız Afrika'da aç olan siyahlar yerine benim gözlemlediğim hiphop müzik dinleyip 'Oh Man' diyen sakızlı insanlar bunlar. Müzede haftada bir gün gönüllü olarak çalışacagım Newport'ta. Ehliyet kursuna yazılacagım salı günü. New York ve Boston'a gitme planlarım var ama bakalım... Bu arada Alex'ten bahsetmeliyim ki kaldıgım motelin rezervasyon bölümünde ve ingilizce konusuyoruz
Amerika'dan nefret ediyor, Avrupa'da kalmıs ve orada okula gitmiş. Muhabbeti çok güzel. Geçen pazar Rhode Island'da ilk sabahımda Amerika'da kiliseler nasılmış diye girdiğim kilisede beni çok sevdiler! Aslında o kadar uykuluydum ki amaclarımdan biri şehri gezerken oturup dinlenmekti ama iyiki gitmişim. Avrupa'daki gibi görkemli ve korkutucu değil mimari olarak.

Zaman nasıl geçiyor bilmiyorum; Hamlet gibiyim, gitmeli mi kalmalı mı?
Bu arada dün notlara baktım ve koca bir aferin bana! 11 dersimin 10 tanesini gayet güzel geçmişim. O derse gelince zaten alttan bırakmak istedigim için çalılmadıgım ve gelecek dönem Hacettepe'de alıyor olmam nedeniyle çalışmadıgım dersti. Hedeflenen 10 dersin sadece bir tanesi (Din Sosyolojisi) CC ve Dünya Edebiyatı Tarihi-Hamlet ise gururla aldıgım ilk 100!

Uzunca bir ara verecegim sana, yogunlasmam gereken seyler var ve karar vermem gereken..
Cümleler karışık, kelimeler darmadağın. Yaşamın kolay olmadıgını öğrenme süreci ve kapitalizme hizmet etme ve diger yandan deneyim-CV diye kosturma. Planların içinde bogulma, üstleri çizilince hissedilen hafiflik. American dream hiç olmadı ama ne bilim karavanla baştan aşagı bu ülkeyi gençken hatta bazen otostopla (yasakmış bu arada) birkaç arkadasımla gezmek isterdim. Ama şimdilik Providence'ı keşfetme, Boston'a seyahat, sonra New York ve Niagara'ya tur.

Sevgiler

8 Haziran 2012 Cuma

Gunaydin New York

Hoscakal diyemeden apar topar geldim New York`a ve yolculuk keyifliydi. Iyiyim ve her sey yolunda. Yarin belki evet bu belki benim sehrimdir diye sahiplebilecegim kucuk bir sehre adim atacagim. Kaldi ki bir sehre bagimlilik olmamali. Nasil desem, korkularimin beni esir etmesine izin vermek istemiyorum ama korkacagimi bile bile adim atiyorum,\
Su anda New York`ta guzel bir sabah ve aksam merkeze Manhattan`a goz atacam ne var ne yok diye. Heyecan hic olmadi ve gercekten zorladim kendimi ki Amerikan Ruyasi`nin gelinlik sarhoslugunda degildim hicbir zaman.
Gecen son haftalar cok zorlandim ve Izmir`den kacmak icin can cekisiyordum. Yormustu hersey. Yurttaki oda arkadaslarim, hocalar, sinavlar, uzerimdeki yukler... Bir plan daha beni bekliyor ve sanki okul bitince hersey daha guzel olacakmis gibi geliyor. Bitsin artik. Bunu demek cok guc cunku ben 30uma kadar okumak istiyordum ki zaten oyle olacak ama gercekten yoruyor artik Turkiye ve ordakiler. Kimse ve hicbir sey icin verecek mucadelem yok. Hergun evet bugun degisecem, hayatimdaki cogu kimseyi silecem diyorum ve bu da Facebook`ta birkac insani silmekten pek oteye gidemiyor.
Geldim, aldim sirtima yuku. Gokdelenleri sevmiyorum ama yollardaki genislik ve agaclik yerler sanki ilimli bakmama neden oldu buraya. Bakalim ne maceralar bekliyor.
Amishleri gorebilecek miyim?
Peki ya Kovboylari?
Ve Amerikan Yerlileri?

Evet ben antropoloji uzerine master yapmak istiyorum; dunyanin aslinda kesfedilecek kulturlerini gormek ve aslinda dunyanin ne kadar cesitlilikle guzel oldugunu gozlerimke gormek istiyorum.
Bunu gercekten istiyorum!